Skibbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Skibbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2010

Adamımsın!














Otorite önemli bir figürdür, lakin her şey değildir. Tüm otorite tutkunlarına, Türkiye'den gönderilirken "otoritesiz" çığırtkanlığı yapanlara inat Bundesliga'da mütavazi Frankfurt ile yaptıklarınla övgüyü sonuna kadar hakediyorsun. Sezonun flaş 2 takımından biri olan, uzun süre lideliği bırakmayan Mainz'ı da sonrasında bayrağı devralan Klopp'un takımı Dortmund'u da yenebiliyorsan eğer söylenecek çok şey kalmıyor bizlere. Resimdeki diğer karakter ile ligin parlayan 2 yıldızısınız.

Yüzümde hoş bir gülümseme ile 2 sene öncesine gidiyor ve Sami Yen'de bıraktığın o hoş sedaya selam çakaraktan yad ediyorum o güzel futbol günlerini. Gözüm hep üzerinde, oynatmaya çalıştığın futbol anlayışı ile her zaman farklı bir yerde duracaksın. Yolun her daim açık olsun güzel insan...

07 Kasım 2010

Skibbe'nin Zirveye Tırmanışı
























6 hafta geride kaldığında sadece 6 puan ile 13. sıradayken, sonrasındaki 5 haftada müthiş bir çıkışla 4 galibiyet, 1 beraberlikle alınan 13 puan sonrasında 19 puana yükseldiler, 11. haftayı da muhtemelen 4. sırada bitirecekler. Gekas'ı da gol krallığının zirvesine yerleştirdiler bu arada. Dünki kurbanları ise Wolfsburg'du, 3 golle yolladılar evlerine.

20 Mart 2010

Bundesliga'da Zirveye Bomba



Skibbe son 3 dakikada bulduğu gollerle devirdi Bayern'i. İlk yarıda 1-0 öne geçtikleri maçı son 10 dakikada kaybetmişlerdi, bu defa senaryo ters işledi. Halil, 90 dakika sahadaydı ve 2. golün asistini yaptı. Frankfurt bu sonuçla 38 puan ile 8. liğe otururken, Bayern maç fazlası ile Schalke'nin 2 puan önünde. Yarın zorlu Hamburg deplasmanından 3 puan çıkarmayı becerebilirse Magath, zirveye kurulacak.

Diğer tarafta ise Leverkusen'e 2. mağlubiyetini tattıran takım son hafların flaş ekibi Dortmund oldu. 3-0'lık net sonuç ile 53 puan ile 3. sırada kalan Leverkusen, Bayern'in puan kaybetmesi ile en azından gruptan kopmamış oldu.

Magath, 1.5 senede Wolfsburg ile yaptığını daha ilk senesinde Schalke ile becerir mi göreceğiz ama yarın 3 puan ile dönerlerde deplasmandan büyük iş becermiş olacaklar.

14 Şubat 2010

Halil'in Altın Vuruşu & Skibbe'nin Tırmanışı



Skibbe'nin Halil hamlesi meyvelerini veriyor. Geçen hafta Dortmund deplasmanında gol atamasa da oldukça faydalı işler yapmıştı, bu hafta da daha ilk yarıda farkı 2'ye çıkaracak pozisyonları harcasa da 90. dakikada attığı golle takımına 3 puanı getiren isim oldu Halil. Skibbe, 22. hafta sonunda 34 puan ile 7. sıraya iyice kurulmuş oldu. 6. sıradaki Bremen ile aynı puandalar ve 5. Hamburg iler aralarında yalnızca 5 puan var. Önümüzdeki hafta Hamburg deplasmanında gerçekten çok zor ve kritik maç bekliyor Frankfurt'u. Nistelrooy bu hafta 2 golle dönüş yaptı, gözdağını verdi.

Geçen sezon 22. hafta sonunda 23 puan toplayan ekipte geçen sezonki kadrodan Fink, Inamato ve Habib Bellaid'i gönderen ve kadroyu Selim Teber, Maik Franz ve Pirmin Schwegler ile takviye eden ve Fenning gibi önemli bir golcüsünden ilk yarının büyük kısmında yararlanamadıktan sonra çareyi Halil'i kadroya katmakta bulan -burada Halil'in de kendisi için iyi bir seçim yaptığını belirtmek gerek- yani özetle geçen seneye oranla ciddi bir kadro değişimi geçirmeyen bir yapıda bu sonucu elde etmek kim ne derse desin Skibbe & Edwin Beogamp ikilisinin başarısıdır. Bir antrenör için en iyi değerlendirme elindeki oyuncuların yetenekleri ve kısıtları bir tarafa bu bileşimi ne kadar verimli ve maksimum kapasitede kullanabildiğine bakılarak yapılabilir. İşte geçen sene Galatasaray'dan daha 6. haftada kovulan, bir çok kişini ciddiye bile almadığı bu isim Bundesliga'da çok daha büyük bütçelere elindeki kısıtlı imkanlarla kafa tutmayı başarıyor. Lincoln'ü kadroya katabilmiş olsa ilk 5'e girmeleri çok daha kolay olurdu ama şu an için ilk 7 bile sağlam başarıdır. Tebrikler!!!

26 Ocak 2010

Skibbe'nin Türk Golcüsü


Zaman zaman Skibbe'nin kulaklarını çınlatıp Franfurt'taki performansına göz atttığımız oldu. Kısa da olsa analizlerde Lincoln sevdasına -ki bu basında da bolca bahsedilen bir mevzuydu zaten- ve forvet ihtiyacına değinmiştik. Amanitidis'in Mart'a kadar olmayışı sezona yapılan iyi başlangıçtan sonra büyük şok etkisi yaratmıştı Alman ekibinde. Borges de bloğunda Skibbe'nin 2 hedefi olduğunu ve bu isimleri kadroya katar ise 2. yarıda çok daha yukarılara tırmanabileceklerini yazmıştı. Şu an geçen yılın 8 puan önünde 28 puanla 7. sıradalar. Böylesine kıstılı bir kadro için Skibbe&Boekamp ikilisinin ortaya koydukları başarı sayılabilir pekala.

O ihtiyaç duyulan 2 isimden ilki, Halil Altıntop bugün akşam itibariyle Franfurt ile sezon sonuna kadar kiralık olarak anlaşmış bulunuyor. Toplamda çok tuttuğum bir adam olmasa da Halil, Skibbe ve üzerindeki baskının azalmış olması faktörleri bir araya gelince gayet iyi bir dönem geçirebilir. 2. ismin gelişi de mümkün olabilirdi ama Lincoln'ün herşeye rağmen futbol oynamamayı tercih edişi oldukça ilginç.

08 Ağustos 2009

Skibbe'den İyi Başlangıç

Werder'e deplasmanda 3 gol atarak başladı lige Skibbe. E.Frankfurt 3 puanı alırken gollerin 2'si sezon başında kaptanlığı aldığı ve bu olay üzerüne idmanda arıza çıkaran Amanitidis'den geldi. Alman teknika dam arızalı adamları oynatmayı iyi bereciyor, Lincoln'ün geçen sezonki ilk yarı performansı hala akıllarda.

Geçen sezon W.Bremen ile oynadıkları 2 maçta 5'erden toplamda 10 gol yiyip, gol atma başarısı gösterememişlerdi. 3 puan üstüne de ancak 4. hafta sonunda aldıkları ilk galibiyet ile 5 puana ulaşarak çıkabilmişlerdi. Geçen sezonu da 33 puanda ve düşme hattının 3 puan üstünde 13. sırada bitirebilmişlerdi.

Sezona Skibbe ile iyi bir aşlangıç yaptı Frankfurt. 2010'u geçtiğimiz yıldan daha ötede bitireceklerini şimdiden rahatlıkla söylemek mümkün ama tam olarak nerede konumlanacaklarını görmek için de tabiki beklemek gerekiyor.

Galatasaray2a akıl futbolunu, şu an herkesin beğenerek izlediği yerden ayağa paslaşmayı öğreten adamdır kendisi ve bu yönüyle de alkışı hakediyor. Kendisini izlemeye devam edeceğiz.

07 Ağustos 2009

Geliyorlar!!! GS 6:0 Netenya



İster hazırlık karşılaşması ister resmi bir mücadele olsun, ister karşısınızdaki rakip 1 avrupa devi isterse de amatör liglerde oynayan bir emekçiler topluluğu olsun bakılması gereken temel şeyler aynıdır. Sahadaki oyunun skora yasıması elbette farklı olacaktır ama eğer bazı işaretler bekliyorsanız gelecek adına o zaman yukarıda saydığımız etmenlerden farklı olarak nerelere dikkat edeceğinizi adınız gibi bilirsiniz. Dün akşam oynanan karşılaşmayı da bu çerçeve altında değerlendirmek lazım. Evet rakibin gücünün limiti ve Süper Lig'de oynayan bir çok takımın gerisinde sayılabilecek kapasitesi dikkate alınmalıydı ama sahada Galatasaray'ın sunduğu olumlu tablonun gelecek adına umut vaadeden işaretlerini görmezden gelmek olamazdı.

İlk oynanan Kleve hazırlık maçından başlayarak geride kalan her maçta takımın bir önceki seviyenin üstüne 1 şeyler ekleyerek devam ettiğini görmek herhalde işin en dikkat çekici ve sevindirici boyutu. Daha iyi alan paylaşımı, daha dikine ve hızlı paslar, orta sahayı daha kısa zamanda geçme gibi geçmiş maçlarda eksik kalan bazı noktaların geliştiğini çok rahat farkedebiliyorsunuz. Buna ek olarak sadece ilk Kleve maçında görülen top rakibe geçtiğinde şok pres ile hızlı çıkışları önleme çabası da yine bir farklılık olarak yansıdığının altına da çizmemiz gerek.

Bir hafta önce oynanan karşılaşmaya idelae yakın kadrosu ile çıktığını düşünürsek, o kadrodan tam 7 oyuncu değiştirilerek çıkılmıştı Sami Yen semalarına. Takımın performansını ve yapabilirliğini belirleyen en önemli unsurun sahadaki 11 kadar yedek kulübesinde yer alanların oyuna yaptıkları katkı olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, bu oyuncuların her fırsatta hazır tutulma çabası içerisinde olunması Rijkaard ve ekibinin olumlu hamlelerinden yalnızca biri. Buna ek olarak futbolculara farklı mevkiilerde oynama meziyeti ve mantalitesi kazandırma yolunda da sağlam adımlar attıklarını görüyoruz. Önce Arda'nın orta göbeğe çekilmesi ve dün de Aydın her iki yarı da da iki farklı kanatda oynatılması... Sistemin gereklerinin yani farklı mevkilerde oynayan oyuncuların kadro içerisinde yer alması ve sahadakilerin alan değiştirerek oynayabilmesi tam bir planlamanın hakim olduğunu gösteriyor Galatasaray'a.

Dün akşam oyunun bu kadar dikine ve çabuk oynanmasındaki en önemli etken Mustafa Sarp-Ayhan ikilisinin oyunu yavaşlatan mantaliteleri yerine Linderoth'un her hareketi akıl kokan ve topu hızlı bir şekilde ileriye aktaran oyun yapısından başka bir şey değildi. Takımın en büyük eskikliği zaten bu bölgede böyle bir adama sahip olamamasıydı, bu açından da sağlam bir Linderoth'un sahada takıma katacağı o kadar çok şey varki bunlar ne Topal'da ne Sarp'da ne de Ayhan da var. İnanılmaz bir oyun zekası ,sahada mücadele etmenin yanı sıra bitirici dikine paslar ile arkadaşlarını pozisyona sokabilme becerisi, mükemmel alan parsellemesi... Yeni bir transferdir Galatasaray için tabiki sağlıklı olmak koşulu ile. Şu aşamada Galatasaray'ın transfer yapacağı transferin de yine Linderoth tipinde oyunu iki yönlü oynayan bir oyuncu olması gerektiğini düşünüyorum çünkü bence alternatifi olmayan oyuncuların başında geliyor, uzun zaman sonra takıma katıldığı zaman ortaya koyduğu fark da bunun en net göstergesi.

Bu tip maçlarda hücumdaki zenginlik mutlaka önemlidir ama savunmasının sıkıntılı olduğuna inanılan bir takımn saha yansıtacağı defansif rol çok daha anlma taşımalıdır. Bu açıdan bakınca da Aşık-Güngör ikilisinin bireysela anlamda Servet-Gökhan ikilisine göre daha sağlam ve akıllı bir oyun ortaya koyduğunu gayet rahatlıkla belirtebiliriz. Çünkü her 2'side bazı temel gereçekelr üzerinde hareket ediyorlar: Doğru pozsiyon alma, ilk hameleleri doğru ve zamanında yapam vs. vs. Bu noktadan hareketle malesef Gökhan'da bu iki noktanında eksik olduğunu söylememiz laızm. Servet ise akıldan çok vücudunun sağladığı meziyetler kullanmaya alışık yapısı ile öne çıkıyor. Dün akşamdan çıkarıalcak derslerden 1'i de içinde Gökhan'ın olmadığı bir tandem ikilisi oluşturmanın çok daha olumlu sonuçlar doğuracağı olmalı bence.

Blogu takip edenler bilir, Aydın'a çoğu zaman sallarım, ağır eleştiririm. Hatta yedek kulübesinde bu haliyle durmasının takımın kadro derinliğne hiç bir şey katmayacağını da defalarca belirttim ama dün akşam sahada oynadığı performans ile hepimize "Bir Dakika" dedirtti. Rijkaard'ın O'na olan güvenini sahada çok olumlu kullandı ve 3.5'dan 4 asist yaptı, özellikle 2. golde Keita'ya eliyle içeri girmesini gösterdikten sonra attığı gollük pas çok farklı değerlendirilmeli. Sade bir pas değil aynı zamanda bir oyun görgüsü içerisinde yapılmış bir hareketler bütünüydü o, umarım bu performansını devam etttirir ve biz de güzel şeyler yazamaya devam ederiz. Geçmiş maçlardan en büyük farkı sahada haaylt gibi gezmeyi bırakıp maç.a iştahla asılması idi. Yine de Aydın için görüşlerimin 180 derece dönebilmesi için bu katkıyı genele yaydığını görmemiz ve anlık bir parlamadan ibaret olmadığını görmemiz lazım, yoksa çok erken bir değerlendirme yapmış olacağız. Biraz daha zaman lazım.

Keita da dün Sami Yen'e ilk kez çıkmanın heyecenıyla donanmıştı ve böylesine bir ortamda ilk golünü atması gayet şık oldu. Gol dışında top ile çok fazla görünmedi, hatta bir çizgi oyuncusundan ziyade daha çok içeri katetme eğiliminde görüdük O'nu. Şu aşamada bir orta saha oyuncusunda özellikle Galatasaray'da dikkat edilecek husus ofansif meziyetlerinin yanına eklemiş olduğu defansif direncin seviyesi olmalı. Keita'nın da geriye gelerek top alması, pres yapması, takımın defansif yönüne katkıda bulunmaya çalışması gelecek adına umut verici.

Nonda'nın trasnfer dedikodularından nasibini aldığı her haliyle belliydi(!) Pres yaptı, orta sahaya gelip top aldı ve en önemlisi gol atma becerisi göstererek Baros'un arkasında hiç de fena bir alternatif olmayacağı mesajını verdi. Dün akşam attığı 3 gol Ocak 2008'de Rize deplasmanında yaptığı 3'lemeden sonraki 2. tarifeydi. Aslında Nonda'nın oyun zekası, aklı Baros'dan çok daha gelişmiş seviyede, bu nedenle de mevcut sitemde 3'lü forvet ile berebaer iyi işler yapabilir. Gol atamasa da onlara çok güzelk pozisyonlar hazırlayabilir. Baros'a göre en büyük artısı bu ama hız anlamında arada büyük fark var, zaten O'nu yedek kulübesine gönderen en önemli etkenlerden biri de bu.

Dün akşamki galibiyetin aslında bir de dramatik tarafı var. Xamax maçının Galatasray Tarihi'nde simgelediği o kadar çok şey vardı ki. Mücadele, hırs, kazanma tutkusu, vs. vs. Bir çok takımıma bu innaç sıçradı Avrupa Arenasındaki maçlarda. Böyle bayrak bir galbiyetin tarih sayfalarında "En farklı Avrupa Kupası Galibiyeti" olma özelliğini dün akşam başka bir karşılaşmaya bırakması biraz iç burkucu. Diğer açından yaklaşınca da rekoru kırmanın bu kadar sistemli çaılan ve göreve yeni gelmiş muhteşem bir teknik ekibe vesile olmasıyla da gurur duyulmalı.

Evet, Galatasaray gelişiyor ve bu gelişim sahaya yanstığı oyuna da yansıyor. Daha önce de yazdık bir çıkları "vay be takım nasıl da paslaşıyor" diye methiyeler düzüyor ama Skibbe bu takıma bunun altyapısını vermişti zaten, ayni bu takımın genlerinde bu meziyet sonuna kadar vardı. Rijkaard fazla zorlanmayacak diye belirtmemizin sebebi de buydu, akıl futbolu kafalara yerleşmeye başlamıştı. Dolayısı ile bu düzenin Skibbe'nin kattıklarının üzerine yapılan eklemeler olduğ gerçeğini görmemiz ve berlitmemiz gerekir. Rijkaard ile bu mantalite, topa daha çok hakim olma, hızlı ve dike oynama meziyetleri ile donanınca ortaya çok daha seyredilesi bir futbol çıkacak.

Rijkaard ve ekibi ellerindeki ışıkla geleceği aydınlatmaya başladılar bile, yapılacak tek şey ise gölge etmemek ve manzaranın seyrine dalmak!

27 Haziran 2009

Skibbe'den Rijkaard'a Kalan Miras



Bazen arkadaşlar arasında, bazen gazete sayfalarındaki yorumlarda bazen forumlarda görüyorum yapılan eleştirileri de futbolun bu tür ayrıntılarını keşfedemeyen beyinler bu oyundan nasıl zevk alıyorlar diye düşünmeden edemiyorum. Ne kadar tek düze, bayağı ve futbolu topun 2 direğin arasından geçmesi ile özdeşleştiren bir anlayışın hakim olduğunu görmek çok şaşırtıyor beni.

Şimdi neden böyle bir eleştiri cümlesi ile başlandı diye soracaksınız. Mevzuu hala Skibbe hakkında yapılan ve bu adamın geçen sene bu takıma yıllar sonra oynattığı o akıl futbolunun izlerini, esintilerini görmeyen o futbol kısırları. Evet futbol kısırları bunlar çünkü izledikleri şeyin gerçek tadını almaktan o kadar uzaklar ki.

Gerets'in takımı 5+5 olarak bölen ve total futbol ile alakası olmayan o saçma hücum futbolunu özleyen, Marsilla son 5 haftaya lider girdiğinde arkasından ağıt türküleri yakılan ama Blanc sezon sonunda kapağı yapıp şampiyon olunca sesleri çıkmayan bir ordu olduğunu görmek, bilmek... Var mı daha ötesi? İşte topun 2 direğin arasından geçmesini futbol zevkleri ile orantılı olduğu tayfanın taa kendisi bunlar.

2001 sonrası sahada deli danalar gibi koşan, ama futbolun özüne hizmet etmeyen bir futbol anlayışı ile oynayan, ortay koyduğu kaos futbolu anlayışı ile Lucescu sonrası Avrupa sermayesini tüketen bir takıma tam 7 yıl sonra yeninde futbolun güzelliklerini hatırlatan insandı Skibbe tüm defolarına rağmen. Evet, lider değildi, yumuşaktı ama bi futbol eğiticisiydi. Arda'yı 1 yılda gözle görülür 1 biçimde geliştiren isimdi O bir çokları bunu farketmese de. Yönetimin tüm altını oyan hareketlerine rağmen sadece kendi başarısı ile tutunmaya çalıştı Florya'da.

Futbolumuzda saçmalıklar almış başını giderken akıl futbolundan kesitler sunu Galatasaray ile bizlere. Uzun zaman sonra defanstan ileriye amaçsızca atılan toplar görmediğimiz maçlar izledik takım yenik durumda olsa bile. Bugün, Rijkaard kendi sistemini oturturken çok zorlanmayacak ise bunun yegane sebebi de Skibbe'nin zaten geçen sene takıma aşıladığı o akıl futboludur. Bu takımın küllerinde o futbolun esintileri var, eğer bunu göremiyorsanız geçen seneye gidip Benfica, Trabzonspor, Hertha Berlin, Olimpiakos, Gençlerbirliği, Anakaragücü maçları başta olmak üzere bir göz atın.

Bu arada Skibbe nin elbette negatif yanları vardı ama Benfica maçından sonra sarfettiği bu cümleyi acaba Terim, Denizli gibi hocalar söylese manşet olmaz mıydı: Maça Ümit ve Baros ikilisi ile başlayıp 4-2-3-1 dizilişinden ödün vermeden oynamasını ve her 2 oyuncuyu birden sahaya sürmesini "takımdaki oyunculara defansif bir futbol oynayamayacapğımızı sahaya kazanmak için çıkacağımızın mejasını vermek için tercih ettim" demişti. Bu söz çok ama çok değerli ama dediğim gibi sadece Skibbe gibi uysal birinin ağzıından çıktığı için dikkate alınmadı oysa Terim veya Denizli söylemiş olsa idi manşetlerdeki yerien çoktan almıştı.

Özetle Skibbe bu takımda yıllar sonra oynanması gereken futbolun temellerini attı şimdi Rijkaard alıp onu daha yukarılara taşıyacak. Eminim bu takım total futbolu oynarken bir çokları tüm payı Rijkaard ve ekibine biçecek ama uzaklarda, Almanyada olup da bu futbolun başlangıcını yapan O Değerli İnsanı ben buradan selamlıyor olacağım.