Altyapı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altyapı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2010

Plansızlık...


Sadece bir söylentiden hareketle değerlendirme yazısı yazmak ne kadar doğrudur bilmiyorum, olacakları beklemek daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir ama söylentilerin gerçeğe dönüşme ihtimali üzerine bir şeyler karalamaya kimsenin itirazı olmaz herhalde.

Mevzu Tugay Kerimoğlu'nun Rijkaard'ın yardımcılığna getirilme ihtimali. Eğer gerçeğe dönüşürse vay Galatasaray Alt Yapısı'nın haline. Tugay ya da bir başkasının gidişi değil, ortadaki plansızlığın geleceğin şekillenmesi karşısındaki aykırı duruşudur bunları yazmamdaki sebep. 2 ya da 3 yıl önce Ali Yavaş'ın ayrılışı ile başlayan süreç sonrasında tam bir deneme tahtası kıvamına getirilmiş durumda nam-ı diğer Futbol Akademisi. Ali Yavaş'ın ayrılmasının ardında Fatih İbradı tek yetkili olarak tepedeydi, 1.5-2 yıl böyle ilerlendi, sezon başında Van Derks getirildi göreve ve sonrasında da Tugay Kerimoğlu. Şimdi ise Tugay ile ilgili farklı tasarrfular olduğuna dair dedikodular türedi.

Gerçeğe dönüşmemesini arzu ettiğim bu senaryo bu satırlarda da sıkça eleştirdiğim Adnan Polat ve ekibinin futbol yönetiminden çakmayan vizyonu ya da vizyonsuzluğunun başka bir yansıması olur. Hiç mi uzun vadeli planınız yok be futbola dair diye sormak gerekir o zaman. A takımın hoca değiştirmekten başı dönmüşken alt yapının sistemleşmesini bu kadar geciktiren hamleler niye sorusu da ardından gelir ve bunları ardışık cümleler takip eder. "Yazık" diye de bitirilip noktası konulur yazının. Tabiki bu tasarruflar da senaryonun bana bakan parçası. Üst taraf ne kadar gerçekse alt taraftakiler de o kadar yakındır hayatın taa kendisine.

27 Şubat 2010

Tugay Kerimoğlu Yeniden Florya'da

Geçen sene aynı dönemde yapılan Skibbe-Bülent Korkmaz hamlesinin bir benzeri olmadığını hemen vurgulamak lazım. Çarşamba'dan itibaren alt yapının başına geçiyor Tugay Kerimoğlu. Bence orta sadaki kısırlığa çare olması amacıyla Ayhan-Sarp yerine de düşünülebilir ya neyse...

Burada Alt Yapı'nın başına getirildiğinin altını çizmek gerek. Van Derks bilindiği üzere Futbol Akademi'nin başında. Görev tanımı tam olarak yapılmamış olsa da muhtemelen Van Derks ile birlikte çalışacak ve ona yardımcı olacak teknik sorumlu sıfatıyla çalışacaktır kendisi. Hollandalı'nın yerine geleceği ihtimalini göz önüne dahi almıyorum. O zaman Akademi'nin başına geçeceği yönünde açıklama gelirdi zira.

Alt yapınız A takımda direkt oynayacak oyuncular yetiştiremiyorsa temel misyonunu yerine getiremiyor demektir. Bu açından bakınca Britanya semalarında edindiği tecübeyi olumlu bir şekilde yansıtıp yıllardır kendi yağıyla kavrulan ve gelişimden uzak olan alt yapıya bir vizyon kazandırabilmesini umuy ediyorum.

Yeni görevinde Eski Kaptan'a başarılar...

23 Kasım 2009

Evert Van Derks Galatasaray Futbol Akademisi'nde



Uzun zamandır üzerinde durduğumuz bir mevzuydu Galatasaray Altyapısı'nın son yıllardaki verimsizliği. Sürekli hakkında övgü dolu cümleler kurulan bir yapının şu an A takımda ilk 11'de oynayabilen 2 oyuncu çıkarmış olması oldukaç düşündürücüydü. Dolayısı ile mevcut düzenin daha profesyonel bir biçimde ele alınması gerektiği ortak kanıydı.

Ali Yavaş'ın ardından nasıl bir yola gireceğini merak etmiştim Altyapı'nın. Derken Futbol Akademisi adı verildi ve Fatih İbradı Genel Koordinatör olarak görevlendirildi. Çok fazla ümitli değildim, öyle de oldu. Değişen sadece isim oldu, fazla bir aksiyon göremedik.

Rijkaard-Neskeens 2'lisinin gelişi ile Futbol Akademisi'nin yapılanması yönünde de bir beklenti oluşturmuştu. Yaklaşık 1 ay önce Neskeens'in oğlunun da Akademi'ye transfer olması üzerine yakın bir zamanda önemli bir değişimin yaşanabileceğini belirtmiştik. Beklenen hamle bugün geldi, Evert Van Derks Futbol Akademisi Koordinatörlüğü'ne getirldi.

Evert Jan Derks

Doğum tarihi: 02.03.1950

2006/07 PFC Litex Lovech Futbol Akademisi Direktörü
2004/06 PFC Levski Sofya Futbol Akademisi Direktörü
2004 Hollanda Futbol Federasyonu (KNVB) Akademisi Uluslarası Eğitmeni
2000/03 Glasgow Rangers Futbol Akademisi Direktörü
1995/99 Go Ahead Eagles Futbol Akademisi Direktörü
1989/95 Hollanda Futbol Federasyonu Antrenörü

Beden Eğitimi Akademisi mezunu olan Evert Jan Derks, UEFA Pro-lisans sahibidir. Derks, 1989 yılına dek Hollanda Futbol Federasyonu'nda Teknik Dersler Eğitmeni ve U14, U 16, U 18, U21 Gençlik Planlaması Bölgesel Antrenörü olarak çalıştı ve Be Quick Zupthen’de teknik direktörlük yaptı.

Gençlik Planlaması Bölgesel Antrenörlüğü sırasında Marc Overmars ve Philip Cocu, Hollanda Futbol Federasyonu Yaş Grupları Milli Takımları Antrenörlüğü sırasında Clarence Seedorf, Patrick Kluivert, Jaap Stam gibi oyuncularla çalıştı.

Hollanda Federasyonu'nun A ve B antrenörlük lisans kursu eğitmenliği sırasında Johan Neeskens, John Van't Schip, Rob Witschge ve Danny Blind gibi önemli futbol adamlarının yetişmesine katkıda bulunan Evert Jan Derks halen, UEFA, İskoçya Futbol Federasyonu, ABD Futbol Federasyonu ve Bulgaristan Futbol Federasyonu'nun davetlisi olarak seminerler ve antrenörlük dersleri vermektedir.

Galatasaray'ın bu hamlesi gelecek adına umut verici, meyvelerini görmek için beklemek lazım. Muhtemelen yeni antrenörler de gelecektir kısa bir süre içerisinde. En büyük sorunlarımızdan biri de özellikle antrenrölerimizin kendilerini yetiştirme anlamında yerlerdinde saymalarıydı. Bu açından farklı bir bakış çok şey kazandıracaktır genç yeteneklere. 19-20 yaşına gelmiş gençlere futbolun temelini baştan öğretmenin zorluğundan dem vurulur ya hep işte o fundemental eksikliğini gidermek için çok önemli bir adım.

18 Ekim 2009

Armand Neskeens

Referans olarak TFF'yi baz alınca bu işin tamamlandığını rahatlıkla söyleyebilmek mümkün. Johan Neskeens'in oğlu Armand, bugün itibari ile Galatasaray Altyapısı'na transfer oldu. Nereden geliyor,özellikleri nelerdir, ne yapar, ne yer ne içer mevzuları başka postun konusu olur buradaki ana tema Neskeens'in tercihindeki arka plan mesajlarıdır. Benim futbol bilgimin sınırları içerisinde başka bir örneği daha yok Türkiye içerisinde bu tablonun. Hatta 1. dereceden akrabayı geçtim dışarıdan gelip de genç takımlara ülke dışından oyuncu kazandırmış kaç teknik adam ayak bastı ki bu ülke topraklarına? 3'ü geçmeyeceğine eminim.

Bu tercihi bir kaç açıdan okumak mümkün. İlki, Johan Galatasaray'dan- Türkiye'den kısa zamanda oldukça etkilenmişe benziyor. Ötesi, Galatasaray altyapısının daha iyi konumlara taşınması için ciddi adımlar atılacağı gerçeği Johan'ı bu harekete sürüklemiş olma ihtimali gayet yüksek. 3. yorum ise Neskeens'in buradaki geleceğinin sanıldığından da uzun olacağını düşündüğü yönünde olabilir. 4. ise uslanmaz haylaz olan çocuğunu kontrol altına almak, göz önünde tutmak isteyen bir ebeveyn davranışı olarak değerlendirilebilir bu :) Tamam şaka yollu bir yaklaşım oldu...

Neyse ilk 3 madde üzerinden gidiyorum ve atılan bu adımın küçük görünen ama arka planında gayet önemli mesajlar barındırdığını düşünüyorum. Extensor'un da boğunda yazdığı gibi Dünya Galatasaraylılaşıyor mu ne?

30 Mayıs 2009

Galatasaray'ın Geleceğini Şekillendirirken-1



Malum artık sezonun sonuna gelindi ve 1 sonraki sezon neler yapılabileceğine dar ilk emareleri göreceğimiz ara başlıyor. Yeni transferler, yolları ayrılanlar, yeni 1 teknik adam vs. vs. Son 2 yılda olduğu gibi bu sezonda da en hareketli kulüplerden biri olacak yine Galatasaray. Bu bağlamda bir çok blogda Galatasaray'ın neler yapması gerektiği daha çok takımın oyuncu yapısı ve eksik bölgeler üzerinden değerlendiriliyor ama asıl önemli nokta olan "Planlı bir şekilde geleceği oluşturma stratejisi"nden tamamiyle uzak kalındığını düşnüyorum. Bu yazıda da takımın oyun ve oyuncu yapısından bahsedeceğim ama asıl sorun olan planlama ve vizyon konusuna değineceğim. Çünkü şu anda ihtiyaç duyulan nokta günü kurtamak değil, olmamalı, problem 10 oyuncunun gidip 10 yeni oyuncunun gelmesi ile çözülecek kadar basit düzeye indirgenmemeli.

Öncelikle Polat geldiği günden beri 92-96 yılları arasında yaptıklar gibi 2000 yılında başarıya ulaşan takımın temelini oluşturmaya çalıştıklarını belirtiyor. Geleceği inşa etmek her yıl yığınla futbolcu alıp bir çoğunu da göndermekle yapılabilir mi? Göreve gelişinin 3. yılında hala 10'larca futbolculuk transfer hareketleri ve toplamda değiştirilen 4 teknik adam ile neyin geleceği inşaa edilimeye çalışılıyor acaba? Acaba Polat 96 yılından sonra 2000'e kadar görevde devam etse her yıl 1 teknik adam değiştiren zihiyetin sahibi olarak UEFA Kupası'na uzanılması yolunda atılan adımların önünü açabilecek vizyonu gösterebilecek miydi? Belki de kulübün en büyük şansıydı Polat&Sezgin 2'lisinden kurtulunarak Süren'in başkanlığı altında daha profesyonel bir ekibin futbol yönetiminin başına geçmesi.

Polat'ın kulübün rotasını belirleme noktasında da ciddi hatalar yaptığı kanısındayım. Polat ile GS daha çok Fenerbahçe endeksli bir takım haline geldi ve ne yazık ki kendisinin en büyük vizyonu her daim FB’nin önünde olmak. Bu nedenle başarısızlıklara sabır gösterip beklemek yerine hemen günlük kararlar alıp adım atıyor, şampiyon olunca saatini gösteriyor. 90’lı yılların Ali Şen’i nasıl GS odaklı bir yönetim vizyonuna sahipse, Polat da ne yazık ki aynı mantalitenin GS temsilciliğini yapıyor. Oysa bu kulüp yüzünü Avrupa’ya dönmüştü ne gerek vardı Kadıköy’e dördürmeye rotayı?

Buna ek olarak isimler özelinde yapılmamalı tartışma bence. Yazının ilerleyen kısmında genel olarak transfer mantalitesine de değineceğim ama asıl meselenin futbol yönetimindeki köklü değişimler üzerinde yoğunlaşması gerektiğini düşünüyorum. Benim asıl dikkati çekmek istediğim nokta, belki de takım iskeleti oluşturma anlamında en kritik husus olan “Kadro Mühendisliği” meselesi.

Şimdi basında bazı haberler okuyoruz Polat’ın gönderilecek 11 kişiyi belirlediğine dair. İşte zaten GS’nin ve Türk kulüplerinin en büyük problemi bu. Başkanların işin içine bu kadar müdahil olması. Polat da dahil olmak üzere bir çoğu bu işten anlamadıklarını kabul etmeyip kenara çekilmek yerine ortalıkta görünerek başarıya ortak, hatta başarının bizzat içerisinde olmak istiyorlar, oysa zaten bir başkan olarak başarının her zaman senin kucağında olduğunu bilmeleri gerekir ama egolar fazlasıyla şişkin.

Dolayısı ile bu bile aslında kafaların hala eski modelde olduğunun en büyük göstergesi. Kim belirliyor gidecek ve gelecek oyuncuları desem herhalde en az pay gelecek sezon takımı çalıştıracak teknik adamın, en fazlası da başkan ve çevresindeki 1-2 şahsındır.

Örneğin, bir Mustafa Sarp’ın alınmasına kim karar vermiştir? Kaç defa kim tarafından izlenerek karar verilmiştir transferine? Takıdaki oyuncular ile nasıl bir karşılaştırma yapılarak hangi eksikliği doldurma mantığı ile hareket edilmiştir? Mustafa Sarp gibi nicelerinin alt yapıda var olduğunu görmeyenler mi oturup bu takımın geleceğini inşa edecek. Tek yaptıkları kadro şişkinliği oluşturmak tıpkı geçen sezon Serkan, Ferdi, Yaser, Volkan gibi oyuncuları alarak kuruşluk fayda elde edemeyip gereksiz kadro fazlalığı oluşturdukları gibi.

Evet, yukarıda “Kadro Mühendisliği” dedik, eminim bir çoğumuz bunu biliyoruz ama kısaca “Dengeli ve alternatifli bir oyuncu topluluğu oluşturmak” denebilir. Bunun da öncelikle takımın mevcut kimyasının sağlam analizinden geçtiğini söylemek gerekir. Ben takımın şu andaki futbol yönetimi ekibinin bu analizi yapabileceğine ihtimal vermiyorum. Dolayısı ile sezon bittiğinde göreceğimiz üzere bir çok oyuncu gönderilecek.

Peki bir soru: GS 6-7 puan daha fazla alıp en azından sezonu 2. tamamlasa bu kadar yoğun bir hareket olur muydu, ki bu 7 puanı almak işten bile değildi, hatta kötü oynanılan Kayseri ve Ankara maçlarından bile 4 puan daha fazla alınabilirken? Evet, kesinlikle bugün alınan kararlar alınmayacaktı, sadece 6-7 puan GS nin geleceğini bu kadar farklı kılıyor. Geçen sezon teknik adamsız şampiyon olmanın gururunu yaşayan bir vizyonsuzluğun vermiş olduğu günü birlik kararlar bunlar. Belki de geçen sezon alınan şampiyonluk kulübe en az 3 yıl kaybettirdi, ama farkında değiliz.

Bir de altyapı mevzusuna gelelim. Şu an takımda düzenli forma şansı bulan yalnızca 3 isim var: Arda, Sabri ve Uğur (sakatlanmamış olsa 11'de olacağından şüphe yok). Bugün Avrupa Şampiyonu Barça'nın kadrosunda alt yapı kökenli oyuncuların toplamda oynadığı süre, dışarıdan transferlerden daha fazla. Türkiye'nin en iyi altyapısına sahip olduğu söylenen bir kulübün ortaya koyduğu sayısal performansa hemn yukarıda baktık: Sadece 3 oyuncu. Bakın sayısal veriler öyle söylemiyor? Ortada bir problem olduğu açık, belki de sanıldığı kadar verimli bir altyapı sistemi yok. Başkan, Kalli'nin altyapıdan sorumlu olduğunu, orayı yeniden yapılandıracağını belirtiyordu ama O'da sezon sonunda görevi bıraktı. Yani yine Polat'ın plandan uzak sadece sözde kalan bir icraatı daha. Peki piyasada 10'larca kiralık GS Altyapı patentli oyuncu var, bunlar ne yapar, ne yer ne içer bilen var mı? Hangileri ne kadar geliştirdi kendilerini takip eden var mı? Cevabı ben vereyim: Yok. İşin daha kötüsü Ali Yavaş ve Halim Hoca'nın ayrılışı sonrası alt yapının daha da kötüye gittiği açık.

Bu yazıda sorular eşliğinde sorunlara değinmeye çalıştım, neler yapılması gerektiği konusuna 2. yazıda değineceğim.

02 Mart 2009

Meira Transferi ve Oyuncu İhracı

Meira için Zenit'in yapmış olduğu teklif herkesin malumu. 6-7 milyon Euro'lardan bahsediliyor. Defanstaki sakatlıklar olmasa şu ana kadar çoktan anlaşma sağlanmıştı ama özellikle UEFA hedefi ve bu kadar sakatlık var iken Meira'yı satıp ortada kalma korkusu yöneticilerin elini kolunu bağlıyor. Meira satılır ise Semih için inanılmaz bir fırsat da doğmuş olacak. Kendisini gösterebilmesi için daha iyi bir fırsat bulamaz. Alternatifi olmadığı için de bir sonraki hafta kulübeye mahkum olması gibi bir seçenek olmayacağı için de oyuncu çok daha özgüvenle oynayabilir. Çünkü genç oyuncular konusunda yaşanılan en büyük sıkıntı, bu oyuncu sahaya sürüldüğünde sanki bu O'nun son şansıymış gibi bir hava verilmesi ve yapacağı bir hatanın bir sonraki hafta kulübede oturma ya da ilk 18 bile yer bulamama olarak kendisine geri dönebilme ihtimalinin fazlalığı bence.

Diğer bir konu da Polat'ın alt yapıdan kökenli oyuncuları satabiliriz açıklaması. Gyaet yerinde bir açıklama, zaten olması gereken bu. Yıllardır kulüplerimizin oyuncu transferlerinden doğru dürüst para kazanamadıkları düşünülür ise uygun fiyata elinizdeki oyuncuların piyasasını değerlendirmek oldukça manalı. Özellikle Porto'nun çok güzel uyguladığı bir strateji bu. Deco, Bosingwa, Pepe gibi oyuncuları satıp yıllardır Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalleri zorlamak için sağlam bir transfer sisteminizin olması gerekiyor. Aynı zamanda da verimli bir altyapıya sahip olmalısınız. Çünkü satılan oyuncunun parasının kulübe katkı sağlaması için ya yakın verimde bir oyuncuyu çok düşük bir bedelle alabilecek şekilde bir yapılanmanız olacak ya da altyapıdan yukarıya oyuncu çıkerıyor olmalısınız.

Burada Türk Futbolu'nun genel probleminin Galatasaray'daki yansımalarını görüyorsunuz. Özkaynak modeli konusunda en önlerde yer aldığı iddia edilen bir kulübün şu an A takımında doğru dürüst forma şansı bulan ve takıma doğrudan katkı yapan oyuncu sayısı (Uğur'u da dahil edersek) yalnızca 3 ve bu sayı 2002'den beri maksimumuna bu sene ulaşmış durumda. 2002'den beri A takıma yükselmiş oyuncular bunlar aynı zamanda. Ferhat, Özgürcan, Cafercan'ı da az da olsa gördük sahada ya da yedek kulübüsinde ama şimdi yoklar. Dolayısı ile altyapıların verimli kullanıldığını söylemek mümkün değil, en azından bir sürekliliğin varlığından söz etmek mümkün değil.

Buna ek olarak adam akıllı bir transfer sistemi olduğunu söylemek de kolay değil. Giden bir oyuncunun yerine gerçekten faydalı olabilecek bir yenisinin ikame edileceği garantisini bırakın taraftar ya da Camia'yı yöneticiler bile vermiyor. Çünkü sistem ve planlama yok. Daha çok menejer tavsiyesi ile oyuncular alınıyor ve bir deneme / yanılma mantığı hakim. Yıllardır hem para hem sahadaki verim hem de elden çıkarıldığında kazanabilecek meblağ yönünden ele alındığında büyük bir aptallıkla kaçırılan Ribery dışında ortaya konulmuş bir değer yok. Şimdi bu sistemde kulüplerin oyuncu satışı ile para kazanacalarını ve bunu yaparken de takımın performansını etkilemeyecek şekilde uygun taşları yerleştirmeyi becerebileklerini düşünmek mümkün mü?

Dolayısı ile Adnan Polat'ın sarf ettiği sözler gayet mantıklı ve anlamlıdır ama mevcut organizasyonluk içerisinde kulüplerin ne kazanacakları büyük bir soru işaretidir? Bu vizyon ancak aynı para ile yerine başka bir oyuncu alınmayana kadar takımın benzer performansı vermesinin zor olduğunu gösteriyor. Oysa özellikle alt yapının piyasaya dağıttığı ve şu anda kendi bünyesinde barındırdığı çok yetenekli isimler bu şekilde takıma kazanadırılarak çok ciddi katkılar elde edilebilir.

Bakalım zaman ne gösterecek, bu çarkı gerçekten doğru biçimde çevirmeyi becerebilecek mi kulüplerimiz merakla bekliyorum.

22 Şubat 2009

Suat Kaya & Genç Futbolcular



Nedeni gerçekten futbola bakış açısı mı yoksa Galatasaray alt yapısında çalışmış olmanın getirmiş olduğu bir birikim mi bilemiyorum ama bu adamın genç oyunculara olan güveni, onlara bakış açısı gerçekten takdiri hak ediyor. Ordu ve Gaziantep Büyükşehir Belediye'de Cafercan, Uğur Erdoğan, Efecan, Cihan Can gibi oyuncuları her hafta ilk 11'de görmemizin yegane nedeniydi Suat Kaya.

Şu an Çaykur Rize Spor'un başında ve yine damgasını vurmuş durumda. Ligin ilk yarısında çok az maçta forma giymiş Çağrı Yarkın'ın (bir dönem sakatlığı vardı ama ilk yarının tümünde sakat olmadığını biliyorum) O'nun gelişi ile birlikte ilk 11'de forma şansı bulduğunu görüyoruz. Bugün oynanan Malatyaspor maçında da takımını 2-1'lik galibiyet golünü atmış.

Bu çocuğu hiç izlemedim, ama içimde iyi bir futbolcu olacağına dair bir his var nedense. Ferdi Elmas'a karşılık neden bonservisi ile verilir, hangi akla hizmet yapılır böyle bir hareket? Umarım sonra 1 ton para verilip geri alınmak zorunda kalınmaz.

Yazıyı Suat Hoca ile bitirelim. Gençlerin kıymetini bilen ve onların da kendilerine gerçekten güven duyduğunu bildikleri bir isim Suat Kaya. Antrenörlük kariyerinde çok fazla rotasyon içerisinde olup kalıcı bir şeyler yakalayamamış olsa da sırf genç futbolculara olan güvenlerinden dolayı seviyorum böyle adamları be...

10 Şubat 2009

PAF Ligi Puan Durumu & Sivasspor



PAF Ligi'nde de 19. hafta geri de kaldı. Trabzonspor bu hafta liderlii averaj farkı ile Süper Lig'deki ağabeylerinin istikrarının aksine ligin son sırasında yer alan Kayserispor'u 5-1'lik skorla farklı mağlup eden Galatasaray'a bıraktı. Sarı Kırmızılılarda gelecek adına umut vaad eden gençlerden Cem Sultan'ın hat trick yapması dikkat çekici. Trabzonspor ise Ankaragücü ile kendi sahalarında berabere kalarak çok önemli bir 2 puan yitirmiş oldu. Antalyaspor ise bu senenin sirprizi tıpkı geçen seneki Sivaspor gibi. Son yıllarda Galatasaray'ın hegomanyasını koyduğu şampiyonluklara bir dur demişti Anadolu ekibi geçen sene. Fenerbahçe'de geçen seneye göre daha iyi bir performans ortaya koyuyur ve liderin yalnızca 4 puan gerisinde. Fenerbahçe'den sonra 5. sırada yer alan Beşiktaş ise zirvenin 9 puan gerisinde ve üst sıralardan kopmuşluğu temsil ediyor bir anlamda.

Bu hafta da PAF Ligi önemli maçlara sahne olacak. Antalyaspor & Galatasaray maçı liderlik açısından oldukça önemli. İlk yarıdaki maçta Antalya ekibi İstanbul'da 3-1 galip gelerek 3 puana uzanmıştı. Bir diğer önemli maç ise Beşiktaş ve Trabzonspor arasında. Beşiktaş'lı gençler tıpkı ağabeyleri gibi maçı kaybederlerse şampiyonluk mücadelesinden iyice uzaklaşmış olacaklar. Yani Trabzon maçlarında bu hafta her alanda 3 puana gebe.

Yukarıda Sivasspor'dan bahsederken sezon başından beri puan tablosuna her bakışımda dikkatimi çeken geçen sezonun şampiyonunun gözle görülür bu düşüşünden de dem vurmak gerekiyor. "1 yılda bu takıma ne oldu?" sorusu normal olarak ağızlardan çıkıveriyor ister istemez. Üşenmedim durumu araştırdım. Takımdaki bu değişimin ana nedeni 2007-2008 sezonundaki takımın 15 futbolcusunun 1988-1989 doğumlu oyunculardan oluşması. Yapılan son düzenleme ile de bu sene PAF Ligi'nde 1990 ve sonrası doğumlular oynayabildiği için şampiyon kadrodaki oyuncuların neredeyse hepsi boşa çıkmış oldu. Bir çok takım aynı sorunu yaşadı ama alttan gelen oyuncular ile bu boşluğu doldurabildiler ve hala üst sıralarda yer alabiliyorlar. Oysa burada Sivasspor'un başka bir gerçeği öne çıkıyor. O'da alt kademelerden oyuncu çıkaramamış olmaları. Bu sene oynayan PAF Takım kadrosundaki 11 oyuncu başka takımlardan transfer olarak takım bünyesine katılmışlar. Dolayısı ile tamamiyle farklı bir yapı oluşmuş, yep yeni bir kadro oluşturulmuş.

Burada üzerinde durulması gereken başka bir nokta da Sivaspor A Takım kadrosunda alt yapı kökenli yalnızca 1 oyuncunun bulunması (Ümit Çalışkan). Şampiyon bir takımdan üste çıkaracak oyuncunun olmaması gerçekten ilginç. Bu gençlerin şu an oynadığı kulüplere bakınca TFF 2. Lig'de bile olmayan takımlarda olduklarını görüyorsunuz. Hiç mi bulunamadı bu çocuklara en azından 2. Lig'de oynayan takım, gerçekten ilginç.

Yıllardır PAF Ligi'ni domine etmesine ve üst üste şampiyonlular almasına rağmen A takıma yeteri sayıda oyuncu çıkaramayan bir Galatasaray örneğinin üstüne Sivasspor'un bu yaklaşımı genel futbo yönetimleri açısından bakınca pek de yadırganası gelmiyor bize. Sivasspor'un oturmuş kadrosu belki bu gençlerin bünyeye dahil edilmesine imkan vermemiş olabilir ama önümüzdeki yıllarda da bunlardan kaçını vizyonda göreceğimiz ciddi bir muamma. Bekleyip, görelim, umarım gerektiği gibi değerlendirilebilir eldeki potansiyeller.

21 Ocak 2009

Sakaryaspor 2:4 G.antep BB.



Çarşamba akşamı işten çıktıktan sonra Sakarya'ya maç izlemeye gitmek dün verilen ani bir karardı. Aslında Galtasaray Altyapısı'ndan çıkan oyuncular ile yazdığım yazılarda da belirtiğimiz gibi canlı izlemek şart olmuştu Cafercan, Uğur, Özgürcan gibi oyuncular hakkında daha doğru değerlendirme yapmak için. Devre arasında 2. yarıda Gaziantep B.B'nin yakın çevredeki maçlarına bakınca ilk maçın Sakarya ile olduğunu görünce kafama koymuştum gitmeyi ama zamanla hatay meşgalesi unutturdu bu maçı bana taaki dün İsmet Paşa Stadı'nda Büyükşehir Belediye Takımı'nın idmanına denk gelen kadar. Antremana "kim bunlar diye" dışarıdan merakla bakarken birden Cafercan'ı görünce kafada ampul yanıverdi ve maçın bugün olduğunu öğrenince programa koyuverdim.

Tam saatinde yani 8'de staddaydım. Dün antremanın bir kısmını izlediğim Gaziantep ekibinin ayağa pas yapmadaki başarısı açıkçası bu maç için favori olmalarına yetiyordu benim açımdan. Tabiki bunda Sakaryaspor'un ligin son sırasında olmasının da etkisi vardı. Maçın geneline bakınca da beklentilerime uygun bir maç olduğunu söyleyebilirim. Sakaryaspor taraftar desteğine rağmen oyun içerisinde organize atak geliştirebilecek bir kollektif yapıdan uzak yapısı ile bırakın pozisyon bulmayı rakip kaleye şut atmayı bile becerme konusunda ciddi sıkıntılar yaşadı. Attıkları 2. gole kadar ilk gol ve Özgürcan'ın 2. yarının başındaki direği sıyıran şutu ile toplam 2 pozisyon buldular. İlk gol bir duran top organizasyonu ile geldi ve devre bu skorla bitti. Bu golden önce deplasman ekibinin Cafercan ve Uğur Erdoğan ile net pozisyonları vardı. Özellikle Uğur'un Cafercan'ın attığı ara pasında karşı karşıya kaçırdığı pozisyon gol olsa maç çok önceden kopacaktı.

2. yarıda Antep ekibinin teknik direktörü çok yerinde bir değişiklik ile Mehmet Ayaz'ı oyuna aldı ve bu hamle maçın kaderini değiştirdi. Mehmet Ayaz'ı da oldukça beğendim ama dama 27 yaşında olduğu için bu bahsi kapatıyorum. 2. Yarının ilk 12 dakikasında Mehmet -Uğur -Cafercan üçlüsü maça ağırlıklarını koyup skoru 3-1'e getirdiler. Mehmet'in attığı ilk gol görülmeye değerdi. Süratli bir şekilde defansın arasına dalışı, Uğur ile yaptığı verkaç, şık bir çalımla topu önüne alışı ve son vuruş, enfesti. 2. gol Uğur'dan geldi, 3. golde de Cafercan'ın "al da at" dercesine yaptığı asist var sahnede. Bu golden sonra Sakarya seyircisi Antepli oyuncuların yaptıkları pasları alkışlamaya başladı, "oley"ler çekilmeye başlandı takımlarının oynamış olduğu umutsuz futbolun oluşturduğu hayal kırıklığının yansımasıydı bu. 65. dakikada Cafercan'ın acemice gördüğü 2. sarı kart ile oyundan atılışı sonrası 10 kişi kalsalar da oldukça rahat bir oyunla deplasmandan 3 puan ile ayrılmayı bildiler.

Şimdi gelelim aslı kısma, bireysel performanslara yani. Özellikle Cafercan'ı izlemeye gitmişken 65. dakikada kırmızı kart görerek oyundan atılması kendi adıma şansızlıkdı. Neyseki Uğur Erdoğan yetişti imdadıma. Bu çocuk hep geri planda kaldı şimdiye kadar ama iddia ediyorum Yaser Yıldız'dan eksiği yok. En az onun kadar sürratli ve daha iyi bir tekniği var, sadece fizik olarak Yaser kadar uzun değil ama ikili mücadeleler de ayakta kalabiliyor. Cafercan'dan daha güçlü olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. En dikkat çeken özelliği çok süratli olması, defansın arasına güzel sızıyor, topu saklayabiliyor ve ceza sahası çevresinde faul alabiliyor. Hakettiği kadar konuşulmadı şimdiye kadar, kesinlikle daha fazla ilgiyi hakediyor. Yukarıda da yazdım, Yaser'de genç oyuncu ama altyapıdan çıkan oyunculara karşı hassasiyetimizden dolayı keşke bu şans Uğur Erdoğan'a verilse, umarım gelecekte çok daha iyi yerlerde görebiliriz O'nu.

Cafercan, takımı attığı gollerin içinde vardı ve kırmızı kart görmese muhtemelen daha fazla katkı yapacaktı. Tekniği direkt olarak dikkat çekiyor, özellikle bir oyuncu sol ayaklı ve teknik ise gözünüze hemen çarpıyor. Cafercan'da orta sahada topları alan ve takımın hücum organizasyonunu düzenleyen isim şu an takımda. Güzel paslar atıyor ve tüm duran topları O kullanıyor. En büyük eksiği oyunun savunma tarafında fazla yer almaması, durarak oynaması. Oysa oyunun iki yönünü oynayabilecek şekilde geliştirmesi gerekiyor kendisini, en azından benim beklentim bu doğrultuda. Hakem ile fazla uğraşıyor, gördüğü iki sarı kart da acemi işi. İlki itirazdan diğeri de serbest vuruşda düdükten önce oyunu başlatmasından. Galatasaray'ın eksiklerinden bahsederken Lincoln'ün yokluğunda oyunu organize edebilecek ayakalrın eksikliğinden bahsetmiştik, Cafercan elbette bu eksikliği tamamiyle dolduracak isim değil ama Ferdi, Serkan Kurtuluş gibi oyunculara verilen şansı fazlasıyla hakediyor kanımca. Yedek bile olsa, Lincoln'den Kewell'dan çok şey kapabilirdi. "Önümüzdeki yıllarda Galatasaray'da görebilir miyiz?" sorusuna net bir cevap veremiyoruz çünkü o bölgede Emre Çolak, Oğuz, Gökhan Öztürk gibi isimler de var. İşi daha zor yani. Yine de yaz kampına götürülüp oradaki performansına göre karar verilmesi çok daha doğru olacaktır.

Özgürcan için görüşlerim çok da olumlu değil di ki bu maçta da beklentilerime uygun bir Özgürcan gördüm. Sakarya gibi orta sahadan hücuma top taşıma noktasında ciddi organizasyonluk çeken bir takımda forvet olarak görev yapmak elbette kolay değil ama Özgürcan'ın çok daha hareketli olması gerekiyor. Muhtemelen ilerleyen dönemde Galatasaray A Takımı'nda kendisine yer bulamayacaktır ve PAF Takımın gol kralı olarak anılmaya devam edilecektir.

Efecan Karaca'da bir diğer Galatasaray etiketli oyuncu. Hareketli ve kıvrak bir oyuncu, aynı zamanda süratli. Sağ açık olarak oynadı, vasat bir performans gösterdi ama büyük takım için yeterli değil.

Evet, uzun zamandır düşündüğüm bir yazıyı yazmanın huzurunu taşıyorum. Genç oyuncuların değerlendirilmesi sadece bu yazı ile sınırlı kalmayacak, Beylerbeyi ve Gaziantep Belediye için canlı izleyeceğimiz maçlardan sonra değerlendirmelere devam edeceğiz.

Not: 20-21-22 Şubat tarihinde Güngören Belediyespor - Gaziantep Büyükşehir Belediye maçı oynayanacak. Bilginize...

28 Aralık 2008

Gurbetteki Gençler #2

1. bölümde Beylerbeyispor ağırlıklı olmak üzere Galatasaray Altyapı'sından emekli olan gençlerin ilk yarı sonu itiberiyle durumlarını değerlendirmiştik. Kaldığımız yerden devam...

Cafercan Aksu: 87-88 jenerasyonunda patlama yapması beklenen ama o bomba etkisini gösterememiş genç yetenek olarak anılıyor hala.PAF takımdan ayrıldıktan sonra 2006 sezonunda başlayan kiralık süreci İstanbul Büyükşehir Belediye serüveni ile başladı, ilk tercih olarak Abdullah Avcı ile beraber olması doğruydu. Toplamda 23 maçta forma giydi ve bunların 16'sında ilk 11'de başladı. Sezonun 2. yarısında fazla forma şansı bulamasa da ilk sene için fena sayılmaz. 2006-2007 sezonunda ise Suat Kaya ile Ordu'daydı. Toplam 32 maçın 30'unda ilk 11'deydi. Bu sezon da yine Suat Hoca ile Gaziantep Büyükşehir Belediye çatısı altında beraber olmasının etkisi ile düzenli olarak forma giyiyor. Toplamda 3 golü var. Cafercan'ın en büyük şansı kiralık olan diğer oyuncuların aksine alt yapılarda çalışmış Abdullah ve Suat Hoca'lar ile birlikte olması. Burada dikkat çeken husus bu kadar düzenli forma şansı bulan bir oyuncunun Galatasaray için hala düşünülmüyor olması. Yeteneği konusunda şüphe yok ama fizik açıdan yetersiz olması bunda etkili diye düşünüyorum.

Uğur Erdoğan: Cafercan ile aynı dönemde PAF takımda oynamış 87-88 jenerasyonu temsilcilerinden. 2006-2007 sezonunda İstanbulspor ile başlayan kiralık sürecinde toplamda 28 maçta forma şansı buldu ve bunların 21'inde ilk 11'deydi. Toplam 3 gol kaydetti. 2007-2008 sezonunda Suat Kaya ile beraber Orduspor'daydı. Bu sene de Cafercan gibi Gaziantep Büyükşehir Belediye'de. Düzenli olarak forma giyiyor ve 5 golü var. Pek fazla isminden bahsedilmese de takip edilmesi gereken bir isim aslında Uğur.

Gaziantep Belediye'de aynı zamanda Efecan Karaca ve Cihan Can'da kiralık olarak forma giyen diğer 2 oyuncu. Suat Hoca sayesinde forma şansı buluyorlar.Sanırım kiralık göndereceğiniz oyuncular için takı seçmektense hoca seçmek çok daha önemli. Suat Kaya dışında bir başkası bu 4 oyuncuya ilk 11'de şans verir miydi bilmiyorum.

Önümüdeki hafta Sakaryaspor ile 2. devrenin ilk maçını oynayacaklar. Maça gidip genç oyuncular hakkında detaylı bir analiz yapmayı planlıyorum. Ayrıca 8. haftada Güngöre ile İstanbul'da maçları var, bu maçı da ajandaya kaydettim. Canlı olarak izlemek çok daha farklı bir perspektif sunacaktır oyuncunun kapasitesi ve yeteneği açısından. O zaman çok daha sağlıklı bir değerlendirme yapmış olacağız.

Gürege Gürel: Beylerbeyi'ndeki değişimin göstergesi desek yanlış olmayacak. Özellikle Erkan Hoca'nın yardımcı antrenör olarak başlamsı ile birlikte son 6 maçtır forma şansı buluyor. Geçen sene PAF takımda dikkatimi çeken oyuncular arasındaydı.

Erkan Ferin: 2005 yılında U-17 Peru'da düzenlenen Dünya Şampiyonası'nda 4. lüğe uzanırken defnasın göbeğinde O vardı. Oldukça umutluydum O'ndan ama 2 sezondur kiralık oyuncular arasında. Beylerbeyi'nde de son dönemde kadroya girmeye başladı, muhtemelen sakatlığı vardı ve yeni kurtuldu.

Beylerbeyi için daha geniş konuşabilmek için de bir kaç maçı izlemek gerekiyor. Sezonun ilk maçında Gaziosmanpaşa maçında hevesle gidip sahada PAF takım etiketli oyuncu göremeyince bir daha gitmemeye karar vermiştima ama İlyas & Erkan Hoca'lar sonrası maça gitmek şart. Daha sonra daha detaylı bir analiz yaparız genç futbolcular için.

Muhammet Ali Atam: Geçen sene PAF takımda sağ bek performansını beğenmiş, sezon başında Beylerbeyi'ne gider diye beklerken Erzincanspor' a gittiğini duymuştum. A takım için düşünülme potansiyeli olan bir adamı 3. Lig'e göndermenin manası nedir anlamış değilim. Erzincaspor'da düzenli olarak forma giyiyor ve forumlarda okuduğum kadarıyla performansı beğeniliyor taraftarlar tarafından ama Erzincanspor'un durumu içler acısı, oynanan 18 maç sonunda 14 puan ile son sıradalar. Daha üst düzey futbol oynayebileceği bir yerde olması şart hem takım hem de lig olarak.

Bu noktada bir önerim olacak. Geçen sezon kongrede başkan adayı olan Taner Aşkın şu an Pendikspor'un başkanı. Pendikspor ile bu noktada Beylerbeyi gibi bir pilot takım uygulması kadar geniş olmasa da bazı oyuncuların gelişimi için bir ortaklık sağlanabilir.

Bir önceki yazıya başlarken belitmiştik aslında, kiralık oyuncuların takip edilme sisteminde sorun var diye. Bu oyuncu ne yapmış, takımın katkısı ne tarzında bir izleme mantığı olduğunu sanmıyorum. Bu kadar iyi alt yapıya sahip olduğu söylenen bir takımın daha fazla oyuncuyu A takıma çıkarması gerekiyor. Yoksa "gençlere önem veriyoruz" kilişeleri inanın hiç anlamlı değil.

25 Aralık 2008

Gurbetteki Gençler #1

Futbol sohbetlerinin bir yerinde muhabbetin uğrak noktasıdır alt yapılardan oyuncu çıkarma konusunda yaşamış olduğumuz sıkınıtlar. "Neden gençlerimize güvenmediğimiz?" sorusuna cevap aranır, sistemler kurulur, gelecekler kurtarılır ama her şey orada kalır. Şu an en aktif çalışan ve A Takım'a futbolcu kazandırma konusunda en önde olan ekip Galatasaray olarak görünüyor ki burada bile sadece 5 oyuncu alt yapı etiketli: Arda, Aydın, Uğur, Sabri, Mehmet Güven. Bu isimlerden de Uğur,Sabri ve Arda düzenli olarak forma bulabiliyor Aydın ve Mehmet Güven hala arka planda düşünülenler arasında. Semih Kaya, Murat Akça gelecek adına düşünülen diğer isimler olsa da formayı sırtlarına geçirmeden inanamamak gerekiyor "Gençlere Değer Veriyoruz", "Geleceğimiz Onlar'da" gibi klişe cümlelere. Özellikle Galatasaray'ın 87-88 Jenerasyonu'na dair ciddi beklentiler vardı ama oradan sadece Arda ve Uğur çıkabildi vizyona. Aynı dönemin oyuncuları Cafercan, Özgürcan, Mülayim, Zafer birer birer kayboluyorlar. Geçen yıl Fedarasyonun çıkardığı "90 öncesi doğumluların PAF Ligi'nde forma giyemeyecek olması" kuralı nedeniyle bir çok oyuncu Alt Yapı'dan emekli olmak zorunda kaldı ve ülkenin bir çok yerine kiralık olarak "pişmek üzere" gönderildiler. Burada en çok merak ettiğim 2 nokta var.

1) Bu oyuncular gönderilirken gönderilen kulübün yapısı, gençlere verdiği önem, teknik ekip gibi faktörler göz önüne alınıyor mu?

2)Çil yavrusu gibi dağılan bu oyuncuların performansları ciddi bir şekilde takip ediliyor mu?

İki noktada da ciddi soru işaretlerim var. Bu gençlerin gelişiminin devam etmesi için çok önemli olan bu noktalar ıskalanıyor gibi geliyor.

Evet dedik ya Anadolumuz'un bir çok yerine dağıtılan bu oyuncular neler yapıyor, ne yiyip ne içiyorlar bilen var mıdır? Bir araştıralım dedim ve bakın neler çıktı.

Uğur Demirok: 88 jenerasyonunun temsilcilerinden. Belki de bu sezonu en verimli geçiren genç futbolcu oldu. Beylerbeyi forması altında 17 maçın 14'ünde ilk 11 de forma şansı buldu ve defans oyuncusu olmasına rağmen 4 gole imza attı. Tek eksikliği biraz ağır olması, daha seri olsa sol bek mevkii için Galatasaray'da Hakan Balta ile çekişebilirdi. Önümüzdeki sene için muhtemeln kampa katılacaktır. Sonrası göstereceği performansa bağlı tabiki.

İrfan Başaran: Yaz başında Almanya Kampı'na götürülen oyuncular arasındaydı. Hazıdlık maçlarında oynama şansı da buldu aslında. Şişkin kadronun kurbanı oldu ve kiralanması en iyi opsiyon olduğundan Beylerbeyi'nin yolunu tuttu. İlk gittiği andan itibaren düzenli olarak forma giydi. Teknik ekip değişikliğine kadar da Uğur Demirok ile birlikte düzenli olarak forma şansı bulan diğer isimdi. Düzenli olarak ilk 11'de şans buluyor ve toplamda 3 golü var. Fizik olarak gelişebilirse çok daha iyi yerlere gelebilir. Şu an O'da yaz kampına gidecek muhtemel oyucular arasında görünüyor.

Mehmet Düz: Ben bu adamdan oldukça umutluydum oysa. Hala doğru dürüst oynayamıyor ya Beylerbeyi'nde bir türlü anlam veremiyorum. Hazırlık maçlarında bile düzenli forma buluyordu ve toplamda 4 golü vardı. İlyas & Erkan Hoca'ların gelişinden sonra yavaş yavaş forma bulsa da yeterli değil. 2 yarı ile birlikte daha fazla şans bulacak hale gelmesini umut ediyorum. Sezon sonu için tekrar değerlendirme yapmak daha doğru olacak, her ne kadar yeteneklerine güvensek de neler yaptığınu görmek önemli.

Fırat Kocaoğlu: Beylerbeyi'ndeki teknik ekip değişikliği en çok O'na yaradı. Daha önce az da olsa forma şansı bulurken şimdi kaleyi devralmış gibi görünüyor. Yetenekli olduğu konusunda şüphem yok, fakat kalecilik özellikleriniz tamamiyle maç sayınızın artması ile geliştirilebilir. 2. yarıda da bu istikrarını sürdürürse daha olumlu cümleler kurabiliriz O'nun adına. Gelecekte Galatasaray kalesinde görmek istediğim 1 numaralı isimdir Fırat. Umarım o yerlerde görebiliriz.

Erhan Şentürk: Hazırlık kampının Murat Akça ile birlikte en dikkat çeken ismiydi. Skibbe O'nu forvet yerine sağ bek olarak denedi ve oldukça iyi performans gösterdi bu alışık olmadığı mevkide. İlk hazırlık maçında golünü de çakıvermişti. Kadro şişkinliği O'nu da vurdu ve soluğu Diyarbakırspor'da aldı. 17 haftanın 13'ünde sahadaydı ve bunların 11'inde ilk 11'deydi. Forvet hattındaki Çoşkun Birdal ve Emrah Bozkurt'un varlığında sağ açık olarak forma giyiyor ve 2 golü var. Güngören Belediyespor maçını canlı izlemiş biri olarak hayal kırıklığına uğradığımı belirtmek gerekiyor. Bu maç için 3 tane arkadaşımı da yanım alıp maça gittim hatta Erhan'ı özellikle izlemelerini söyledim, sonuç tam bir hayal kırıklığı oldu. Hatta "Biz seni futboldan anlıyor zannediyoruk" gibisinden iğneleyici laflara bile maruz kaldım Erhan'ın kötü performansı nedeniyle. Elbette bir maç ölçü değil ama kendini ıspatlamak için gönderilmiş bir oyuncunun bu kadar az ve hırstan yoksun mücadele etmesi çok şaşırttı beni. Hazırlık kampında göstermiş olduğu performansın çok gerisinde. Belli ki motivasyon problemi yaşıyor ama bunu aşması şart aksi takdirde işi çok zor.

Oğuz Sabankay: Bu sezonki en büyük hayal kırıklığım. Bir kez bile frma giyerken göremedik Oğuz'u. Hazırlık maçlarında golleri bile vardı, sonrasında yaşadığı sakatlıkla geriye düştü ve iyileşse de Rıza Hoca bir türlü düşünmedi O'nu ve muhtemelen de böyle gidecek. Gerets'in 2. sezonundan önce Mönchengladbach ile yapılan hazırlık maçında oynadığı oyun ile bizleri mest eden bir gencin bu şekilde futboldan uzak kalması gerçekten üzücü. Suat Hoca'da istifa etti, yoksa piyasadaki gençlerimize en çok değer veren adamın ellerinde elbet kendini bulabilirdi yeniden. Geriye bir tek Abdullah Avcı kalıyor, şu andan itibaren yapılacak en iyi şey Oğuz'u İBB'ye "eti senin kemiği benim" diyerek teslim etmektir. 6 ayda adamı kendine getirirler vallahi.

Bu Galatasaray Alt Yapısı'ndan daha çok malzeme çıkar bize. Sonraki yazımda özellikle Gaziantep Büyükşehir Belediye'de forma giyen Cafercan & Uğur Erdoğan & Efecan gibi oyuncularımıza, Anıl Karaer, Beylerbeyi'nden daha az forma şansı bulan Gürege & Sercan Ekinci & Eray & Cihan Kardeşler'e yer vermeyi düşünüyorum.

23 Aralık 2008

Beylerbeyi'nde Değişim Belirtileri



Beylerbeyi konusuna ilk parmak basışımız yaklaşık 2.5 ay öncesini bulur. Bu yazı ile eleştirmiştik pratikteki uygulamanın amacından sapışını. Aslında yazıyı yazmayı çok önceleri kafaya koymuştum, sezonun ilk maçında binbir hevesle gittiğim Gaziosmanpaşa - Beylerbeyi maçında genç oyuncuların sahada olmadığını ve oyuna 70. dakikalardan sonra dahil olduklarını görünce kafamda soru işaretleri oluşmuş ve bu durumun geçici olduğunu umut ederek ayrılmıştım staddan. Sonra düzenli olarak takip ettim maçları ama değişmeyen bir şey varsa o da takımda düzenli forma giyen gençlerin sayılarının bir elin parmaklarını geçmeyişiydi.

Takımın başına bu altyapı organizasyonunun değerini anlamayacak, sırf çeşitli liglerde tecrübesi olduğu için oraya getirmeye karar verdiğiniz bir hoca ile Galatasaray.org'da Beylerbeyi sayfasına yazılan misyon cümlelerinin bir anlamının olması beklenemezdi zaten.

3-4 hafta önce İlyas Tüfekçi ile geçen sezon paf takım hocalğı yapan Erkan Hoca'nın takımın başına getirlmesi ile gençlerin daha çok forma şansı bulacağını ve en azından başta çizilmiş olan amaç ile daha bir örtüşür hale gelineceğine dair olan inancımızı belirtmiştik ki öyle de oldu.

Uğur Demirok ve İrfan'ın düzenli forma giydiği 11'e kalede Fırat ve defansta Gürege'de eklenmiş durumda. Şu an için 4 oyuncunun düzenli forma bulmaya başladığı görülüyor. Benim çok fazla ümitli olduğum Mehmet Düz'de hayal kırıklığı yaşamaya devam ediyorum. Teknik ekip değişikliğinden önceye göre daha fazla forma şansı bulsa da henüz ilk 11'deki yerini sağlamlaştırabilmiş değil. Secan Ekinci'de daha fazla forma bulmaya başlamış durumda ama benim asıl dikkatimi çeken Cihan kardeşlerin ikisinin de henüz doğru dürüst 18 kişilik kadroya dahi girememeleri. Sakatlıkları yok ise şaşırtıcı bir durum gibi görünüyor.

Teknik ekip sonrası bir değişim var ama altyapıdan çıkan oyuncuları Galatasaray A Takımı'na hazırlamak adına daha fazla oyuncunun şans bulacağı bir yapıya bürünmek şart. Zaman içerisinde bu gelişime de tanıklık yapmak dileğiyle...

29 Kasım 2008

Beylerbeyi'nde Yeni Dönem

Bundan yaklaşık 1.5 ay önce yazmış olduğum bir yazıda (http://sacitekin.blogspot.com/2008/10/altyaps.html) Beylerbeyi Kulübü'nün kuruluş amacını açıklayan cümlelerden yola çıkarak şu an o amaca ne kadar ters bir mantalite ile hareket ettiğinden dem vurmuş ve geride kalan haftalarda PAF takımdan gelen oyuncuların forma bulmadaki zorluklarını belirtmiştik. Eğer amaç özellikle PAF takımdan çıkan değerleri Galatasaray'a kazandırmak ise o zaman teknik direktörlerin de bu mantalite ile hareket edeceğine inanılan kişiler arasında seçilmesi gerekirdi. Oyuncu kazanımından çok, puan kazanımı amaç olarak görülüyor ise o zaman "Farkınız ne?" diye bir sorunun sorulması gerekir. Bir takım için elbette başarılı olmak, üst liglere doğru ilerlemek ana amaçlardandır, fakat Beylerbeyi özelinde konuşacak olur isek en az bu amaç kadar değerli diğer bir amacı da kulübün "Galatasaray alt yapısından yetişmiş oyuncuları yetenekleri ölçüsünde kulübe katkı yapacak konuma getirmektir."

Daha önce yazdığım yazıda amacından sapmış bu yapıyı eleştirmiş ve bambaşka bir doğrultuda gidildiğini söylemiştim. Dün aldığım haber beni en azından gelecek adına umutlandırdı. Çünkü Beylerbeyi'nde İlyas Tüfekçi & Erkan Ültanır dönemi başladı. İlyas Tüfekçi, Mehmet Topal'ı Galatasaray'a tavsiye eden şahsiyettir ki kendisi Selçuk İnan'ı daha fazla önermişti Dardanel'de antrenörlük yaparken. Bu nedenle genç futbolcular konusunda daha hassas olacağını düşünüyorum. Aslında asıl önemli gelişme Erkan Hoca'nın yardımcılığa getirilmesi oldu. Geçen sene Zafer Koç'un istifasından sonra PAF takımı çalıştıran antrenörün yıllardır bildiği, tanıdığı oyuncular ile beraber çalışması hem Galatasaray, hem Beylerbeyi için kazanç olacaktır. O kulübeye hapsedilmiş, Mehmet Düz -ki kendisi benim gelecek adına güvendiğim bir adamdır- Cihan kardeşler , son zamanlarda forma şansı bulsa da Fatif, Sercan gibi oyuncuların silkinmesine de vesile olacaktır bu değişiklik.

Bu yeni dönem ile birlikte daha çok genç oyuncunun şans bulmasını bekliyorum. Umarım bu fazla şans buluşlar puanları da beraberinde gitirir ve gerek teknik ekip gerekse de oyuncular için gelecek adına moral kaynağı olur.

17 Ekim 2008

Yaman Çelişki

"……. Altyapısında yetişen oyuncularımızın bir değer haline gelmelerini sağlayarak ……. transfer yükünü minimize etmek, yabancı oyuncu girdisini azaltmak, oyuncu ihraç eder üretken bir yapı oluşturmak projesinin hayata geçmesi için, ……… oynatamadığımız oyuncularımıza profesyonel mecrada fırsat vermek adına büyük önem arz etmektedir"

Yukarıdaki cümledeki boşlukları doldurunuz?

"Bu ne şimdi, sınav mı var?" diyenler olduğunu duyar gibiyim, yok tabiki değil. Gayet net cümlelerle bir kulübün varolma amacını ortaya koyan sağlam bir ifade. Tamam ifade gayet şık ama ortada bir sorun var, o da uygulamada, tatbik etme aşamasında. Bu kadar açık belirtilmiş amacınız için bir futbol kulübüne sahipseniz sizden beklenen, işin gözler önünde olan bölümünün de bu kadar açık, şeffaf ve amaca hizmet eder olmasıdır. Oysa toplamda oynanmış 10 maç incelendiğinde alt yapıdan gelen 11 oyuncundan yalnızca 2'si ilk 11'de oynama fırsatı bulabiliyor, ortalama olarak 2 kişi de maça sonradan dahil olup lig genelinde 25 dakikadan daha az bir süre ile yer buluyorlarsa kadroda yukarıdaki "şatafatlı" cümle kendi kendini imha etmiştir artık. Demek ki futbolumuzun başarıları sonuç ile ölçen, eğitimci -yetiştirici olma yönünden çok yarışmacı olma yolunda olmayı tercih eden düşünce değirmeni bu "ulvi" hedefi de tarumar etmiş, gençlerin tecrübelenmesi için geçecek o zamanı bekleyemeyecek kadar hırs ile yüklenmiş. Oysa ne olursa olsun nasıl düşünülürse düşünülsün bu gençlerin 1'inin bile Emirates'de, Neu Camp'da binlerce taraftarın insanı büyüleyen o tezahuratı eşliğinde oynamasından daha önemli olamaz, olmamalı.

Şu an yıllardır bir çıkış yapması beklenen Uğur Demirok ve paf takımdan geçen yıl "emekli" olan İrfan Başaran düzenli olarak oynama fırsatı bulabiliyorlar hatta gollerini bile sırlamaya başladılar, daha gerilerde Erkan'lar Mehmet'ler, Cihan kardeşler, Fatih Sercan'lar var. Bu değirmende onlarda öğütülür mü, umarım olmaz ve gerçekten belirtilen hedefin birer yansıması olarak çıkarlar kaşımıza ilerleyen maçlarda, ama dedik ya bu mantalite ile neleri değiştirir hangi gençleri geliştirebiliriz derseniz işte orasını ben de kestiremiyorum.

Artık, ……..'ları doldurmanın zamanı geldi, evet doğru cevap: Galatasaray ve "mevzubahis" kulüp de Beylerbeyi. Bu doğru tahmin için sizlere 100 puan vermiyorum ama bu içi boş cümlelerin sahiplerine 0 (sıfır) puanı zamanı geçmeden vermenin gerekliliğin de apaçık ortada olduğunu düşünüyorum.