Beşiktaş için tüm sezonun özeti niteliğindeki bu maç geleceğe bakışdan tutun, bazı isimlerin karederine, taraftar psikolojisinden yöneticilerin transfer alışkanlıklarına bir çok şeyi etkileyecek kilidin taa kendisiydi. Beklediğimden daha tutuk bir Beşiktaş daha hareketli ve aktif bir İBB takımı buldum. Ali Güzeldal'ın eksikliği orta sahada organize olma anlamında sıkıntı yaratsa da İBB'de Holmen'in gerçekten takdirlik futbolu, İbrahim Akın'ın ileride top tutan anlayışı ve İskender'in zaman zaman hareketliliği Abdullah Avcı'nın ekibini ayakta tutan temel etkenlerdi. Defanstaki 2 ağır isme rağmen maçn büyük bölümünde bireysel hatalar dışında organize pozisyon vermemeleri de dikkat çekiciydi. Tum maç boyunca etkisizdi ve yerine giren Gökhan'uın getirdiği hareketlik sonrası golün gelişi de tesadüf değildi.
Beşiktaş'ı daha aktif bir oyun anlayışı ile görmeyi umut ediyordum. Oyunu rakip sahaya neredeyse 90 dakikada sadece İbrahim Akın'ın bence yanlış şekilde dışarı alınıp Belediye'nin ileride top tutma sıkıntısı baş göstermeye başlayınca yıkmayı başarabildiler. Net pozisyonları bulmuş olsalar da günün en dikkat çekici ve başarılı isimlerinden belki de başında gelen Hasagiç set çekiverdi kaleye ve net pozisyonlarda geçit vermemeyi başardı. Fernandez ve Sivok günün en iyi 2 ismiydi Siyah-Beyazlı ekipte. Elbette kişisel yetenekleriyle ön plana çıka Queresma'yı da eklemek gerek aralarına ama bireyselliğin dozajının kaçışının zaman zaman sinirleri gerdiğini de belirtmek gerek. Rüştü'nün de gayet başarılı oldğu gerçeğini de atlamayalım.
Beşiktaş kötü geçen sezonu iyi bitirerek gelecek sezona umutla bakmak için elle tutulur bir nedene sahip şimdi. Muhtemelen bu kupa ile gelen motivasyon yıldız transferleri ile pekişecek. Burada Fernandes'in gidecek olması bir dezavantaj olacak çünkü gerçekten yetenekli ve oyunu 2 yönlü oynayan bir isim olması itibariyle değerli bir oyuncu belki çok fazla oynamadığı için dikkat çekmedi ama bu akşam çok iyiydi attığı penaltı da çok klastı.
Benim öngörüm bu başarının elbette motivasyonu arttıracağı yönünde ama Beşiktaş'lı yöneticilerin yanlış karar verme potansiyellerinin fazla oluşu ve yıldız takıntıları nedeniyle 2-3 takviye ile şampiyon olacağına inanışan bu takımın gelecek sezon o hedeflenen çizgide olmayacağını düşünüyorum. Yani daha sağlam rütuşların yapılması lazım. Gelecek olan isimlere bakarak elbette değerlendirmeleri yaparız ama şu anlık düşüncelerim bu şekilde.
Maçın kader anı Metin'in penaltısında Rüştü'nün yerdeki hareketiydi bence. Direkten dönen top sırtı yere dik duran Rüştü'nün muhtemelen yere indikten sonra bele çarpışı ile birlikte kaleye gidebilirdi. Gayri ihtiyari olsa da yerde toparlanmaya çalışarak belini yere paralel konuma getirdikten sonra topun ileriye doğru yönlenmesini sağlayacak bu şekilde maçın dönümünü farkında olmadan sağlamış oldu tecrübeli eldiven.
Bu sonucun Tayfur Havutçu'nun kaderine nasıl etki edecek, en merak ettiğim nokta da burası? Beklemedeyim...
Beşiktaş 6: 5 İ.B.B
Stat: Kadir Has
Hakemler: Yunus Yıldırım xx, Baki Tuncay Akkın xx, Volkan Narinç xx
Beşiktaş: Rüştü xx, Ekrem x, Sivok xx, Aurelio x, İsmail x, Fernandes xxx, Necip xxx, Quaresma xx, Guti x (Dk. 106 Hilbert), Simao x, Bobo x (Dk. 56 Almeida xx)
İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Hasagiç xx, Rızvan xx, Can xx, Metin xx, Ekrem xx, Cihan xx, Mahmut xx, Holmen xxx, İskender xx (Dk. 105 Tevfik x), Tum x (Dk. 56 Gökhan Ünal xx), İbrahim xxx (Dk. 83 Gökhan Süzen x)
Goller: Dk. 33 Quaresma, Dk. 78 Sivok (Beşiktaş), Dk. 53 İbrahim (penaltıdan), Dk. 68 Gökhan Ünal (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Sarı kartlar: Dk. 13 Ekrem, Dk. 75 Quaresma (Beşiktaş), Dk. 45 Metin, Dk. 62 Mahmut, Dk. 120 Holmen (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2011
04 Şubat 2010
Fenerbahçe 3:0 Bursaspor

Fenerbahçe, Manisa ile birlikte yerı finale çıkmayı neredeyse garantileyen 2. takım oldu. Geçen sezonda Bursaspor ile oynayan 5 maçın 4'ünü kazanmayı başarmıştı sarı lacivertli ekip, bu sene de seriye devam ediyor: 2'de 2.
Fenerbahçe'yi net sonuca götüren 2 önemli faktör var: İlki Galatasaray'ın sahadaki acziyetine yol açan yokluğun Kadiköy tarafında varlık bulması ve verime dönüşmesinden başka bir şey değildi. Uğur-Baroni-Emre-Özer dörtlüsü Baroni dışında oyunu 2 yönlü oynayan bir yapısıyla önlerindeki Alex-Semih'e maksimum destek vererek rakip kalenin 15-35 arası ciddi biçimde abluka altına alınmasını sağladı, zaten bu müthiş baskı ile 3 gol getirdi. Diğer faktör ise oyuncuların yardımlaşma ve oyun motivasyonları idi. İlk yarıda işi bitirmelerinde bunun da payı çok fazlaydı.
Burada atakların gelişimlerine dikkat edilirse Fenerbahçe'nin rakip ceza sahası içi ve çevresine minimum 5 oyuncuyu soktuğunu görüyoruz. Peki gollerin kaçı hücum oyuncularından geldi? Sadece 1'i. Demekki futbolda atılan gol sahaya çıkan forvet elemanı sayısı ile orantıı değil. Bunu vurgulamamın nedeni Galatasaray'ın yaşadığı forvet sorunundan hareketle takımın gol yollarında yaşayacağı sıkıntı üzerine yorum yapanların yanılgısı. Futbol'da ileri uçtaki oyuncunuzun becerisi elbet önemli ama ortalama sevieyde bir oyuncu bile olsa orta sahanın verimli yapısı takımı çok daha golcü hale getirebilir.
Galatasaray'ın bu sene ligin geneli hatta geçen sene bile çoğu maçında yaşanan önemli bir problem yeri geldikçe vurguladığımız ceza sahasında çoğalamama problemini forvetsizlik ile karıştırmamak gerek. Çünkü Galatasaray'ın Jo-Nonda-Baros olmadan bile bu süreci daha az sıkıntılı atlatabilirdi. Çözümü ise güçlü ve oyunu 2 yönlü oynayabilen sağlam bir orta sahadan geçiyordu, adım atılmadı geçmiş ola. Şimdi "forvet yok takım nasıl gol atacak?" soruları soruluyor. Forvet bu kadar da tek düze bir oyun değil, daha geniş bakmak gerek.
Neyse, Fenerbahçe'nin verdiği mesajları iyi algılamak lazım. Örneğin 3. gole dikkat çekmek istiyorum, tam saymadım ama muhtemelen minimum 15 pas sonrası ağlarla buluştu o top. İşte dark burada, orta sahadaki oyuncularınız topa hem sahip olup hem de dikine oynayınca hem bloklar arasındaki mesafe daralıyor hem de oyunun kontrolünü elinizde tutabiliyorsunuz.
Emre'nin yanına Semih'i eklemek gerekse de bir oyuncunun performansının altını çizmeden geçmek olmaz: Özer. Galatasaray'ın 1 milyon euro'yu vermeyerek elinden kaçırdığı bu genç yetenek çok iyi bir oyun görgüsüne sahip. Seri, dikine hızlı ve tek paslarla oynayabilen Özer, geçen sene Lincoln'ün yokluğunda yığınla puan kaybeden takımın ilacı olabilecek bir adam iken Adnan Sezgin'in müthiş futbol dehasıyla almaktan vazgeçtiği, Galatasaray kapısında dönen adamlar listesine yazılacak isim olarak tarihin sayfalarında yerini alacak.
Maçın 2. yarısı ise bence formaliteden ibaretti. Bursa bastırdı ama biraz da Fenebahçe bu baskıya izin verdi skorun verdiği rahatlık ile geriye çekilerek. Bu süreci verilen pozisyonlara rağmen gol yemeden atlatmak da yarı finalin kapısını ardına kadar açmanın müjdecisiydi.
Velhasılkelam, Fenerbahçe dengeli kadro yapısı ile ligin açık ara şampiyon adayıdır. Galatasaray'ın hem teknik, hem yönetimsel zaafları sonucu ortaya çıkan kadro zaafiyeti ile ligin sonunu getirmesi bile zor görünürken ligi zirvede bitirememeleri ancak kendi hataları sonucu olur, yoksa başka bir mani görünmüyor.
Fenerbahçe'yi net sonuca götüren 2 önemli faktör var: İlki Galatasaray'ın sahadaki acziyetine yol açan yokluğun Kadiköy tarafında varlık bulması ve verime dönüşmesinden başka bir şey değildi. Uğur-Baroni-Emre-Özer dörtlüsü Baroni dışında oyunu 2 yönlü oynayan bir yapısıyla önlerindeki Alex-Semih'e maksimum destek vererek rakip kalenin 15-35 arası ciddi biçimde abluka altına alınmasını sağladı, zaten bu müthiş baskı ile 3 gol getirdi. Diğer faktör ise oyuncuların yardımlaşma ve oyun motivasyonları idi. İlk yarıda işi bitirmelerinde bunun da payı çok fazlaydı.
Burada atakların gelişimlerine dikkat edilirse Fenerbahçe'nin rakip ceza sahası içi ve çevresine minimum 5 oyuncuyu soktuğunu görüyoruz. Peki gollerin kaçı hücum oyuncularından geldi? Sadece 1'i. Demekki futbolda atılan gol sahaya çıkan forvet elemanı sayısı ile orantıı değil. Bunu vurgulamamın nedeni Galatasaray'ın yaşadığı forvet sorunundan hareketle takımın gol yollarında yaşayacağı sıkıntı üzerine yorum yapanların yanılgısı. Futbol'da ileri uçtaki oyuncunuzun becerisi elbet önemli ama ortalama sevieyde bir oyuncu bile olsa orta sahanın verimli yapısı takımı çok daha golcü hale getirebilir.
Galatasaray'ın bu sene ligin geneli hatta geçen sene bile çoğu maçında yaşanan önemli bir problem yeri geldikçe vurguladığımız ceza sahasında çoğalamama problemini forvetsizlik ile karıştırmamak gerek. Çünkü Galatasaray'ın Jo-Nonda-Baros olmadan bile bu süreci daha az sıkıntılı atlatabilirdi. Çözümü ise güçlü ve oyunu 2 yönlü oynayabilen sağlam bir orta sahadan geçiyordu, adım atılmadı geçmiş ola. Şimdi "forvet yok takım nasıl gol atacak?" soruları soruluyor. Forvet bu kadar da tek düze bir oyun değil, daha geniş bakmak gerek.
Neyse, Fenerbahçe'nin verdiği mesajları iyi algılamak lazım. Örneğin 3. gole dikkat çekmek istiyorum, tam saymadım ama muhtemelen minimum 15 pas sonrası ağlarla buluştu o top. İşte dark burada, orta sahadaki oyuncularınız topa hem sahip olup hem de dikine oynayınca hem bloklar arasındaki mesafe daralıyor hem de oyunun kontrolünü elinizde tutabiliyorsunuz.
Emre'nin yanına Semih'i eklemek gerekse de bir oyuncunun performansının altını çizmeden geçmek olmaz: Özer. Galatasaray'ın 1 milyon euro'yu vermeyerek elinden kaçırdığı bu genç yetenek çok iyi bir oyun görgüsüne sahip. Seri, dikine hızlı ve tek paslarla oynayabilen Özer, geçen sene Lincoln'ün yokluğunda yığınla puan kaybeden takımın ilacı olabilecek bir adam iken Adnan Sezgin'in müthiş futbol dehasıyla almaktan vazgeçtiği, Galatasaray kapısında dönen adamlar listesine yazılacak isim olarak tarihin sayfalarında yerini alacak.
Maçın 2. yarısı ise bence formaliteden ibaretti. Bursa bastırdı ama biraz da Fenebahçe bu baskıya izin verdi skorun verdiği rahatlık ile geriye çekilerek. Bu süreci verilen pozisyonlara rağmen gol yemeden atlatmak da yarı finalin kapısını ardına kadar açmanın müjdecisiydi.
Velhasılkelam, Fenerbahçe dengeli kadro yapısı ile ligin açık ara şampiyon adayıdır. Galatasaray'ın hem teknik, hem yönetimsel zaafları sonucu ortaya çıkan kadro zaafiyeti ile ligin sonunu getirmesi bile zor görünürken ligi zirvede bitirememeleri ancak kendi hataları sonucu olur, yoksa başka bir mani görünmüyor.
03 Şubat 2010
Antalya 2:1 Galatasaray

Benim için sürpriz olmayan ama belki yanılıyorumdur umutları ile izlenen bir maç oldu iki takım arasındaki mücadele. Daha dün akşam yazdık Galatasaray'ın merkezdeki sorunları çözülmedikçe takımın kaydedeceği gelişmenin çok sınırlı kalacağını. Bir alttaki posta göz atmak aslına burada yazılan yazıyı da bütünleyeceğinden okumanızı tavsiye ederim.
Aylardır yazdığımız sorunlar ile halen boğuşulduğu ve gerçekten de içinden pek çıkılacakmış gibi görünmediği için uzun uzadıya analizler yapmak yerine bazı sorular ile mevcut durumu sorgulamak daha yerinde olacak.
1) Maçın şut istatistiği : Antalya 11:4 Galatasaray. Merak eden geçmiş maçlara baksın Galatasaray'ın en büyük eksiklerinden biri de kaleye yapılan atak ve şut girişimlerinin sayısının azlığı, istatistikler de bunu destekleyecektir. Galatasaray'ın rakip kalede bu kadar etkisiz kalması mevcut kadronun abartıldığı kadar iyi bir takım yapısı oluşturamadığına işaret ediyor olabilir mi?
2) İlk yarıda Galatasaray'ın üst üste 4 pası neredeyse yok. Bu kadronun üzerinde yapılacak değişim çok az olacak. Bu orta saha yapısı ile Antalya üzerinde hakimiyet kuramamak bile çok dikkat çekici değil mi?
3) Emre Güngör'ün sağda, Uğur'un solda yapamadığı görüle görüle en azından 1 kanada işlerlik kazandırmanın sıfırdan daha faydalı olacağı görüşünü deneme yoluna gitmeyen Rijkaard'ın hatalı uygulamalarının altını çizmemeye ve "elbette bir bildiği vardır" mantığı gütmeye devam mı etmek lazım?
4) Takım ihtiyaçları mı yoksa isimler mi transferlerde daha etken? Galatasaray, Makalele'nin gidişi sonrası oluşan boşluğu görmeyen ya da görmezlikten gelen dolayısı ile orta sahanın önemini 2. plana atan, takımı yıldızlar ile donatan Los Galacticos benzeri bir yapıya mı bürünüyor?
5) Rijkaard, Xavi-Iniesta gibi orta saha futbolculuğunun ve kendisinin oynatmak istediği futbolun piri olan 2 futbolcunun varlığından sonra Galatasaray'daki bu mevcut kadro yapısı ile müthiş bir yokluğa düştüğünü ve aslında ilk takviyenin bu bölgeye yapılması gerektiğimi nasıl göremedi?
6) Her maç uzun mesafeli pas atma sevdasının başarısız paslara dönüştüğünü göre göre Servet'in hala bunları yapmasının açıklaması ne olabilir? Bu vasat zeka ile Galatasaray savunmasının zorluk yaşamaması mümkün mü?
Sorular, sorular sorular...
Liste uzun ama sanırım bu kadar yeterli olacak. İnanın her maça yazmış olduklarımın çürümesini görebilmenin umutları ile oturuyorum, gelin görün ki sahadakilerin kafadakileri bütünlemesi dışında bir şey ile ayrılmıyorum ekranın başından, sanırım bu süreç sezon sonuna kadar böyle devam edecek.
Aylardır yazdığımız sorunlar ile halen boğuşulduğu ve gerçekten de içinden pek çıkılacakmış gibi görünmediği için uzun uzadıya analizler yapmak yerine bazı sorular ile mevcut durumu sorgulamak daha yerinde olacak.
1) Maçın şut istatistiği : Antalya 11:4 Galatasaray. Merak eden geçmiş maçlara baksın Galatasaray'ın en büyük eksiklerinden biri de kaleye yapılan atak ve şut girişimlerinin sayısının azlığı, istatistikler de bunu destekleyecektir. Galatasaray'ın rakip kalede bu kadar etkisiz kalması mevcut kadronun abartıldığı kadar iyi bir takım yapısı oluşturamadığına işaret ediyor olabilir mi?
2) İlk yarıda Galatasaray'ın üst üste 4 pası neredeyse yok. Bu kadronun üzerinde yapılacak değişim çok az olacak. Bu orta saha yapısı ile Antalya üzerinde hakimiyet kuramamak bile çok dikkat çekici değil mi?
3) Emre Güngör'ün sağda, Uğur'un solda yapamadığı görüle görüle en azından 1 kanada işlerlik kazandırmanın sıfırdan daha faydalı olacağı görüşünü deneme yoluna gitmeyen Rijkaard'ın hatalı uygulamalarının altını çizmemeye ve "elbette bir bildiği vardır" mantığı gütmeye devam mı etmek lazım?
4) Takım ihtiyaçları mı yoksa isimler mi transferlerde daha etken? Galatasaray, Makalele'nin gidişi sonrası oluşan boşluğu görmeyen ya da görmezlikten gelen dolayısı ile orta sahanın önemini 2. plana atan, takımı yıldızlar ile donatan Los Galacticos benzeri bir yapıya mı bürünüyor?
5) Rijkaard, Xavi-Iniesta gibi orta saha futbolculuğunun ve kendisinin oynatmak istediği futbolun piri olan 2 futbolcunun varlığından sonra Galatasaray'daki bu mevcut kadro yapısı ile müthiş bir yokluğa düştüğünü ve aslında ilk takviyenin bu bölgeye yapılması gerektiğimi nasıl göremedi?
6) Her maç uzun mesafeli pas atma sevdasının başarısız paslara dönüştüğünü göre göre Servet'in hala bunları yapmasının açıklaması ne olabilir? Bu vasat zeka ile Galatasaray savunmasının zorluk yaşamaması mümkün mü?
Sorular, sorular sorular...
Liste uzun ama sanırım bu kadar yeterli olacak. İnanın her maça yazmış olduklarımın çürümesini görebilmenin umutları ile oturuyorum, gelin görün ki sahadakilerin kafadakileri bütünlemesi dışında bir şey ile ayrılmıyorum ekranın başından, sanırım bu süreç sezon sonuna kadar böyle devam edecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)