Teknik Direktörler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknik Direktörler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Temmuz 2011
Hoşgeldin Eski Dost
Takip edenler bilir son 4 yıllık süreçte Galatasaray'a en iyi futbolu oynattığına inandığım isimdir Skibbe, ilk Steau maçında Ali Sami Yen tribünlerinde hatta daha öncesinde yaz kampında tek tek izlediğim hazırlık maçlarında saha içerisinde değişim adına ilk işaretleri görmüştüm.
Ligdeki özellikle iç sahada bol paslı ve KLAB (Kewell-Lincoln-Arda-Barso) dörtlüsünün yeteneklerinin ön plana çıktığı maçlarda ve Olimpiakos ile başlayan Avrupa serüveninde güzel futbol adına yeterince şey gördük. Hatta Skibbe'nin ayrılmaması durumunda çeyrek finale çok dahat çıkacağımız düşünüyordum.
Futbol adına modern düşüncesinin aksine saha dışındaki yönetim becerisi ise vasat hatta vasat aktı olarak nitelendirilebilrdi. Takımlarının istikrarı koruyamaması, çok iyi haftalardan sonra inişe geçişi belki de bu saha dışındaki yönetim faktöründen kaynaklanıyordu. Galatasaray'da da böyler oldu, sonraasında Frankfurt'da da Galatasray açık olmasa da iyi giden sezonda birden 2. yarı ile beraber düşüe geçiş ve toparlayamama sahnelerini izledik. Demokratik, bireyelerin işine olan saygılarına güven duyan, otorite konusunda zaafları olduğu aşikar ama saha içerisi açısından da geyet yetenekli bir profile sahipdi özetle Skibbe.
Dün öğrendik ki bu güzel adam, Eskişehirspor ile 3 yıllık anlaşma imzalamış. Yönetimin güven duyduğu, oyuncuların (Türkiye'de ne kadar olur bimiyorum ama) saha dışında sorun oranının kontrol altında tutulabildiği bir ortamda Skibeb bizlere zaman zaman ligin üst sıralarında yer alan bir Eskişehirspor izlettirebilir. Bu sene zamanlama olarak geç gelmesi belki bu süreci geciktirebilir ama eninde sonunda o güzel futboldan kesitler izlettirecektir bizlere.
Bir gözüm Eskişehirspor üzerinde olacak bunda sonra, umarım çok başarılı olur.
19 Nisan 2011
Bülent Ünder Neyin Peşinde?
Ne kadar da büyütmüşüz gözümüzde seni? Geçen hafta Pino olayı ile gösterdin kapasiteni, vizyonunu daha ötesi yok zaten. Yabancı bir teknik adam senin bu hafta yaptığını yapsa "hadi neyse" diye geçiştireceğim ama Allha aşkına bu Mustafa Sarp'ı hiç mi izlemedin sen? Göremedin mi bu adamın Galatasaray formasını ancak rüyasında görmesi gerektiğini? Dakikan 90'da Barış oyuna neden girer? Neyi değiştirmesini bekliyorsun, varlığı ile son 2 yılda neyi değiştirdi? Yaşamıyor musun bu ülkede, izlemedin mi hiç maçlar?
Galatasaray sevgini bu hafta göstereceksin Bülent Ünder. Hadi bu haftayı alıp işi garantilemek istedin ama unutmaki sen bir emanetçisin. Alacağın galibiyetler ile değil daha değerli işler ile anılmak senin elinde. Eğer Anıl'ı ilk 11'e koymazsan, Berkin o Arena'nın çimlerine basmaz ise, Cumhur yerine Mustafa Sarp'ı Barış'ı tercih edeceksen bu camiaya zerre saygın yok demektir. Senden beklediğimiz fosilleri temizlemen iken her maçta forma verirken onları başka beklenti içerisinde olma lütfen...
Eğer takımı yakından tanıma ihtimali olan Yerli bir isim bile bu oyuncu tercihlerini yapıyorsa Yabancı teknik adamın gelişi en az 2 yılın daha kaybolması demektir.
(Not. Fotoğraf Nazmi Ağabey'in blog'undan)
23 Şubat 2011
Sağlam'ın Yabancı Karnesi
Gordon Schilenfield, Antony Seric, Higuain, Diatta, Rodrigo Tello, Cisse, Holosko, Sivok, Zapatocny, Ivan Ergiç, Batalla, Swenson, Krita,Stepanov, Insua, Nunez, Steinert, Miller, Altidore...
Ertuğrul'un Sağlam'ın hem Beşiktaş hem de Bursaspor'da kadroya kattığı yabancı oyuncuların listesinden başkası değil yukarıdaki liste. Yaklaşık 20 isim var listede ve abartısız 10'unun takıma yaptığı katkıyı çöpe atarım.
Gerçek Anadolu devrimii gerçekleştiren bir teknik adamın yukarıdaki karnesine bakınca ortaya çok açık şekilde başarısız bir tablo çıkıyor. Bu tablonun iyi okunması gerek, bulunduğu noktadan bir adım yukarıya çıkmak istiyorsa başarının anahtarı yine kendisinde, çok da uzakta değil hem bugünün de hem de 1-2 yıl kadar gerisinde.
22 Şubat 2011
Beklenen Son
Claudio Ranieri, kariyerinde her geçen gün tutunamayan teknik adam profillerinden yalnızca biri. 1991'de Napoli ile başlayan macerada takıma Mararona sonrası Zola'yı kazandıran, ardından Fiorentina'yı Serie A'ya çıkardıktan sonra İtalya Kupası'nı kazandıran, 1997-1999 yıllarında çalıştırdığı Valencia'da Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da yaptığı iyi işlerin yanında Mendieta, Canizares, Angulo gibi oyuncuları kulübe kazandıran Ranieri bu geçmişinin parlaklığı ile 2000 yılında 3 yıl sonda zengin bir Rus işadamının hedefi olacak Chealsea'nin başına geçiyordu.
4 yıl kaldığı Chealsea'de, en parlak sezonunu 2003-2004 yılları arasında yaşayan ve kulübün 49 yıllık tarihindeki en iyi derece olan 2.lik ile sezonu bitirmesini sağlayan İtalyan Teknik Adam'ın Maviler adına yaptığı en büyük iş John Terry, Lampart, Cole,Crespo, Makalele, Duff gibi isimleri kulübe kazandırıp Mourinho'ya teslim etmesiydi.
Belki 2004 senesi kariyer grafiğinin zirve yaptığı noktaydı, zira o gün bugündür sürekli bir düşüş olduğu aşikar. Kürkçü dükkanına dönüş ve 2 yıllık Valencia macerası, ardından küçük bir Parma mecerası ve 2 yıl sürecek Juventus teknik adamlığı...
Eylül 2009'da Roma'nın başına geçtiği zaman ne düşünüyorsam bugün de aynı fikirdeyim, yanlış tercihdi özellikle de Spaletti gibi bir teknik adamın ardından. Hafta sonu 3-0 önde iken 3-4 kaybedilen Genova maçı yalnızca bir sebep, Şampiyonlar Ligi'nde tehlikeye giren tur, lider Milan'ın 16 puan gerisine düşmüş olma ve daha da kötüsü geleceğe dair umutların tükenişi bugün Ranieri yerine Montella'yı kulübenin yeni sahibi yapan.
Tipik sakin, iyi huylu teknik adam sonu bu. Ranieri'de yeniden yukarı ivmelenmeyi başarır mı o kimyayı yakalayacak bir takım bulabilir mi bilinmez ama mevcut tablonun hiç de iç açıcı olmadığı çok net.
10 Ocak 2011
El Classico : Mourinho & Messi
Yılın en iyi teknik direktöründe de futbolcusunda da sürpriz yok: Mourinho ve Messi.
Gönlümden Ineista geçse de bunun bir temenniden öteye gidemeyeceğini biliyordum Arjantinli aday iken. Sürpriz yok. 2 defa üst üste kazanma başarısını gösteren Messi bakalımm bir ilki gerçekleştirip 3 kez üst üste bu onuru elde edebilecek mi?
Program sırasında Eurospor spikeri Dağhan Irak'ın Guardiola-Messi-Xavi-Iniesta sahnedeyken Mourinho ve diğer ödül alanların sahneye çağrılması üzerine "Portekizli teknik adam bu kadar Barcelonalı'nın olduğu son yerde 5 gol yemişti, sahneye çıkar mı bilmem" espirisi de süperdi.
Gönlümden Ineista geçse de bunun bir temenniden öteye gidemeyeceğini biliyordum Arjantinli aday iken. Sürpriz yok. 2 defa üst üste kazanma başarısını gösteren Messi bakalımm bir ilki gerçekleştirip 3 kez üst üste bu onuru elde edebilecek mi?
Program sırasında Eurospor spikeri Dağhan Irak'ın Guardiola-Messi-Xavi-Iniesta sahnedeyken Mourinho ve diğer ödül alanların sahneye çağrılması üzerine "Portekizli teknik adam bu kadar Barcelonalı'nın olduğu son yerde 5 gol yemişti, sahneye çıkar mı bilmem" espirisi de süperdi.
25 Aralık 2010
Benitez'in yerine Leonardo...
Beklenen son gerçekleşti, Benitez zaten topladığı bavullarını alarak çıktı kapıdan. Inter macerası çok kısa sürdü, Mourinho'nun halefi olmak fazlasıyla zordu. Portekizli'nin girdiği soyunma odasında aynı etkiyi yaratmak zaman alırdı tabii eğer verilseydi.
Benitez'in gelip bir anda Mourinho'nun kaldığı yerden devam edeceğini mi bekledi Moratti? Sezon başındaki kötü tablonun öngörülüyor olması gerekirdi, acelesi bir tavır gibi geliyor bana. Yerine Leonardo'nun gelişinin ise telafisi bir kaç sonra yapılmaya çalışılır. Leonardo-Inter birlikteliği bana umutsuz bir vaka gibi geliyor, Inter'in kadrosunun Milan'ın geçen seneki durumunun çok ötesinde oluşu Brezilyalı'yı daha başarılı kılacaktır ama limitinin çok yüksek olduğunu düşünmüyorum. Çok değil 6 ay sonra oturur tabloyu değerlendiririz yine bu satırlarda.
Leonardo açısından bu transferin farklı bir anlamı var elbet. Barcelona-Guardiola beraberliği özentisi 2 hareketten biriydi geçen sene Serie A'da. Ferrara-Juve işbirliği daha kısa sürmüştü, Leonardo'nun Milan ile yolu sezon sonunda ayrıldı ki öncesinde kokusu çıkmıştı zaten. Futbolculukla başlayan, sonrasında kulüp bünyesinde uzun yıllar çalışma ile davm eden sürecin 1 senelik teknik adamlık kariyeri ile son ermesi elbette üzücü olmuştur olayın tarafları açısından. Bu nedenle Inter macerası müthiş bir kendini ıspatlama çabasına dönüşecek Leonardo için. 6 ay sonra Milano'daki ezeli rakip ile anlaşmanın başka bir anlamı da yok sanırım.
Şimdilik hayırlı olsun diyelim, sonrasına bakacaz artık...
07 Kasım 2010
Skibbe'nin Zirveye Tırmanışı
6 hafta geride kaldığında sadece 6 puan ile 13. sıradayken, sonrasındaki 5 haftada müthiş bir çıkışla 4 galibiyet, 1 beraberlikle alınan 13 puan sonrasında 19 puana yükseldiler, 11. haftayı da muhtemelen 4. sırada bitirecekler. Gekas'ı da gol krallığının zirvesine yerleştirdiler bu arada. Dünki kurbanları ise Wolfsburg'du, 3 golle yolladılar evlerine.
24 Ekim 2010
Frank Rijkaard & Johann Neskeens // Gidenler & Geride Kalanlar
Yine büyük futbol vizyonumuz (!) bir değişim hamlesine daha hakettiği şansı tanımadı, sabır temennileri ile başlayan bir süreç daha çaresiz bakışlarla 2-3 futbol bilgininin(!) dudaklarının arasından çıkan kelimelerle sonlandı. Hagi'nin gelişi için umut dedik elde herhangi bir kaynak olmadan, oysa Hollandalıların gelişi ne kadar da temelli hayaller kurdurmuştu bizlere. Turuncu bir futbol devriminin temsilcileri artık Florya'da idi. Derwall'den beri belki de kimsenin gelişi bu kadar heyecanlandırmamıştı bizleri.
Barcelona'daki yapı ile Türkiye'de bulunacak ortam, oyuncu kaliteleri arasındaki farklılıklardan dem vuruldu ilk kıyaslamalarda. Barcelona'da herhangi birimizin babasının da rahatlıkla başarıya ulaşabileceğini öğrendik bu dönemlerde. Klişelere alışmıştık elbette, dinledik geçtik yazdık elbette aklımızın bir köşesine daha sonra kullanılmak üzere. Benim umudum oldukça fazlaydı, mesele yerden ayağa oynamaksa Skibbe döneminin Galatasaray'ı zaten bunu fazlasıyla yapabiliyordu. Ardından gelen Bülent Korkmaz ne kadar tırpanlamaya çalışsada takımın genlerinde var olduğunu düşündüğüm bu alışkanlığın Surinamlı'nı işini kolaylaştıracağı başlıca dayanak noktamdı. Sorunlu adam Lincoln'ün bu oyun yapısındaki önemi de göz önüne alındığında Hollandalılar'ın Brezilyalı'dan maksimum verimi alabileceğini düşünmüştüm her ne kadar 4-3-3 için ideal oyuncu tipinde olmasa da. Nereden bilebilirdik ki adam zaten dönmemek üzere gitmiş. Önemli bir eksiklikti ama baştaki tecrübe bunları aşacak çereyi elbet üretecekti.
Evet, artık daha çok genç oyuncu görecek, onlardaki gelişimi küçük bir çocuğun büyümesini gün be gün kaydeder gibi belleklerimize kazıyacaktık.Servet defanstan topu ileri şişirmeyecek, Ayhan ve Mehmet Topal geriye doğru daha az oynayacaktı, kimbilir blki Barış gibi sağa sola bilinçsizce koşuşan bir adam bile evrim geçirecekti.Yerden ayağa oynamak, oynarken hem bu oyundan zevk alıp hem zevk aldırmak ana mantelitemiz olacaktı artık. Zorluk görecektik tıpkı Barcelona'da olduğu gibi, orada bile neredeyse 1 yıla yayılan uyum sürecini göz ardı edemezdik.
Sezona yapılan güzel başlangıca dair en güzel fotoğraf Gaziantep maçı sonrası teknik heyetin soyunma odası koridorlarında takımı karşılayışı ve tek tek tebrik edişiydi. O güne kadar hiç görmediğimi manzara çok etkilemişti bizleri, bu birliktelik kim bilir hangi başarılara gebe olacaktı, düşünmesi bile güzeldi. 6 haftalık galibiyet serisi bu güzel düşünceler eşliğinde geçmişti. Elbette takım içerisinde aksayan noktalar dikkat çekiciydi ama baştaki üstadlar eninde sonunda bunlara gerekli önlemi alacaktı.
7. haftada oynanan Eskişehir maçı ile 10. hafta Fenerbahçe maçı arasındaki dönem belki de sezonun genelini etkileyen olaylara gebeydi. Rijkaard ilk puanını ardından ilk maçını hemen ardından da ilk derbisini kaybetti. İlk puan ilk mağlubiyet değil ama bağıra bağıra gelen ezeli rakibe karşı kaybedilen maç Surinamlı'nın dengesini alt üst etti. Sonrasında oyun kurgusundaki değişiklik, bazı oyuncular en başta da Servet ile yaşanılan problemler ön planlaydı. Belki de çöküşün başlangıcı 10. hafta sonrasında başlamıştı. Sırıtan orta saha problemine çare bulmak için ilaç niteliğindeki devre arası operasyonu beklenen verimlilikte kullanılamayınca 3. olarak bitirilen sezon, hayal kırıklığı olarak tozlu sayfalardaki yerini aldı.
Tamam sezon kötü geçmişti ama gösterilmesi gereken şey sabırdı. Taraftarlarda yeterince görülen bu oldu, aslı karar verici mercilerde ne derece vardı, asıl mesele burasıydı. Mayıs 2010'da Adnan Polat'ın Galatasaray Dergisi'de yayınlanan yazısı umut verici olsa da 2'şer yıllık Başkan Yardımcılığı ve Başkanlın dönemindeki eylemlerinin pek güven vermediği ortadaydı. Bakın ne demişti sayın başkan:
"Her ne kadar alınan sonuçlar tatmin edici olmasa da, geniş ve uzun vadeli bakabilenler, geleceğin Galatasaray’ının futbolunu, dünya futbol ekolüne yaklaşan oyun anlayışının ipuçlarını alabiliyorlar.
Bu konuda tepkiler ne kadar çok olursa olsun, biz günlük yaşamamaya ve sabırlı davranmaya kararlıyız.Yönetim olarak biz bu kararlığımızı bir kez daha herkese ilan ediyoruz.
Bize inanın ve güvenin. Bunu yapabildiğimiz zaman, efsane takımların ve kadroların belli bir sürecin sonunda oluştuklarını hatırladığımız zaman, sabrımızın karşılığını alacağız. Başarı, bu süre sonunda gelir. Biz şimdi böyle bir süreçteyiz."
Mesaj çok acıktı hatta sezon başında daha Eylül ayında NTVSPOR'da da 2 yıllık yeni sözleşmenin arefesinde oldukları mesajını da üstüne basa basa veriyordu.
Artık beklenen hamle gelmeli ve Hollandalılar'ın kafalarındaki oyun modeline uygun transfer hamleleri yapılmalıydı. Bunun için de öncelikle biletinin kesilmesi beklenen oyuncular ile yollar ayrılmalıydı. Günler, haftalar derken 3 aylık dönem bir çırpıda geçiverdi ve geride Stoch'un Fenerbahçe'ye kaptırılışı, Rijkaard'ın gelişindeki mimarlardan Haldun Üstünel görevinden ayrılmış ve daha da acısı ne gelenler ne de gidenlerde beklenen değişimin yapılacağına dair herhangi bir umut verilememişti.
Sezona başlamadan tabloyu okuyabilen aklı başında bir Galatasaraylı için sezonun bir öncekinden daha zorlu ve çalkantılı geçeceğini tahmin etmek hiç de zor değildi. Gazete sayfalarında yönetim ile Rijkaard arasında ayaşan transfer uyuşmazlıkları, uzun transfer listesi ile kadroya katılanlar arasındaki çelişkiden, futbolcular ile teknik ekip arasındaki çekişmelerden dem vuruluyordu, ortada sorun olduğu açıktı.
İşte daha o dönemlerden yolun sonunun pek de aydınlık olmadığı belliydi aslında. Kötü sonuçlar sonrası hep arkasındayız denilen teknik adamların bu kulüpten nasıl gönderildiğini bilenler için yukarıda Başkan'ın söylediği cümlelerin de pek bir anlamı yoktu.
Sonrasında yaşanılanlar ve bugün gelinen nokta ortada...
Yaşanılan süreci elbette tek taraflı olarak ele almak haksızlık olur. Rijkard'ın geçen sürede uyum sürecini atlatamamış olması bugün gelincen sürecin an etkenlerinden. Uyum sürecinin atlatılmasında en rolü üstlenecekler ise yine Futbol Yönetim Ekibi aslında, ama daha önce oluşturmadıkları gibi bugün de teknik ekibin çalışması için sağlıklı bir ortamı oluşturamadılar. Bu konuda Ebru Kılıçlıoğlu'nun Skibbe ile yaptığı röportajda önemli ipuçları alıyoruz:
"Galatasaray’ın teklifi kabul ederken Galatasaray’ın aslında yüzde 60’ı yabancı yüzde 40’ı Türk olan bir teknik direktör aradığını anlayamadım. Sanırım beklentilerin çakışmamasında en önemli nokta bu oldu. Pişmanlık değil ama bunu daha önce fark etmiş olmayı isterdim.
... Şunu demek istiyorum: Galatasaray yönetimi uluslararası isimlerle çalışırak, iyi isimler transfer ederek ‘Uluslarası’ olmaya çalışıyor. Ama bu formülün tutmasına olanak yok.
... Galatasaray Yönetimi'nin beklentilerini daha önce anlamış olmayı isterdim. Haldun Üstünel ve Adnan Sezgin’in yetkilerinin hangi konularda olduğunu ancak 2 ay sonra anlayabildim. Bana baştan bilgi verilmedi mesela. Bir de ben bazı şeylerin temelden değişmesi gerektiğini savunuyordum. Ama bana ‘bunlar değişmez’ diyorlardı."
Rijkaard tarafına gelince, çok şey değildi beklediğim. Büyük başarıların kısa sürede gerçekleşeceğine dair hayaller de kurmadım ama geleceğe daha umutlu bakabilmeyi umut ettim, değişime dair işaretler bekledim hep. Her ne kadar eline saçma sapan malzeme verilse de çürük elmaları ayıklamasını, daha dik durmasını diledim, olmadı olmayacaktı da. Tüm bunları belki de yanlış bir isimden bekledik. Yani çok daha farklı bir karakter aynı durum ile karşı karşıya kaldığında örneğin Magath ya da Terim ki bu isimler zaten kontrolü elinde tutar, neşteri vurmaktan çekinmezler ama daha önce böyle bir modelde çalışmamış, kibar adamımız için içinde çıkılmaz bir durum oluşturuyordu tüm bu yaşanılanlar.
Son zamanlarda gözlerindeki inanıc kaybettiğini o kadar net görebiliyordum ki haketmediği şartlarda çalışmak zorunda kaldığı için açıkası üzülüyordum, bu yönetim Rijkaard ile çalışamayı hakedemeyecek kadar amatördü.
Dünya çapında bir teknik adamı göreve getirmek öenmlidir ama bu adama doğru dürüst malzeme verememek onu Mustafa Sarp'a, Gökhan Zan'a, Serdar Özkan'a mahkum bırakmak vizyonsuzluğu taa kendisidir.
Burada Rijkaard bu isimlerle çalışmayacağını belirtebilirdi görüşü savunulabilir, doğrudur da bunu yapacak teknik adam modeli Rijkaard değildi, o nedenle de bu beklenenler olmayacaktı.
Şimdi daha önce hiç bir teknik adam ya da futbolcuya yapılmamış bir organizasyon peşinde taraftarlar. Hakedildiği gibi uğurlanma derdininde olan futbol sevdalıları havalimanında olacak ve hayatı boyunca unutmayakları bir an yaşatacaklar 4 değerli futbol adamına.
Frank Rijkaard, Johan Neeskens, Albert Roca ve Carlos Cuadrat , yolları Florya'ya düşmüş 4 değerli futbol adamı. Sizleri Florya çimlerinde Sarı-Kırmızlı renkler altında görüp kısa süreli de olsa Barcelona modeli hayalleri kurmak bile güzeldi. Yaşatamadığınız ama tüm inacımızla yıllar sonrasında dair kurduğumuz hayaller için teşekkürler...
Not: Lyon'un Frank Rijkaard ile ciddi manada ilgilendiği haberleri çıktı Fransa basınında. Malzeme hayet iti, Guel'in yerien göreve gelir ise neler yapabileceğini merak ve heyecanla takip edeceğim.
22 Ekim 2010
Umut...
Sezgin & Polat ikilisinin bütün çabasıyla kirletmeye çalıştığı Florya'ya doğan güneş gibiler. İşleri zor belirtmeye gerek yok, ama içimde herhangi bir veriye dayandıramadığım umut var. Rijkaard'ın romantizminden Hagi-Tugay ortaklığının realizmine geçiş Galatasaray için daha iyiye gidişin yolunu açacaktır.
Yolunuz açık olsun...
02 Ekim 2010
7'de 7!
Mainz, Hoffenheim'ı 4-2 ile geçerek 7'de 7 yaptı ve 95 yılında Bayern Munih, 2001'de Kaiserslauten'in yaptığının bir benzerini yaparak sezonun en iyi başlangıcını yapan 3 takım arasına adını yazdırdı. 2006-2007 sezonu sonunda alt lige düşmüş bu takım geçen sezon yeniden dönüş yaptığı bu ligde 2. sezonunda 37 yaşındaki ligin en genç teknik adamı ile bunları başarabiliyorsa bizlere ayağa kalkıp alkışlama düşer. Her maça rakibe göre müthiş taktik değişimler gösteren bir ekip yarattığı için Tuchel'in başarısını daha bir saygıyla izliyoruz. Bugün de ustaya karşı alınmış bir galibiyet öncesinde ve sonrasında verilen "Takımın üzerinde herhangi bir baskı hissetmediği ve rekorlar ile ilgilenmedikleri" gibi ayakların yere bastığını gösteren mesajlar ile bu serinin daha ne kadar ilerleyeceğini merak ediyorum. Haftaya da, hafif düşüşte olan ve bu hafta geriden gelip 2. yarıda buldukları goller ile Kaiserslauten'i evine puansız gönderen Hamburg ile oynayacaklar, normal şartlar bu form düzeyi ile Hamburg'u evine puansız göndermelerini beklemesem de Tuchel'in aksine rekorun takım üzerinde yaratacağı baskının gölgesi düşebilir sahadaki futbolun üzerine!
Mainz vs. Hoffenheim
Bir tarafta ligin zirvesinde 6'da 6 yapan Mainz ve çırak Thomas Tuchel diğer tarafta ise 4. sıradaki Hoffenheim ve usta Ralf Rangnick. Tuchel'in teknik direktörlük kariyerindeki dönüm noktalarından biridir Rangnick'in onu futboloaynamaya gittiği Stutgart'da alt yapının başına geçirmesi ve bir nevi ustalık yapması. Bugün onu zirvede görmekten mutlu olanların başında geliyordur Profesör.
Geçen hafta Van Gaal'i evinde devirmişti bakalım delikanlının yükselişine Splinter Usta mı dur diyecek? Merakla bekliyorum...
Not: Tuschel'in hayranlık dolu bakışlarına dikkat!
Ramos'un Ukrayna Macerası
Juande Ramos 2007 sonrasındaki başarısız tablo sonrası sadece bir Sevilla efsanesi olarak kalmaya mahkum gibi görünürken belki de bunu tersine çevirme adına en önemli ve kritik hamlesinin başında. Ukrayna Ligi'nde 3. sırada yer alan Dnipro Dnipropetrovsky ile 4 yıllık sözleşme imzaladı İspnayol Teknik adam.
Sevilla öncesinde pek de parlak olmayan teknik adamlık kariyerinde 1998-2001 arasında Real Vallecano (118 maç 44 galibiyet 40 mağlubiyet), 2001-2002 arasında Real Betis'de 15 galibiyet 9 mağlubiyetlik performanslar segiledikten sonra 2002 yılında 5 maçlık Espanyol serüveni ve ardından 2003-2004 yıları arasında Malaga'da 38 maçta 15 galibiyet ,17 mağlubiyetlik bir perfomans izledik Ramos'un takımlarından. 2005 senesi ise onu kariyerinin zirvesine taşıyan yolun başlangıcıydı, 2 senelik macerada ard arda 2 UEFA Kupası'nı kazandırmayı başardı İspanyol ekibine. Ligi de Şampiyon Real Madrid'in 5 puan gerisinde 3. sırada tamamladı 2. sezonunda.
Ardından müthiş beklentiler ile gidilen Premeiere League ve Tottenham'da ilk sezonunda kulübe 1999'dan beri ilk kupasını (Carling Cup) kazandırsa da 2. sezonun başında biten beraberlik sonrası Schuster'den boşalan koltuğa Real Madrid'de yerleşme ama sezon sonunda görev Pellegrini'ye teslim ediş. Sezon başında adı Beşiktaş ile de geçti ama bir futbolsever olarak Siyah-Beyazlı ekibin başında görmek istemediğimi yazdım, futbol hayatındaki belki de en kayda değer başarısını 12 senelik dikkate alınacak dilimin sadece 2 yılında yaşamışsa bir teknik adam oturup iyi düşünmek lazımdı, zira Schuster ile çok akıllıca iş yapıldı.
Kendi sitesinde Ukrayna ekibinin çok ciddi bir proje ile geldiğini yazmış Ramos, muhtemelen yeniden yapılanma adına hem para hem de oyuncu potansiyeli vaad ediyordu bu proje nihayetinde de 4 yıllık uzun çalışma dönemi. Şu aşamada geri dönüş için iyi tercih olabilir ama öncelikle Lucescu ile başa çıkabilmesi gerek. Elbette futbolda kimya uyuşması çok önemli umarım başarı hikayelerini okuruz ama ben pek ihtimal vermiyorum.
19 Eylül 2010
Lyon'da Oyuncu Değişikliği
Bir tarafta Tigana diğer tarafa Claude Puel, ev sahibi Bordeuax diğer tarafta bir kaç hafta öncesine kendi oyun kurucaları sadece 1sene önce kazanılan şampiyonluğun baş mimarı Gourcuff'lü Lyon. Dakika 92, skor 2-0.
Kulübede ise umutsuz bakışları ile muhtemelen son kez takımın başında Lyon'un başında sahaya çıkan Puel. Lyon ligin altına demir attı, 6 maçta 5 puan. Bu kadroyla geride kalan 2 yılda ortada bir şey yokken 3. sezona da bu şekilde başlamışsanız sizi orda kimse tutamaz.
Hoşçakal Puel!!!
Not: Bu muhtemel bir değişiklik öncesi yazıdır, henüz resmileşen bir şey yok ama eli kulağında...
16 Eylül 2010
Benitez'in Zorlu Sınavı
Belki de bir teknik adam içn en zorlu sınavı verecek bu sezon Rafa Benitez. Muhtemelen bir teknik adam için e zorlu koşullardan biri ile mücadele edecek: "Mourinho'nun halefi olmak". Böylesine etkili bir teknik adamdan sonra aynı takım içerisinde aynı etkiyi yaratmak üstelik de geçen sezonu 3 kupa ile kapatmışken hiç de kolay değil. İşi zor İspanyol'un, çokça terleyecek bu sezon.
11 Eylül 2010
İngiltere'nin Yeni Hocası
Capello Euro 2012 sonrası görevi bırakacağını açıkladıktan sonra yeni adaylar için isimler ortaya atılmaya başladı. İlk sırada Tottenham'dan Redknapp var. Sven Goran Erickson sonrası başka bir İngiliz Steve Mclaren ile yaşanılan acı tecrübe henüz taze olmasına rağmen genel kanı İngiliz bir teknik adam ile çalışılması yönünde. Son olarak Arsen Wenger de yeni teknik adamın tüm ülkeyi temsil ettiği için İngiltere'nin içinden biri olması gerektiğini belirtti. Bu İngiliz teknik adam fikri gündemi işgal ederken David Beckham'ın bile adı geçmeye başladı ama kendisi şu an için böyle bir planı bulunmadığını belirterek şimdilik naktayı koymuş oldu. Yine de 2 yıl sonra o koltukta kimin oturacağını şimdiden kestirmek güç, bir bakmışsın asıl kahraman olmasan bile yardımcı erkek oyuncu rölüne bürünüvermişsin!
26 Mayıs 2010
Mourinho'nun Vedası
Sert ve asi adam Mourinho'nun göz yaşlarına boğulduğu an. Staddan ayrılırken köşede tek başına duran Materazzi'yi görüyor ve çok hüzünlü bir veda yaşanıyor. Öğrencisinin boynuna sarılırken ağlayan Mourinho, tek bir isim mezdinde tüm takıma veda etmiş oluyor. Linki aşağıda, mendili hazırlayıp tıklayın!
Mourinho Salya Sümük
Mourinho Salya Sümük
23 Mayıs 2010
Inter 2:0 B.Münih : Mourinho...
Portekizli sağa sola laf ata ata, göstere göstere şampiyon yaptı Inter'i. Barcelona performansından sonra bu maçta Van Gaal'in elindeki kadro ile kupaya uzanması gerçekten de zordu. İtalyanlar'da bir önceki turdan idmanlı oldukları oyun felsefesi ile sahaya çıkıp topu rakibe vererek elinde rakibin açıklarını çok iyi değerlendirebilecek oyuncuları ile sonuca gitmeyi denedirler, tablo ortada. Bayern elinden geleni yaptı ama Hamit'in bu akşamki performansı Ribery'yi arattı. Tabiki bunda sol çizgide oynamasının da ciddi payı vardı. Van Gaal'in neden maç içerisinde kısa süreli de olsa Hamit-Robben pozisyon değişikliği yapmadığını anlayamadım. Tamam 2 kanat da gayet iyi tıkanmıştı ama oyun bu kadar kitlenmişken denenebilirdi.
Mourinho Milito-Etoo-Sjneider-Lucio eklemeleriyle takımın çehresini değiştirdi ve yolun sonu kupaya uzandı. Takım kurmanın ne olduğunu da gayet iyi biliyor, özellikle de "Rocky" kılıklı Milito'nun Genova'dan alınması gayet şık bir hamle. Bu adam Zaragoza'da da oynarken "benim" diye bağırıyordu ama neden kimsenin dikkatini çekmedi orası da oldukça ilginç.
Maçı izlerken arkadaşa "inşallah ilk golü Bayern atar da maçın temposu yükselir" ama çark tersine işledi. Milito 35'de golü attığı zaman kafamda maç bitmişti. O savumayı aşmak eldeki hücum yapısı ile özellikle de Robben bu kadar kitlenmişken çok kolay değildi.
Neyse boynuz kulağı geçti, "The Special One" sonuna kadar hakettiği kupayı aldı. Defansif bir yapı havası versede takıma bu bütünlüğü sağlatabilmek ve mutlu sona hem Chealsea hem de Barça'yı eleyerek ulaşmak alkışı sonuna hakediyor. Muhtemelen seneye çokça adım atacağı çimlere kupa ile merhaba demesi de başka bir güzellik Mourinho için. Madrid ile anlaşırsa, ilk basın toplantısında "siz evinizdeyken ben sizin sahanıza kupa kaldırıyordum" gibisinden gider yapar ise hiç şaşırmam.
14 Mayıs 2010
Bizim Çocuk Deneyi
Belki de Guardiola'nın Barcelona'nın başında yakaladığı başarının örnek olduğu 2 kulüpten biriydi Milan. Kimbilir Barça'nın bağrından kopmuş genç teknik adamın ışıltılı karnesi ilham oldu onlara. Ferrera ile bu deneye girişen Juventus'un ardıan bir başka İtalyan devi Milan'da "Bizim Çocuk" lardan Leonardo'ya teslim etti futbol takımını. Dürüts olmak gerekirse daha baştan fazlasıyla yumuşak bulmuş ve Milano'daki geleceğinin 1 yıldan fazla sürmesinin büyük sürpriz olacağını düşünmüştüm. İnişli çıkışlı sezonun ardından beklenen son bugün gerçekleşti ve Milan ile Brezilyalı teknik adamın yolları ayrıldı. Geride kalan görevi boyunca çok şey öğrendiğini belirtiyor Leonardo ki fazlası ile haklı. Daha kariyerinin başında böylesine bir konumda başlamak büyük risk, yere düşmeniz çok olası ama asıl mesele yaşadıklarınızdan ders alıp yeniden ayağa kalkabilmek. Elbette kariyerine bir soru işareti olarak yazılacak bu yıl, yine de gelecek yıllarda bu eksileri pozitife döndürmek ders olarak aldıklarına fazlası ile bağlı. Yolu açık olsun!!!
09 Mayıs 2010
Elde Var 1
Sezona son derece sancılı başlayan Bayern'de Hollandalı Hoca'nın akibetine dair haberler türeyivermişti manşetlerde kısa zamanda. Takım istenilen çizgide değildi, aslında yeni bir oluşumun meyvelerini almak kolay değildi ama söz konuzu Bayern ise başarı kısa zamanda gelmeliydi bazılarına göre. İlk 4 haftada 7 puan kaybedip zirvenin bayağı gerisine düştükten sonra çok kritik 2 hamle ile ilk yarının sonlarına doğru işleri yavaş yavaş oturtmaya başladılar. Bunlardan ilki ve en önemlisi kesinlikle Robben transferidir. Oli Hooness'in imzasını taşıyan bu hamle Van Gaal'in kurtarıcısı olmuştur. Sonrasında ise Schweinsteiger'in orta sahanın göbeğine çekilişi ile kazanılan dinamizimin takımı nerelere getirdiği ortada. Haa unutmadan Olic'in ilk zamanlarda yedek kulübesiden giren oyuncu kıvamında iken sonrasında takımın değişmezleri arasına girişi de etkilidir bu iyi gidişte belirtmek gerek. Sözün özü, takım kurgusunda yapılan yeriden değişklikler ile şu an 3 kulvardan birini cebine koymuş durumda Van Gaal ve öğrencileri, el de var 1. Sıradaki gelsin!
(Resim olarak büyük hoca'nın bir pozunu koymayı uygun gördüm, o kadar hakkı var değil mi? )
24 Mart 2010
Jimenez'le Buraya Kadar
Geçen hafta ya da 10 gün önce Sevilla ile ilgili yaptığımız değerlendirmede geleceğin kurgulanmasında Jimenez'in konumunun iyi değerlendirilmesi gerektiğinden bahsetmiş ve liderlik-mentalite gibi kriterler ile değerlendirildiğinde ciddi soru işaretleri barındıran İspanyol teknik adamın Sevilla'nın geleceğindeki yerinin korumasının zor olduğunun altını çizmiştik.
http://sacitekin.blogspot.com/2010/03/jimenezle-nereye-kadar.html
Akşam üstü ajanlara düşen haberler Sevilla yönetiminin gereken değerlendirmeyi yapmak için sezon sonunu beklemediği ve Jimenez ile yolların ayrıldığı yönünde. Yardımcı antrenör ile yola devam edileceği açıklanmış, Del Nido çok bile dayandı aslına bakarsanız. Alternatif isimler daha şimdiden konuşulmaya başlandı ki bunlardan biri yakından tanıdığımız bir isim: Aragonez. Sesimizi İspanya'dan duyan olur mu bilmem ama biz uyarımızı yapalım Endülüslüler'e : Aman ha!!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















