Beşiktaş için tüm sezonun özeti niteliğindeki bu maç geleceğe bakışdan tutun, bazı isimlerin karederine, taraftar psikolojisinden yöneticilerin transfer alışkanlıklarına bir çok şeyi etkileyecek kilidin taa kendisiydi. Beklediğimden daha tutuk bir Beşiktaş daha hareketli ve aktif bir İBB takımı buldum. Ali Güzeldal'ın eksikliği orta sahada organize olma anlamında sıkıntı yaratsa da İBB'de Holmen'in gerçekten takdirlik futbolu, İbrahim Akın'ın ileride top tutan anlayışı ve İskender'in zaman zaman hareketliliği Abdullah Avcı'nın ekibini ayakta tutan temel etkenlerdi. Defanstaki 2 ağır isme rağmen maçn büyük bölümünde bireysel hatalar dışında organize pozisyon vermemeleri de dikkat çekiciydi. Tum maç boyunca etkisizdi ve yerine giren Gökhan'uın getirdiği hareketlik sonrası golün gelişi de tesadüf değildi.
Beşiktaş'ı daha aktif bir oyun anlayışı ile görmeyi umut ediyordum. Oyunu rakip sahaya neredeyse 90 dakikada sadece İbrahim Akın'ın bence yanlış şekilde dışarı alınıp Belediye'nin ileride top tutma sıkıntısı baş göstermeye başlayınca yıkmayı başarabildiler. Net pozisyonları bulmuş olsalar da günün en dikkat çekici ve başarılı isimlerinden belki de başında gelen Hasagiç set çekiverdi kaleye ve net pozisyonlarda geçit vermemeyi başardı. Fernandez ve Sivok günün en iyi 2 ismiydi Siyah-Beyazlı ekipte. Elbette kişisel yetenekleriyle ön plana çıka Queresma'yı da eklemek gerek aralarına ama bireyselliğin dozajının kaçışının zaman zaman sinirleri gerdiğini de belirtmek gerek. Rüştü'nün de gayet başarılı oldğu gerçeğini de atlamayalım.
Beşiktaş kötü geçen sezonu iyi bitirerek gelecek sezona umutla bakmak için elle tutulur bir nedene sahip şimdi. Muhtemelen bu kupa ile gelen motivasyon yıldız transferleri ile pekişecek. Burada Fernandes'in gidecek olması bir dezavantaj olacak çünkü gerçekten yetenekli ve oyunu 2 yönlü oynayan bir isim olması itibariyle değerli bir oyuncu belki çok fazla oynamadığı için dikkat çekmedi ama bu akşam çok iyiydi attığı penaltı da çok klastı.
Benim öngörüm bu başarının elbette motivasyonu arttıracağı yönünde ama Beşiktaş'lı yöneticilerin yanlış karar verme potansiyellerinin fazla oluşu ve yıldız takıntıları nedeniyle 2-3 takviye ile şampiyon olacağına inanışan bu takımın gelecek sezon o hedeflenen çizgide olmayacağını düşünüyorum. Yani daha sağlam rütuşların yapılması lazım. Gelecek olan isimlere bakarak elbette değerlendirmeleri yaparız ama şu anlık düşüncelerim bu şekilde.
Maçın kader anı Metin'in penaltısında Rüştü'nün yerdeki hareketiydi bence. Direkten dönen top sırtı yere dik duran Rüştü'nün muhtemelen yere indikten sonra bele çarpışı ile birlikte kaleye gidebilirdi. Gayri ihtiyari olsa da yerde toparlanmaya çalışarak belini yere paralel konuma getirdikten sonra topun ileriye doğru yönlenmesini sağlayacak bu şekilde maçın dönümünü farkında olmadan sağlamış oldu tecrübeli eldiven.
Bu sonucun Tayfur Havutçu'nun kaderine nasıl etki edecek, en merak ettiğim nokta da burası? Beklemedeyim...
Beşiktaş 6: 5 İ.B.B
Stat: Kadir Has
Hakemler: Yunus Yıldırım xx, Baki Tuncay Akkın xx, Volkan Narinç xx
Beşiktaş: Rüştü xx, Ekrem x, Sivok xx, Aurelio x, İsmail x, Fernandes xxx, Necip xxx, Quaresma xx, Guti x (Dk. 106 Hilbert), Simao x, Bobo x (Dk. 56 Almeida xx)
İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Hasagiç xx, Rızvan xx, Can xx, Metin xx, Ekrem xx, Cihan xx, Mahmut xx, Holmen xxx, İskender xx (Dk. 105 Tevfik x), Tum x (Dk. 56 Gökhan Ünal xx), İbrahim xxx (Dk. 83 Gökhan Süzen x)
Goller: Dk. 33 Quaresma, Dk. 78 Sivok (Beşiktaş), Dk. 53 İbrahim (penaltıdan), Dk. 68 Gökhan Ünal (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Sarı kartlar: Dk. 13 Ekrem, Dk. 75 Quaresma (Beşiktaş), Dk. 45 Metin, Dk. 62 Mahmut, Dk. 120 Holmen (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2011
05 Aralık 2010
Beşiktaş 1:0 Bursaspor
Maç öncesi Bursaspor'un kaybeden taraf olmayacağına dair beklentimi belirtmiştim. Neden gayet açıktı. Beşiktaş'ı hücumda yaşayabileceği kısırlık. Aslında maçın gidişatı da çok aykırı değildi bu öngörüye. Beşiktaş Guti ve Ernst'in öndeliğinde sürüklediği hücumlarda iki beki de işin içine katarak rakip kaleye yüklenmesine rağmen Holosko ve Ali'den gerekli bitiricilik gelmeyince ceza sahası çevresi ya da içerisinde kaleyi zorlayamayan ataklar izledik. Topa hakim olan, oyunu kontrol eden taraf açık biçimde Siyah-Beyazlı ekipti ve maçın geneli bu şekilde geçti.
Bu görüntüye katkı yapan iki etken daha var aslında. İlki Bursaspor'un oyunu kontrol etmekten uzak, rakibin üstüne gelmesini bekleyen oyun yapısı. Ertuğrul Sağlam, defansın öne çıkacağını hesaba katarak mı Beşiktaş'ın üstüne gelmesini bekledi bilinmez ama daha ilk yarının başlarında son haftalarda bir çok maçta olduğu gibi defans hattının çok ileri çıkmayacağı belliydi. Bursaspor inatla geride bekledi, orta sahasının rahat geçilmesine göz yumdu. İşi 0-0'a bağlayıp 2. yarıda bulabileceği açıkları da düşünüyor olabilir ama geçen senenin şampiyon olmuş takımının oyunun hakimiyetini bu kadar da karşı tarafa vermesini ben kabullenemiyorum. Burada eğer bekleyen takım olacaksanız topa zaman zaman rakibin temposunun düşürecek biçimde hakim olmanız da gerekir. Bursaspor bunu iyiden iyiye unutmaya başladı. Şampiyonlar Ligi'nde de aynısını yapıp topu rakibe verince başına gelenleri iyi okuması lazımdı. Haaa okyup ne yapacak, bu oyun yapısı dünden bugüne tamamiyle değişmez , buna da kabul fakat farklı şeyler yapılması gerek.
Fazlaca uzağa gitmeye gerek yok, geçen sezonun ilk yarısında 4 büyükler ile oynanan maçlara bakın, 4 maçta 7 puanın yazılı olduğunu görürsünüz puan tablosunda, bu sezon alınan ise sadece 4 puan. Ertuğrul Sağlam'ın takkeyi önüne koyması şart.
Maçın başındaki karamsar tablo Volkan'ın atılması tükenen umutlara döndü. Koskoca 2. yarıda tek organize atağın yapılamadığı, Cenk'in hatası ile en net pozisyona girildiği koskoca 45 dakika, yazacak başka bir şey de yok zaten Bursaspor adına.
Bir teknik adamın potansiyelini değerlendirmek istiyorsanız bakacağınız son şey elindeki malzeme olmalı. Kulübede kime sahip olursa olsun oyuna müdahale etme biçimi, oyunu ne şekilde değiştirmek istediğine bakın çok net fikirlere sahip olabilirsiniz. Bu anlamda bakınca Schuster'in gayet olumlu sinyaller verdiğini söylemek mümkün. Beşiktaş'ın an itibariyle sahip olduğu kadro arzu edilen seviyeye gelinmesini önleyecek belki ama gelecek sezon eldeki kadroya yapılacak akıllı hamleler ile önemli yerlere gelinebilir. Hatta 2. yarı başında Sivok ve Ekrem'in geri döndüğü, orta sahaya ve forvete yapılacak hamleler ile zirvedekiler zorlanacaktır. Şampiyonluk gelir mi, bence çok zor özellikle de yeni teknik adam yeni bir anlayış ile girilen ilk sezonda. En önde bitirmek için yarışı bu tür durumlarda rakiplerin de aynı süreçten geçiyor olması gerek ama Trabzonspor ve Fenerbahçe ön sıraları işgal etmeye devam edecekler gibi görünüyor.
Gelecek adına Erhan, Fink, ne kadar hızlı olursa olsun oyun zekası olmayan Holosko, oyun alanını daraltan bir Beşiktaş için fazlasıyla lüks Ferrari, bal yapmayan arı Tabata'nın (8 milyon dolar bayılınca göndermek de kolay olmayacak ama...) yerine Schuster'in yönlendirmesi ile takıma direkt katkı yapacak isimler alınabilir. Örneğin Emenike'nin önümüzdeki sene Beşiktaş'da oynayacağına inanıyorum, orta sahaya 2 yönlü oynayabilen bir oyuncu ile kaymak gibi takım olur Beşiktaş.
İki şey gerekli şuan Beşiktaş'da: Akıl ve Sabır. Gelecek adına işaretler olumlu, bu 2 etkeni çok iyi kullanmak lazım.
Oyuncu bazında bir kaç değerlendirme yapmadan bitirmek olmaz bugün özelinde. Beşiktaş'ın ya Rüştü ya da kaleci antrenörü ile yollarını ayırması şart. Geçmişte yanlış çıkışlar, hatalı yan top hamleleri yapan Rüştü'nün yanına gelen 2 kaleciden de inanılmaz şuursuz hareketle görüyoruz. Perşembe gecesi Hakan, bugün Cenk saçma sapan çıkışlar yaptılar. Hatta topun canı direkten sonra Batalla ile buluşmak isteseydi yazık olacaktı bugünkü futbola.
Volkan'ın gördüğü kırmızı karta gelirsek sarı kartı protesto etmek için alkışladığı konusunda emin olmasam da kuralları olmadık biçimde yorumlayan hakemlerin olduğu bir ülkede dikkatli olmak gerek. Daha 10 dakika önce bir anlık heyecanla Holosko'nun eli için sarı kart isteyen oyuncuya çat diye sarı kartı yapıştıran zihniyete karşı dikkali olmanın gerekliliğini kavramak şart. Burada Fırat Aydınus'un Ivankov'a gösterdiği karın hiç bir manası yok. Kural kuraldır saçmalığına da gerek yok, biraz da oyunun nabzını tutmak gerek. 2 yıl önce Delgado'nun Galatasaray maçında gördüğü sarı kart da aynı basiretsizliğin ürünü değil miydi? Neyse, Volkan kırmızı kart konusunda hatalı ve üstüne üstlük tribünü kışkırtmak için çırpınıyor. Amacın ne diye sorarlar adama? Sahaya atılacak maddenin kendisine isabet etmesini bekleyip ortamı kızıştırmak peşinde olmak kadar küçük düşmenin anlamı var mı?
Hakem konusuna yukarıda ufaktan değindik artı olarak avantajı oynatması özellikle ilk yarıda oyunun temposunu arttırsa da bir ara sarı kart konusunda aşırı toleranslı davranması oyunun kontrolünü kaybetmesine mal olabilirdi. Hilbert-Ozan İpak atışması sonrasındaki faullerde daha otoriter davranıp örneğin Hilbert'e ilk faul hamlesinde sarı kartı verebilirdi ki pozisyonda bunu gerektiriyordu. 2. yarıda Aurelio'nun üst üste faullerininde de sarı kartı es geçmesi de yanlışdı.
Sercan'ı kadrosuna katacak takımın yöneticilerine şimdiden altın madalyayı hazırlamak lazım, taraftar için de 99'luk sabır tesbihini. Adnan Sezgin'den bekliyorum bu hamleyi. Geçen sezon 10 miyon Euro'lardan bahsedilirken defoları iyice meydana çıkan Sercan'ı 5 milyon + bilmem kaç oyuncu karşılığında alıp resmi siteden ucuza kapattık diye yazılacak yazıları şimdiden hayal ediyor gibiyim.
Bursaspor ve Ertuğrul Sağlam'a yönelttiğimiz eleştirilerin asıl sebebi de belki de beklentinin fazlalığı. Yukarılarda uzun yıllar kalmalarını istememizdir bu cümlelerin altında yatan ana etken. Yabancı oyunculardan verim alınamadığını görüp devre arasında neşteri vurarak sıkıntıyı azaltıp üst sıralardaki yerlerini korumalarını bekliyorum. İlk yarı sonuna kadar 6 puan alıp minimum hasar ile kapatmaları şart öncelikle ki Kasımpaşa ve Gençlerbirliği maçları da bunu gerçekleştirmek için de müsait ortamı hazırlıyor.
Beşiktaş-Bursa Maç Öncesi
Bursaspor seyircisinin yıllar sonra İnönü'ye ilk adımını atması günün en ilginç karesi. Kendilerince oluşturdukları nefret girdabına Beşiktaş'ı da çekerek bir kaçs ezondur deplasman seyircisiz maçlar oynanmasına neden oldu Bursaspor taraftarı artık bu yanlıştan dönülmüş olması işin sevindirici tarafı ama geçen sezon Beşiktaş deplasmanda ligin son maçında Fenerbahçe'nin puan kaybetmesine rağmen Timsahlar'ı evinde devirip şampiyonluklarına mal olmuş olsaydı bugün gördüğümü tablonun kim bilir kaç sezon daha ötesinde kalacaktık.
Yağmur ve soğuk eşlik edecek sahadaki futbola. Henüz sahayı göremedim ama en azından futbolu etkilemeyeceğini düşünüyor ya da umuyorum. İlk 11'ler de bellli oldu.
BEŞİKTAŞ: Cenk, Hilbert, İbrahim Toraman, Ersan, İbrahim Üzülmez, Necip, Ernst, Aurelio, Guti, Ali Kuçik, Holosko
BURSASPOR: Ivankov, Mustafa Keçeli, Ömer, İbrahim, Vederson, Volkan, Svensson, Ivan Ergiç, Ozan İpek, Batalla, Turgay
Schuster, hem Bursaspor'un orta sahada kontrolü ele almasını önlemek hem de Ernst'i daha ileride kullanabilmek içn Necip-Aurelio-Ernst'i aynı anda sürmüş sahaya. Ernst'i hücuma daha çok destek verirken göreceğiz zira Holosko'da Ali'de ne yapacakları muamma adamlar. Guti ve Ernst standartları belli olması itibariyle 2 adam olarak sayılabilir ama Beşiktaş'ın hücum gücü bu 2'nin yanına ne koyacağı ile alakalı olacak bugün. Orta sahada dirençli ama hücum anlamında kısır bir Beşiktaş görmek sürpriz değil. Holosko ve Ali takımın ofansif kaderini çizecek.
Bursaspor'da en önemli gelişme Ergiç ve Insua'nın aynı anda sahada olması. Ömer Üründül bu kadroyu beğenmeyip orta saha direncinin düşeceğinden dem vuracaktır ama Batalla bu takımın olmazsa olmazı bence. Böylesine oyun zekası yüksek bir adamın kulübede olması tek klimeyle israftır. Insua yerine ne olursa olsun Batalla'yı tercih ederim Ergiç'in yanında. Sercan'ın da ilk 11'de olmaması Bursaspor'un diğer bir avantajı.
Bursaspor'un bu şartlarda yenilmeyeceğini düşünüyorum. Maçın normal sonucu beraberlik, en uzak ihtimal ise eksikleri ve hücum gücü soru işareti olan Beşiktaş'ın kazanması.
Yağmur ve soğuk eşlik edecek sahadaki futbola. Henüz sahayı göremedim ama en azından futbolu etkilemeyeceğini düşünüyor ya da umuyorum. İlk 11'ler de bellli oldu.
BEŞİKTAŞ: Cenk, Hilbert, İbrahim Toraman, Ersan, İbrahim Üzülmez, Necip, Ernst, Aurelio, Guti, Ali Kuçik, Holosko
BURSASPOR: Ivankov, Mustafa Keçeli, Ömer, İbrahim, Vederson, Volkan, Svensson, Ivan Ergiç, Ozan İpek, Batalla, Turgay
Schuster, hem Bursaspor'un orta sahada kontrolü ele almasını önlemek hem de Ernst'i daha ileride kullanabilmek içn Necip-Aurelio-Ernst'i aynı anda sürmüş sahaya. Ernst'i hücuma daha çok destek verirken göreceğiz zira Holosko'da Ali'de ne yapacakları muamma adamlar. Guti ve Ernst standartları belli olması itibariyle 2 adam olarak sayılabilir ama Beşiktaş'ın hücum gücü bu 2'nin yanına ne koyacağı ile alakalı olacak bugün. Orta sahada dirençli ama hücum anlamında kısır bir Beşiktaş görmek sürpriz değil. Holosko ve Ali takımın ofansif kaderini çizecek.
Bursaspor'da en önemli gelişme Ergiç ve Insua'nın aynı anda sahada olması. Ömer Üründül bu kadroyu beğenmeyip orta saha direncinin düşeceğinden dem vuracaktır ama Batalla bu takımın olmazsa olmazı bence. Böylesine oyun zekası yüksek bir adamın kulübede olması tek klimeyle israftır. Insua yerine ne olursa olsun Batalla'yı tercih ederim Ergiç'in yanında. Sercan'ın da ilk 11'de olmaması Bursaspor'un diğer bir avantajı.
Bursaspor'un bu şartlarda yenilmeyeceğini düşünüyorum. Maçın normal sonucu beraberlik, en uzak ihtimal ise eksikleri ve hücum gücü soru işareti olan Beşiktaş'ın kazanması.
28 Kasım 2010
Manuel Fernandes Beşiktaş'a Doğru...
Bu sene hangi maç olduğunu hatırlamıyorum ama La Liga'da bir Valencia karşılaşmasında dikkatimi çekmişti 2 yönlü oyunu ile. "Bu adam da kimmiş dedim" ve adını aklımın bir köşesine yazdım. 1 maçlık performansa göre karar vermek mantıklı olmasa da eğer gerçirmiş olduğu sakatlığın etkileri devam etmiyor ise , sezgilerime güveniyorum ve orta saha için gayet iyi takviye olduğunu düşünüyorum.
Gerçekleşir ise hayırlı olsun...
14 Kasım 2010
Nefes // G.birliği 0:2 Beşiktaş
Tam anlamıyla hayat kadar değerli bir nefes aldırdı bu maç Beşiktaş'a. 2. yarısının oynanmasa da olacağı tek devrelik mücadelenin sonucu belirlediğ bir maç izledik. İlk yarıda Beşiktaş'ın üstün olduğu ilk 25 dakikalık dilim, devre bitimine kadar da Gençlerbirliği'nin domine ettiği diğer dilim olmak üzere 2'ye ayrılıyor.
İlk dilimdeki futbol Schuster'in yerleştirmeye çalıştırdığı mfutbol anlayışından kesitler sunuyor. Defansın orta sahaya yakın konumlandığı, beklerin hücum yönlendiği, dönen topların alınarak oyunun rakip sahada oynanmaya çalıştığı ve sonucunda yoğun baskı kurulduğu anlar bunlar. Bu süre zarfında pozisyonlar da geldi ama sonuc gidilememesi işin negatif boyutu. Bundaki en büyük etken de iş bitirici ayakların saysının azlığıydı. Guti ve Querasma'nın çırpınışları hepsi o kadar, yanına başka bir şey koyamıyorsunuz. Ernst sezon başındaki aşırı yüklenmenin dinlenmesi aşamasında, hakkı da var. Beşiktaş'ın daha kaliteli bir takım olması Guti ve Querasma frekansına yakın mantaliteye sahip oyucuların fazlalığından geçiyor. Elbette yıldız oyuncudan falan bahsetmiyorum, aradaki uyumun arttırılması, aynı dili konuşabilen bir ekibin ortya çıkarılmasından ve bunun yolundna bahsediyorum. Beşiktaş'da sahaya bakınca bu farklılığı çok net seziyorsuuz ve bir takımda bu uçurum var ise dikkat etmak lazımdır. İşin özeti Holosko, Tabata, Nobre lile istenilen seviyeye gelemezsiniz, Ernst, Guti ve Q7'nin performansına gebe kalırsınız.
Beşiktaş için önemli soru işaretinin yanında oynanmak sitenilen futbol tarzının da eksilerini yazmak lazım. Aslında bu eksiler de yukarıda bahsettiğimi kalite artışından geçiyor. Önde oynanmak isteniyor dedik ya, işte bu becerilemediği zaman takımın 2 ve 3. bölgesi arasında bir uçurum oluşuyor. 3. bölgede bir girdap gibi bazı oyuncuların defans ve orta saha arasındaki bağını kopartıyor. En büyük tehlike de hazırlıksız ya da eksik yakalanan arka tarafın açıklar vermeye meyilli oluşu. Bu akşam Smeltz değil de Serkan üzerindne oynanmaya çalışılsaydı ilk yarının 2. bölümü araya atıalcak toplar çok daha tehlikeli olabilirdi.
Gençlerbirliği teknik ekibinin defosudur bu akşam için Serkan'ı defans arkasına kaçıramamaları ve kenrar bu kadar hapsolmuş oynamasına neden olmaladı. Smeltz'in ağır yapısı bulunacak pozisyonların önüne örülen duvar gibiydi. Oktay'ın bu kadar efektif oyandığı bir zamanda sonuca gidememek kayıptır üstelik Harbuzi ve Zec gibi iki önemli ismin olmadığı bir maçta. Genel bir futbol probleminin içerisine Gençlebirliği de düştü 2 damaın yokluğu son 2 haftada zorlu 2 maçta (Manisaspor ve Kayserispor) 4 puanı alan takımı derinlemesine etkiledi.
Beşiktaş önemli ayaklarının formu kadar zirveye yakın olacak gibi görünüyor, sistemin uygulanabilirliği ve oyuncuların uyumu zaman alacak gibi duruyor. Ekrem ve Sivok'un dönüşü 2. yarıda Beşiktaş'a olumlu etkiler yapacaktır ama ilk yarı sonunda nerede oldukları önemli. Bir not da Hilbert için düşmek lazım. Tam bir Alman, görev adamı. Farklı pozisyonlarda oynayabilmesi avantaj ki sağ bek de de çokça hücuma çıkıyor.
İlk dilimdeki futbol Schuster'in yerleştirmeye çalıştırdığı mfutbol anlayışından kesitler sunuyor. Defansın orta sahaya yakın konumlandığı, beklerin hücum yönlendiği, dönen topların alınarak oyunun rakip sahada oynanmaya çalıştığı ve sonucunda yoğun baskı kurulduğu anlar bunlar. Bu süre zarfında pozisyonlar da geldi ama sonuc gidilememesi işin negatif boyutu. Bundaki en büyük etken de iş bitirici ayakların saysının azlığıydı. Guti ve Querasma'nın çırpınışları hepsi o kadar, yanına başka bir şey koyamıyorsunuz. Ernst sezon başındaki aşırı yüklenmenin dinlenmesi aşamasında, hakkı da var. Beşiktaş'ın daha kaliteli bir takım olması Guti ve Querasma frekansına yakın mantaliteye sahip oyucuların fazlalığından geçiyor. Elbette yıldız oyuncudan falan bahsetmiyorum, aradaki uyumun arttırılması, aynı dili konuşabilen bir ekibin ortya çıkarılmasından ve bunun yolundna bahsediyorum. Beşiktaş'da sahaya bakınca bu farklılığı çok net seziyorsuuz ve bir takımda bu uçurum var ise dikkat etmak lazımdır. İşin özeti Holosko, Tabata, Nobre lile istenilen seviyeye gelemezsiniz, Ernst, Guti ve Q7'nin performansına gebe kalırsınız.
Beşiktaş için önemli soru işaretinin yanında oynanmak sitenilen futbol tarzının da eksilerini yazmak lazım. Aslında bu eksiler de yukarıda bahsettiğimi kalite artışından geçiyor. Önde oynanmak isteniyor dedik ya, işte bu becerilemediği zaman takımın 2 ve 3. bölgesi arasında bir uçurum oluşuyor. 3. bölgede bir girdap gibi bazı oyuncuların defans ve orta saha arasındaki bağını kopartıyor. En büyük tehlike de hazırlıksız ya da eksik yakalanan arka tarafın açıklar vermeye meyilli oluşu. Bu akşam Smeltz değil de Serkan üzerindne oynanmaya çalışılsaydı ilk yarının 2. bölümü araya atıalcak toplar çok daha tehlikeli olabilirdi.
Gençlerbirliği teknik ekibinin defosudur bu akşam için Serkan'ı defans arkasına kaçıramamaları ve kenrar bu kadar hapsolmuş oynamasına neden olmaladı. Smeltz'in ağır yapısı bulunacak pozisyonların önüne örülen duvar gibiydi. Oktay'ın bu kadar efektif oyandığı bir zamanda sonuca gidememek kayıptır üstelik Harbuzi ve Zec gibi iki önemli ismin olmadığı bir maçta. Genel bir futbol probleminin içerisine Gençlebirliği de düştü 2 damaın yokluğu son 2 haftada zorlu 2 maçta (Manisaspor ve Kayserispor) 4 puanı alan takımı derinlemesine etkiledi.
Beşiktaş önemli ayaklarının formu kadar zirveye yakın olacak gibi görünüyor, sistemin uygulanabilirliği ve oyuncuların uyumu zaman alacak gibi duruyor. Ekrem ve Sivok'un dönüşü 2. yarıda Beşiktaş'a olumlu etkiler yapacaktır ama ilk yarı sonunda nerede oldukları önemli. Bir not da Hilbert için düşmek lazım. Tam bir Alman, görev adamı. Farklı pozisyonlarda oynayabilmesi avantaj ki sağ bek de de çokça hücuma çıkıyor.
04 Ekim 2010
Elde Var 2 // Trabzonspor 1-0 Beşiktaş
Derbiler şampiyonluk yolundaki en büyük engeller olarak görülürler, bu pencereden bakınca Trabzonspor'un 2 kritik maçtan 6 hatta rakiplerin de kaybettiği puanlar da göz önüne alınınca 12 puan ile ayrılarak iyi iş çıkardığını söylemek mümkün. Bu tür mücadelelerde oyunu göz ardı edemeyiz ama 3 puan ile ayrılmak ilk hedef olmalı, bu akşam da Fenerbahçe maçı ile kıyaslandığında sahadaki futbol defolar barındırsa da görmezlikten gelincek derecede önemli avantaj ile sahadan ayrılımışsanız gerisi teferruat olarak bile görülebilir.
Maç öncesi tahminler bol pozisyonlu, heyecanlı bir karşılaşmanın bizleri beklediği yönündeydi. Fenerbahçe maçındaki tempo ve oyun da bizleri umutlandıran etkenlerden biriydi. Çok net, organize ataklar sonucu gelişen fazla atak göremesek de heyecan katsayısı ortalamanın üstündeydi. Sonuçta izlenesi bir maç olsa da kalite düzeyinin bir seviye üste çıkamamasında Beşiktaş'ın yorgunluğu ve ileri uçtaki etkisizliği, Trabzonun'da ligin başındaki o üst seviye futbolun gerisinde oluşu etkiliydi.
Avusturya deplasmanının Beşiktaş'ı yorduğu çok ortadaydı bu akşam, Perşembce gecesi tempolu bir mücadeleden çıkıp Pazar gecesi Trabzonspor ile karşılaşmak kolay değil, üstelik rakibiniz belkide bu ülke sınırları içerisinde tempoyu bu kadar kolay arttırabilecek açık ara en iyi orta saha kurgusuna sahip iken. Yine de topa sahip olmaya, ayağa oynamaya çalışan çizgisini sürdürmeye devam etti. Siyah-Beyazlılar. Burada pas futbolu derken takım kurgusunun buna uygunluğundan da dem vurmak gerekiyor. Örneğin Holosko ile bu pas futbolunu ne derece oynayabileceğinizi sorgulamanız gerekir? Ya da Nobre'nin bu pas futbolunun gelişimine ne derecede katkıda bulunacağını? Beşiktaş'ın mesafeyi daraltmak için defansını öne çıkarmak çabası ile Aurelio'nun bu dörtlüye zaman zaman gereğinden fazla yaklaşmısının ne derece örtüştüğünü de göz ardı etmemeli. Bunlar Beşiktaş'ın defterine üzerinde düşünülmesi gereken noktalar olarak kaydedilmeli.
Querasma'nın yokluğunda verilecek en önemli testte takımın ileri uçtaki etkinliği içerisinde Portekizli'nin önemli aslında daha net görüldü. Kadıköy'de de topa daha çok sahip olan takım iken ileride üretken olmakta zorlanılmıştı, tüm yük Querasma üzerindeydi çünkü Nobre'nin bir kaç maçtaki saman alevi parlamaları dışında çk bitirici işler yaptığını pek görmedim. Bobo sakat değilse ilk tercih olarak kullanılmalı. Bu yapı içerisinde Guti'de futbol zekası ile her an tehlikeli paslar atabilse de kaleye daha yakın oynayabilmesi gerek. Bunun için de mesafenin kısatılması şart ama Guti bu kadar geride topla buluşmamalı bu akşam ve Kadıköy'de olduğu gibi.
Geçen sezonki kadro ile bu akşamı kıyaslayınca aradaki en çarpıcı fark Guti iken sahadaki futboldaki temel farklılığı teknik adamların takım üzerindeki etkileri olarka özetlemek mümkün. Schuster'in oyunu diğer yarı sahada oynatma çabası ile Mustafa Denizli'nin kontrollü anlayışı arasındaki farkın yansıması olarak da gösterilebilir bu akşamki futbol. Beşiktaş'ın iyi yolda olduğu açık, kimsenin kaybedilen puanın üstüne umutsuzluk ve benzeri bir düşünceye kapılmadığına eminim. Beşiktaş için başa bela olabilecek en önemli nokta ileri uçtaki verimsizlik gibi görünüyor. Çünkü topa bu kadar sahip iken rakip kalede bu kadar etkili olamamak düşündürücü, tamam Nobre ile kolay değil yine de yabancı sayısındaki kısıt göz önüne alınınca Bobo'nun zaman zaman dışarıda olacağı gerçeği de ortada, buna çare üretilmesi gerek. Aurelio'dan yararlanırken Necip'in ileri oynama dinamizminden de yaralanılmalı.
Bu akşam özelinde Schuster'e dair 1-2 cümle sarfetmek lazım. Guti ve Ernst'in her ikisinin değil sadece 1'inin bile oyundan alınmasının bile topa sahip olma oranını ve rakip kaleye gidebilme gücünü azaltacağı ortada iken takımın hücum yaratıcılığını sürükleeyn 2 ismi de dışarı alması bence maçı Trabzonspor'a getiren en önemli hamleydi. Buna Bobo'nun oyuna geç girişi de eşlik etti. Eksi olarak kaydettik bunları.
Trabzonspor'un orta sahasında dair beğenimi her defasında belirtirim. Bu akşam da bu orta sahadan bir adam sahadaki 22 + 6 adamdan çok daha farklı bir yerdeydi benim nezdimde: Gustavo Colman. Geçen sezonun 2. yarısında beri mutlaka belirli bir standardı tutturan performansı, oyunu 2 yönlü oynayabilme becerisi farklılaştırıyor kendisini.
Genel oyun olarak potansiyeli ile kıyasladığımda tutuk bulduğumu belirteyim Trabzonspor'u. Belki de en iyi yapacakları işi bu akşam biri uzatma dakikalarında olmak üzere sadece 2 kez becerebildiler. Beşiktaş'ın çizgi savunmasının arasında bu orta saha top atamayacaksa kim atabilir ki? Teofili ve Burak'ın ofsayta düşme kabiliyetleri de ortada ama iyi zamanlama ile buluncak en az 3 pozisyon daha vardı bu akşam.
İlk yarı Beşiktaş topa daha üstün görünürken Şenol Güneş tıpkı Fenerbahçe maçında olduğu gibi orta sahaya Ceyhun'u olarak merkezde kalabalıklaşarak kontrolü nispeten ele geçirmeyi başardı. Maçın seyri adına önemli adımlardan biriydi. Maça en önemli damgayı stoperde Mustafa Yumlu'yu kullanarak vurdu Şebol Hoca. Çok cesur bir tercihti ve genç oyuncunun attığı gol belki de Hoca'ya verilmiş en güzel hediyeydi galibiyetin yanında.
Genç oyuncunun hatasız oynaması önemli, atıtğı müthiş kafa golü -yanındaki takım arkadaşının hareketi faul kokuyor- üstüne kaymak ama ne olur 1 maçla göklere çıkarmayalım! Çünkü indirişimiz de o kadar çabuk oluyor. Takdir edelim, iyi yolda diyelim ama orada durmasını bilelim. Genç futbolcuların gelişimleri adına övgüde nerede duracağımız bilmemiz de lazım. Umarım yolu açık olur ama bacak yapısı çok zayıf geldi bana, ciddi manada gelişime ihtiyacı var sanırım.
Trabzonspor'da hafif bir düşüş gözlemlediğimi belirttim, üst üste kaybedilen puanlar biraz güven kaybı yaratmış olabilir ama tribünlerdeki boşluk için ne demeli? Umarım başa sebebi vardır ve kaybedilen 5 puan ile alakası yoktur.
Beşiktaş'ın lig sonuna kadar bu işi kovalayacağıını düşünüyorum aynı görüşlerim Trabzonspor için de geçerli. Özellikle orta sahadaki zenginlik ile ciddi bir avantaja sahipler. Saha içinde kanat rotasyonunda yaşanabilecek problemler, saha dışında da üst sıralara oynamanın getireceği baskının nasıl göğüsleneceği noktasında soru işaretlerim var. Şenol Hoca bu faktörlerin üstesinden gelir ise özlenen başarı gelebilir.
19 Eylül 2010
Denge // Fenerbahçe 1:1 Beşiktaş
Maç öncesi yorumlarında geçmiş için denge hakim demiştik, bu maçta geleneği bozmak istemedi beraberliğe bağladı sonucu ama sadece tabelada denge vardı 90 dakika sonunda. Oyun olarak çözümleme yapmak için bölümlere ayırarak konuşmak sanırım analizde yardımcı olacak.
İlk 15 Dakika
Oyunu rakip sahada oynamak isteyen taraf olarak öne çıktı Beşiktaş. Guti'nin top dağıtımı, Nobre'nin öne çıkışları ve sırtı dönük topları ile duvar olma çabası, Q7'nin ise sol tarafta başladığı kaleye inme denemeleri, Ernst ve Ekrem'in önde basmaları ve rakibin top almasını önlemede sağladıkları başarı bu dilimde öne çıkan noktalardı.Nihat'ın maç boyu sürecek ultra etkisizliğinin de ilk işaretlerini aldık. Fenerbahçe adına Dia'nın yapacağı katkının ilk işaretleri bu dilimde ufaktan kendini belli etmeye başlamıştı bile. Alex'in ise neredeyse adının bile duylmadığı dakikalar olarak da dikkati çekti bu dilim.
15-45 Arası
Çok da anlam veremediğim ya da açıklayamadığı bir biçimde Beşiktaş bu etkisini kaybetmeye başladı. Bunda iki etken vardı aslında. Q7 ile Nihat kanat değiştirince Gökhan Gönül bu rahalığın da etkisiyle daha çok ileri çıkmaya başladı. Dia'nı hızı ve dinamizmi ise sağ tarafa öncelikle Ekrem'i, değişiklik sonrası ise İbrahim'i tedbirli olmaya zorladı ve daha çok geride tuttu. Hafif yoklamalar sonrası Hakan'ın artık klasikleşmeye başlayacan bir derbi hatası ile sektirilen top ile Niang'ın ayağından bulunan gol, Ekrem'in sakatlanışı ve planlarda yapılan değişiklik bir kaos ortamı içerisine soku Beşiktaş'ı. Burada İbrahim Üzülmez tercihini gayet mantıklı buldum. Çünkü o bölgeye acemi olsa da tecrübesi ile bir duruş sağlayacak İbrahim Üzülmez'i koymak yerine saha içerisinde birden fazla kişinin yerni değiştirecek bir hareket silsilesine girişmek çok daha negatif etkileyebilirdi saha içi kurguyu.
Bu kaos ortamı içerisinde net 4-5 pozisyonun 2. gol olarak ağalara gitmemesi Siyah Beyzlıları oyunda tutan en büyük etkendir bu akşam. Beşiktaş'ın etkisinin oldukça azaldığı bu periyotta Fenerbahçe'nin organize olabilme oyunu kontrol altına alabilme anlamında yaşadığı sıkıntılar bir kenara not edilmeli. Daum , Aykut Kocaman arasındaki oyun anlayışı farkının resmi belgesi olarak da saklanmalı. Oyunu kontrol ederek son 7 yıldaki başarılara ulaşmış bir takımın geçiş yapmak istediği oyun sisteminin sancıları olarak görüyorum bunları.
45-90 Arası
Emre'nin sakatlığı sonrası Özer'in sağ tarafa, Mehmet'in ise ortaya geçişi sonrası zaten arızalı olan sah içi kurgu iyice çıkmaza soktu Fenerbahçe'yi. Maç öncesinde herkesin Beşiktaş savunması öne çıkarsa arkaya atılacak toplar ile bulunacak pozisyonlar tehlikeli olabilr öngörüsünde bulunuyordu yaa işte bu dakikalar tam biçilmiş kaftandı bu sözün gerçekleşmesi için. 2-3 net pozisyona da hızlı hücumlar ile girilse de gole ulaşılamadı. Her geçen dakika ise Beşiktaş'ın baskısını arttırdığını, Q7'nin vitesi yükselttiğini gördük. İlk yarıdaki sakatlıkların getirdiği 2 mecburi değişiklik ile eldeki tek kurşunu atmak için uygun anı bekleyen Schuster ile rakibin hamlesini bekleyen Aykut Kocaman maçın kaderini 70'den sonra derinden etkileyecek hamleleri yaptılar.
Benim Nihat-Bobo olarak düşündüğüm değişikliği Aurelio-Bobo olarak yaparak tamamiyle golü düşünen Schuster aralara atılacak toplar için Nobre'nin yanına 2. bir adamı sokarak sonuca gitmeyi amaçladı.
Şimdi sıra Aykut Kocaman'da idi. Rakipte Guti yorgunluk sinyallerini vermiş, defansının önünde çapa olarak sadece Ernst kalmıştı. Alex'in de etkisizleştiği aşikarken ne yapılabilirdi? Defansın artık orta sahaya kadar çıktığı bu anları değerlendirmek adına hızlı bir Stoch faydalı olabilir miydi? Derken tabela kalktı, çıkan oyuncu tahmin edildiği gibi 10'du ama giren oyuncu taraftarın bile adını söylerken hayıflandığı Baroni idi. Kocaman, tercihini skoru korumaktan yana kullanmıştı. "Oysa Özer ortaya çekilip, kenarlarda Stoch-Dia ikilisi ile hızlı çıkışlar yapılabilir miydi" sorusu çok ciddi olarak bir tarafta duruyordu.
Q7'nin bu dakikalarda artık insiyatifi iyice ele aldığını gördük, izlerken de aldığımız zevk hanemize artı olarak yazıldı. Guti'nin pasları ile eşlik ettiği 2. yarının sonralarına doğru Bobo'nun çok doğru bir defans arası koşusu ve İspanyol'un güzel görüşü, Volkan Demirel'in çapraza doğru giden adama neden temas edildiği soruları ile izleyenleri bırakarak yaptığı penaltı. Çünkü Bobo daha hamle gelmeden penaltı yaptırmak istediğini belli etmişti bile ama Volkan kritik anlarda doğru karar veremeyen bir kaleci olacağını haykırırcasına yapacağını yapmıştı.
Guti'nin atacağı köşeyi belli etmesi, Volkan'ın teması ama önlenemeyen gol ile artık bitiş düdüğünü beklemek kalmıştı artık bizlere ve puan olarak olmasa da psikolojik avantakı eline alarak Kadıköy'den ayrılan taraf oldu Beşiktaş.
Beğendim
Querasma trasnferi sonrası saha içerisindeki performansı için endişelerim vardı ama bu akşam da gösterdiki Beşiktaş'da Inter yıllarının üstüne set çekmeye kadar vermiş. En öne çıkan isimdi.
Işık Var
Dia hızı, top hakimiyeti ile iyi işler yapacak, tek sıkıntısı son hamleler. Hem şut hem de pas tercihlerinde biraz dikkatli olursa çok daha faydalı olacak.
Yazık Oldu
Guti'nin kornerden gelen topuna ilk vuruşunda başarılı olamasa da defansdan dönen topa vurduğu yarım volenin gol olmaması tam anlamıyla yazık oldu. Volkan'ı ard arda yaptığı 2 kurtarışı da alkışlamak gerek.
Ne yaptın?
Kaleciler maçın kaderini çizdiler bu gece. Hakan'ın yanlış bir yan top çıkışı ki topu uzaklaştıramaması değil çıkış hatalı çünkü zaten daha önce topa buluşma ihtimali olan Niang'ın arkasına çıkıyorsun, topa dokunsa kaley bulacak sen ise oksijen, azot toplayacaksın. Volkan ise penaltıyı hediye eden isimdi. Sağ köşeye doğru giden oyuncuyu etkisiz hale getirmenin ço daha efektif yolları varken ayağına müdahele etmeyi seçmek ilginç.
Teknik Adamlar
Sahaya çıkan kadrıolar açısında Aykut Kocaman adına eleştirilecek bir şey yok ama Schuster hangi veriye dayanarak Nihat'ı oynattı bilmiyorum. Sanırım bu maç iin tercihi bu atmosfere alışık isimler ile sahaya çıkmaktı, ama Nihat sahadaki 22 kişinin Alex ile birlikte en etkisizi hatta 10'un bile gerisindeydi.
Aykut Kocaman'ın oyunu kontrollü oynama yolundan daha hızlı oynamaya çalılan bir takıma doğru sürüklemek sitediği Fenerbahçe'nin 7 yıllık alışkanlığı bir çırpıda terketmesi kolay olmayacak, Kocaman'ın iş gerçekten kolay değil. Schuster tek değişiklik hakkı ile risk alsa da 1 puan ile dönmesi fena sayılmaz. Eğer maçı kaybetse sahaya çıkardığı 11 mutlaka sorgulanacaktı. Oyuna müdahalesi, arayış içerisinde oluşu Beşiktaş adına en büyük umut kaynağı.
Fenerbahçe - Beşiktaş Maç Kadroları
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan Gönül, Lugano, Bilica, Andre Santos, Mehmet Topuz, Emre, Selçuk Şahin, Dia, Alex, Niang
Beşiktaş: Hakan, Ekrem, İbrahim Toraman, Zapotocny, İsmail Köybaşı, Ernst, Aurelio, Guti, Nihat, Quaresma, Nobre
Beşiktaş: Hakan, Ekrem, İbrahim Toraman, Zapotocny, İsmail Köybaşı, Ernst, Aurelio, Guti, Nihat, Quaresma, Nobre
Takım kadroları bu şekilde. Aykut Kocaman Mehmet Topuz'un geriye yardım edebilme kapasitesini göz önüne alıp Stoch'dan vazgeçmiş. Dia üzerine önemli planlar yapmış olacak ki ters kanada da Sengalli'yi yerleştirmiş. Ana amaç sağ
kanadı kapayıp diğer tarafta da Dia'nın dinamizminden faydalanmak. Fenerbahçe'nin bu orta saha düzeni ile Niang'ı
besleme noktasında geçmiş maçlara ek olarak ortaya ne koyacağı önemli ve maçın kaderini bu belirleyecek.
Beşiktaş'da ise maç önü yazısında da yazdım, tecrübesinden dolayı Aurelio'yu tercih edebilir ki Schuster tercihini
Brezilyalı'dan yana kullanmış. Defans döstlüsü tahmin edildiği gibi.Bu orta saha kurgusu Fenerbahçe'nin orta sahasına
üstünlük sağlama potansiyelini fazlası ile taşıyor. İleri de Nobre tercihi de hzılı hücumlardan ziyade kontrollü ve orta
sahanın Nobre'nin indereceği toplar ile gol arama çabası içerisinde olması anlayışı ile takımın sahada bulunacağını
gösteriyor, gayet mantıklı duruyor. Tek soru işareti Nihat tarafında, Hilbert düşünülebilirdi.
Son Söz: Kadolar Beşiktaş'ı öne çıkarıyor an itibari ile. Fenebahçe'nin avatajı ise yeek kulübesinden gelip sonucu değiştirebilecek oyuncu sayısı fazlallığı.
Edit: İsmai Köybaşı'nı kadroda farketmedim, o nedenle defans için beklenen kadro ifadesi kullandım. Maç başladığında Köybaşı'nı sol tarafta görmek sürpriz oldu.
Edit: İsmai Köybaşı'nı kadroda farketmedim, o nedenle defans için beklenen kadro ifadesi kullandım. Maç başladığında Köybaşı'nı sol tarafta görmek sürpriz oldu.
Fenerbahçe - Beşiktaş Maç Önü
Son 9 yıla bakıldığında tam bir denge hakim iki takım arasında Kadıköy'de oynanan maçlarda, %33 cuk diye oturuyor. Beşiktaş ya da Fenerbahçe'nin puan tablosundaki yerinden bağımsız olarak sonuçlanmış maçlar, yani Beşiktaş Kadıköy'e puan tablosunda daha geride yer aldığı zamanlarda gittiğinde daha iyi sonuçlar alıyor ya da tam tersi gibi bir çıkarım yapılamıyor geçmişten.
Geçmiş bugünün bir aynası gibi aslında. Tam anlamıyla 3 sonuçlu maç bekliyor bizi, herhangi bir skoru öne çıkarmak için elde çok sağlam dayanaklar yok. Beşiktaş'ın daha umut verici, daha tempolu futbolu sahaya yansıtan takım oluşu bile bence %33'ü çok ileri taşımaya tek başına yeterli olmuyor. Aslında bu akşamın sonucunu da Beşiktaş'dan ziyade Fenerbahçe'nin o kafalarda oluşan negatif imajını ne derece tersine döndüreceği belirleyecek biraz da."Kayserispor maçında ruhsuz ve karamsarlık yaratan futbol Anadolu'nun ortasında mı kalacak yoksa Avrupa sınırına kadar taşınacak mı" sorusuna Aykut Kocaman ve takımının vereceği cevaptır aslolan.
Schuster özelinde bakınca hem futbolculuk hem teknik adamlık kariyeri yeterince tecrübeyi barındırdığını söyleyebiliriz. Hep öne sürülen "defansın önde kurulması ve arkaya adam kaçırılması" mevzusu elbette not defterinin en üst sırasında yer almıştır ve gereken önlemleri kendi felsefesi ölçüsünde alacaktır. CSKA maçında olduğu gibi sadece Ernst ile değil Necip-Ernst ikilisi ile de çıkacaktır sahaya ama yine de daha tecrübeli olan Aurelio'yu tercih edebilir. Querasma ve Guti'yi de aynı anda sahaya sürecek ve defansif dörlüyü de Ekrem-Zapo-İbrahim-Üzülmez 4'lüsü ile oluşturacaktır. Çoğunluğumuzun kafasında Beşiktaş kadrosuna dair soru işareti neredeyse yok gibi, sadece ileri uçtaki tercihin ne olacağı belki kurcalıyordu akılları.
Aykut Kocaman tarafında ise önemli tercihlerin eşiğinde olunduğu aşikar. Alex ilk kritik isim elbette. Muhtemelen vazgeçilemeyecek isim olacaktır bu akşam için. Çok daha önemlisi Kazım'ın sahaya sürülüp sürülmeyeceği ve bu kadro içerisinde yer bulursa görevinin ne olacağıdır. Kazım sürpriz isim olarak sahaya sürülebilir ki zaman zaman Niang'ı hücumda 2'leyip çok da verimli olabilir. Kanatlarda Stoch-Dia 2'lisi mi kullanılacak yoksa farklı bir tercih mi kullanılır o da diğer bir merak konusu.
Özetle Fenerbahçe-Beşiktaş maçı öncesi çok net bir yorum yapmak kolay değil. Mağlubiyetin Fenerbahçe'yi karıştıracağı aşikar dolayısı ile 3 puan elbette önemli her iki takım için önemli olsa da galibiyetin Sarı-Laciverli ekibe derin bir nefes aldıracağı aşikar.
Geçmiş bugünün bir aynası gibi aslında. Tam anlamıyla 3 sonuçlu maç bekliyor bizi, herhangi bir skoru öne çıkarmak için elde çok sağlam dayanaklar yok. Beşiktaş'ın daha umut verici, daha tempolu futbolu sahaya yansıtan takım oluşu bile bence %33'ü çok ileri taşımaya tek başına yeterli olmuyor. Aslında bu akşamın sonucunu da Beşiktaş'dan ziyade Fenerbahçe'nin o kafalarda oluşan negatif imajını ne derece tersine döndüreceği belirleyecek biraz da."Kayserispor maçında ruhsuz ve karamsarlık yaratan futbol Anadolu'nun ortasında mı kalacak yoksa Avrupa sınırına kadar taşınacak mı" sorusuna Aykut Kocaman ve takımının vereceği cevaptır aslolan.
Schuster özelinde bakınca hem futbolculuk hem teknik adamlık kariyeri yeterince tecrübeyi barındırdığını söyleyebiliriz. Hep öne sürülen "defansın önde kurulması ve arkaya adam kaçırılması" mevzusu elbette not defterinin en üst sırasında yer almıştır ve gereken önlemleri kendi felsefesi ölçüsünde alacaktır. CSKA maçında olduğu gibi sadece Ernst ile değil Necip-Ernst ikilisi ile de çıkacaktır sahaya ama yine de daha tecrübeli olan Aurelio'yu tercih edebilir. Querasma ve Guti'yi de aynı anda sahaya sürecek ve defansif dörlüyü de Ekrem-Zapo-İbrahim-Üzülmez 4'lüsü ile oluşturacaktır. Çoğunluğumuzun kafasında Beşiktaş kadrosuna dair soru işareti neredeyse yok gibi, sadece ileri uçtaki tercihin ne olacağı belki kurcalıyordu akılları.
Aykut Kocaman tarafında ise önemli tercihlerin eşiğinde olunduğu aşikar. Alex ilk kritik isim elbette. Muhtemelen vazgeçilemeyecek isim olacaktır bu akşam için. Çok daha önemlisi Kazım'ın sahaya sürülüp sürülmeyeceği ve bu kadro içerisinde yer bulursa görevinin ne olacağıdır. Kazım sürpriz isim olarak sahaya sürülebilir ki zaman zaman Niang'ı hücumda 2'leyip çok da verimli olabilir. Kanatlarda Stoch-Dia 2'lisi mi kullanılacak yoksa farklı bir tercih mi kullanılır o da diğer bir merak konusu.
Özetle Fenerbahçe-Beşiktaş maçı öncesi çok net bir yorum yapmak kolay değil. Mağlubiyetin Fenerbahçe'yi karıştıracağı aşikar dolayısı ile 3 puan elbette önemli her iki takım için önemli olsa da galibiyetin Sarı-Laciverli ekibe derin bir nefes aldıracağı aşikar.
12 Haziran 2010
Yönetim Kurnazlığı!
Mustafa Denizli çok kibar, efendi adam. Belki de arkasından iş çevrildiğini bile bile kendisine vefa gösterisi kıvamındaki basın toplantısının düzenlenmesine izin verdi, yönetimi basının önüne meze olarak atmadı. Bu tablo beni de uyutmuş olacak ki 6 teknik adam ile görüşeceğiz açıklamasını ilk başta ciddiye aldım, fakat şimdi herşey gün aşığına çıkmaya başladı. Schuster ile çok önceden yapılan anlaşmayı yeni yapılmış gibi lanse etmek Yıldırım Demirören'in yönetim tarzı göz önüne alındığında pek de uygulanmasına şaşırılacak bir yöntem değil, fakat bu plan çerçevesinde arada kaynayan Juande Ramos oldu. Adam resmen kullanıldığını iddia ediyor ve futbol hayatında ilk defa böyle bir manzara ile karşılaştığını belirtiyor. Demek ki adam henüz Türk'ün keskin, kestirmeci zekası ile tanışmamış.
Schuster'i değerlendirmeyeceğim, hoca tercihleri hakkında fikir belirtirken Magath'ın ardından 2. tercih olarak yerleştirmiştik sıralamaya o nedenle iyi tercih deyip geçiyorum ama mesele yönetim mantelitesi, insanların gözlerinin içine baka baka yapılanlar.
Demirören hakkında çok yazı yazdık, blog arşivinde durur. Kulübü kendisine borçlandırarak koltuğunu sağlama almaya çalışan bir zihniyetten Beşiktaş'a ve Türk Futbolu'na ne hayır gelir çok merak ediyorum. Beşiktaş'ın Serdar Bilgili sonrası 5-6 yıllık zaman diliminde 1 adım ileri gittiğini söylemek mümkün mü? Ben göremiyorum, gören varsa buyursun yorumları ile açsın ufkumuzu!
Schuster'i değerlendirmeyeceğim, hoca tercihleri hakkında fikir belirtirken Magath'ın ardından 2. tercih olarak yerleştirmiştik sıralamaya o nedenle iyi tercih deyip geçiyorum ama mesele yönetim mantelitesi, insanların gözlerinin içine baka baka yapılanlar.
Demirören hakkında çok yazı yazdık, blog arşivinde durur. Kulübü kendisine borçlandırarak koltuğunu sağlama almaya çalışan bir zihniyetten Beşiktaş'a ve Türk Futbolu'na ne hayır gelir çok merak ediyorum. Beşiktaş'ın Serdar Bilgili sonrası 5-6 yıllık zaman diliminde 1 adım ileri gittiğini söylemek mümkün mü? Ben göremiyorum, gören varsa buyursun yorumları ile açsın ufkumuzu!
08 Haziran 2010
Beşiktaş'ın 6'lısı
Resmi siteden gündemde olan 6 ismi açıkladı Beşiktaş yönetimi. İsimler aslında kim olabilir sorusuna 1 çırpıda verileceklerin başında geliyor : Bernhard Schuster, Manuel Pellegrini, Felix Magath, Mircea Lucescu, Ronald Koeman, Juande Ramos.
Kim liste başı olmalı sorusunun tartışmasız cevabı benim nezdimde Magath'dır. Gittiği her takıma kısa sürede elinin değdiğini belli eden bir profesör edasıyla çok da başarılı olabilir. Tek soru işareti Almanya dışında çalışmamış olması ama bu kadar tecrübe kafadaki soru işaretlerinin yok olması için yeter de artar bile. Peki Schalke ile uzun süreli kontratı varken Magath ismi ne kadar gerçekçi bir yaklaşım? Hiç değil, sadece alternatifler arasında bulunsun diye eklenmiş gibi bir izlenim var bende.
Magath sonrası 2. isim kesinlikle Schuster olmalı, hatta Magath'ın neredeyse imkansız olduğu düşünülürse eski Real Madrid'li için "1 numaralı aday olmalı" tabirini kullanmak gayet yerinde olur. Barça'nın en alevli günlerinde Madrid'i şampiyon yapmasının yanı sıra Getafe'ye parlak günleri yaşatan isim olması sebebiyle de bir hayli matıklı duruyor.
3. sırayı eski dost Lucescu'ya veriyoruz. Kendisini anlatmaya gerek yok. Yalnız o da Magath gibi gelmesi çok zor görünenlerden.
4. sıraya konacak isim ise Pellegrini. Villareal'deki performansı gayet istikrarlıydı. Ligde sürekli ilk 7 içerisinde tutunabilen ve Şampiyonlar Ligi'nde finalin kapısından dönen bir takım oluşturmayı başarmıştı. Real Madrid ile topladığı puan ile Dünya'nın herhangi bir ülkesinde açık ara şampiyon olmanız garantidir ama rakibiniz Barça olunca birden kendinizi 2. sırada buluveriyorsunuz işte. Bir artı not da ilk yarıda Neu Camp'da oynanan güzel oyundan kaparak 3. sırada kendisine yer buluyor Şili'li. Gelir ise eski öğrencisi Nihat ile buluşacak olması da ilginç bir rastlantı olacak.
İlk 4 sıradaki herhangi bir isim Beşiktaş'ın geleceği açısındna kabul edilebilir ama son 2 adayın tercih edilmesi durumunda gelecek günleri çok da aydınlık göremiyorum. Öncelikle kötünün iyisi: Ramos.
Sevilla yılları dün gibi durur tarih sayfalarında ama sonrasında çok çabuk tüketti kredisini ve 3 yılda 3 kulüp gezdi. Şimdi yeniden bir ispat çabası içerisinde olacaktır muhakkak ama Beşiktaş'ın böyle bir denemeye bence ihtiyacı yok ve daha garanti hesaplar peşinde koşulmalı.
Koeman'a gelince neden listede yer aldığına anlam veremedim. Muhtemelen stepne konumunda kendisi ama yapılacak en büyük hata olur Hollandalı. Zaten cv'sine bakmak çok şeyi anlamak için yeterli olacak.
Del Bosque olayı listedeki isimler için çok iç açıcı bir referans değil, hatta kafalarını karıştıracak cinsten. Beşiktaş yönetimi için önlerindeki en büyük engel yine kendi geçmişleri olabilir. Bir tahmin yapacak olursam da muhtemelen Ramos'u teknik adam olarak görebiliriz Siyah-Beyazlı ekibin başında. Bu sadece adayların konumları düşünülerek ortaya konumuş bir öngörü. Eğer Koeman gelir ise o zaman tek bir mesaj kalıyor okunacak: "Diğer 5 isim ikna edilemedi".
Kim liste başı olmalı sorusunun tartışmasız cevabı benim nezdimde Magath'dır. Gittiği her takıma kısa sürede elinin değdiğini belli eden bir profesör edasıyla çok da başarılı olabilir. Tek soru işareti Almanya dışında çalışmamış olması ama bu kadar tecrübe kafadaki soru işaretlerinin yok olması için yeter de artar bile. Peki Schalke ile uzun süreli kontratı varken Magath ismi ne kadar gerçekçi bir yaklaşım? Hiç değil, sadece alternatifler arasında bulunsun diye eklenmiş gibi bir izlenim var bende.
Magath sonrası 2. isim kesinlikle Schuster olmalı, hatta Magath'ın neredeyse imkansız olduğu düşünülürse eski Real Madrid'li için "1 numaralı aday olmalı" tabirini kullanmak gayet yerinde olur. Barça'nın en alevli günlerinde Madrid'i şampiyon yapmasının yanı sıra Getafe'ye parlak günleri yaşatan isim olması sebebiyle de bir hayli matıklı duruyor.
3. sırayı eski dost Lucescu'ya veriyoruz. Kendisini anlatmaya gerek yok. Yalnız o da Magath gibi gelmesi çok zor görünenlerden.
4. sıraya konacak isim ise Pellegrini. Villareal'deki performansı gayet istikrarlıydı. Ligde sürekli ilk 7 içerisinde tutunabilen ve Şampiyonlar Ligi'nde finalin kapısından dönen bir takım oluşturmayı başarmıştı. Real Madrid ile topladığı puan ile Dünya'nın herhangi bir ülkesinde açık ara şampiyon olmanız garantidir ama rakibiniz Barça olunca birden kendinizi 2. sırada buluveriyorsunuz işte. Bir artı not da ilk yarıda Neu Camp'da oynanan güzel oyundan kaparak 3. sırada kendisine yer buluyor Şili'li. Gelir ise eski öğrencisi Nihat ile buluşacak olması da ilginç bir rastlantı olacak.
İlk 4 sıradaki herhangi bir isim Beşiktaş'ın geleceği açısındna kabul edilebilir ama son 2 adayın tercih edilmesi durumunda gelecek günleri çok da aydınlık göremiyorum. Öncelikle kötünün iyisi: Ramos.
Sevilla yılları dün gibi durur tarih sayfalarında ama sonrasında çok çabuk tüketti kredisini ve 3 yılda 3 kulüp gezdi. Şimdi yeniden bir ispat çabası içerisinde olacaktır muhakkak ama Beşiktaş'ın böyle bir denemeye bence ihtiyacı yok ve daha garanti hesaplar peşinde koşulmalı.
Koeman'a gelince neden listede yer aldığına anlam veremedim. Muhtemelen stepne konumunda kendisi ama yapılacak en büyük hata olur Hollandalı. Zaten cv'sine bakmak çok şeyi anlamak için yeterli olacak.
Del Bosque olayı listedeki isimler için çok iç açıcı bir referans değil, hatta kafalarını karıştıracak cinsten. Beşiktaş yönetimi için önlerindeki en büyük engel yine kendi geçmişleri olabilir. Bir tahmin yapacak olursam da muhtemelen Ramos'u teknik adam olarak görebiliriz Siyah-Beyazlı ekibin başında. Bu sadece adayların konumları düşünülerek ortaya konumuş bir öngörü. Eğer Koeman gelir ise o zaman tek bir mesaj kalıyor okunacak: "Diğer 5 isim ikna edilemedi".
18 Nisan 2010
Fenerbahçe 1:0 Beşiktaş
Hiç bir maç yazısına hakem ile giriş yapmadım şimdiye kadar, çok dikkat çekici şeyler var ise yazının sonunda görüşümü belirli sınırlar içerisinde belirttim ama bu akşam yaşanılanların gördükten sonra yazının rotasını değiştirmemek mümkün değil. Geçen sezon Kadıköy'de 4-1 biten Fenerbahçe-Galatasaray maçını da yönetmiş ve bence inceden inceye katliam yapmış hakemi o günden beridir yakından takip ediyorum. Öncelikle şunun altını çizeyim: Bir hakemin yönetim becerisi saha içerisindeki duruşu ve soğunkkanlılığı ile kendini ele verir bunu görebilmenin en güzel yolu da kart verirken hakemin hareketlerini izlemektir. Çünkü en heyecanlı ve akıllarda soru işareti oluşan anları daha tansiyonlu yaşan 3 kişiden belki de dozu en yüksek olanıdır. Geçen 1 küsür yıllık süre içerindeki izlenimim zaten bu maç için atanmasının çok yanlış olduğu yönündeydi, manzara ortada.
Hatalı karar verebilirsiniz ama maç içerisinde kontrolü tamamiyle kaybetmiş iseniz yönlendirilmeye çok açıksınızdır. Örneğin Ernst'in kırmızı kartında hakem oyunu devam ettirirken ki pozisyona 3-5 metre mesafede bulunuyor, yaklaşık 30-35 metre mesafedeki 2. yardımcı hakemin gereksiz müdahalesi ile oyunu durdurup Alman oyuncuyu oyundnan atıyor. Yine başka bir pozisyonda yine yanlış bir hakem yönlendirmesi ile 2 gereksiz kart ile oyunun tansiyonuna zirve yaptırıyor. Bunları gören bir yardımcı hakem ise Bilica'nın yaklaşık 12 saniye süren eşeleme sürecini ne hikmetse göremiyor. Tamam hata yapalım da oyunun canını da bu kadar okumayalım.
Sahadaki 22 kişinin ortaya koyduklarına gelince maç öncesi kadrolarda da yazdık Beşiktaş ilk 45 dakikayı çöpe attı. İbrahim Kaş-Uğur değişikliği oyunun ritmini biraz da olsa Siyah Beyazlılar lehine getirdi ama 1 dakikanın bile önemli olduğu bir oyunda 45 dakikanın bir tarafta kalması tam anlamıyla yazık. Fenerbahçe tahmin edildiği gibi maça yine iştahlı başladı, son maçlardaki uygulamanın bir benzeri olarka rakip sahada baskı ile başlamak adına yine ilk hamle taç çizgisi civarında rakip takıma kazandırılan taç atışıydı. Hemen maçın başında golü bulmak "ilk golü Beşiktaş yerse çıkaramaz" öngörümüzü haklı çıkarıp neredeyse farkı da yukarılara tırmandıracaktı. Bu süre zarfında farkın 3'e çıkmamasının hesabını başta Guiza sonra da Alex versin artık.
Bilica-Lugano ikilisi ile başlayan takım savunmasındaki sertlik zaten hücum gücü sayıf olan Beşiktaş'a pozisyon bulma anlamında fazlası ile sıkıntıya soktu. 1-0'lık skor Daum'un dünden razı olduğu skordu en iyi bildiği kontrol futbolunu oynatmak adına daha neredeyse soyunma odasından çıkarken bu avantajı cebe koymak dün gece Daum'un fazlasıyla mum yaktığını gösteriyor.
İlk yarıda maçı koparacak fırsatları bulan Kadıköy tarafı 2. yarı bu kontrollü anlayışla oyunu geride kabullenirken 80'e kadar oyuncu değişikliği yapmayan Denizli'nin de ekmeklerine yağı sürdüğü ortada. Holosko'nu 85'de oyuna girişi geride ve 3 puana muhtaç iken Fink'i sahada olması ile birleşince aklın mantık sınırları içerisine giremiyor. Bu anlamda Daum'un uyutan futbolunun Beşiktaş yedek kulübesine de fazlasıyla tesir ettiği ortada.
Her şeye rağmen bu etkisiz haliyle bile Beşiktaş en azından beraberlik ile dönebilirdi penaltıyı gole çevirebileydi ya da Volkan kurtamasa (Fenerbahçe şampiyon olacaksa 1 numaralı kahramn u kurtardığı penaltı ile Volkan olacaktır) ve hakem yürekli davranım penaltı noktasında kazı çalışması yapan Bilica'yı 2. sarıdan atabilse farklı senaryolar konuşuluyor olabilirdi.
Ne şekilde olursa olsun bu maçtan 3 puan ile çıkmak zirvede Fenerbahçe ile Bursa'yı iyiden iyiye yalnızlaştırdı. Tablonun şekillenmesi için 4 hafta daha beklemek gerekse de önümüzdeki hafta manzarayı az da olsa tahmin edilebilir hale getirecektir. Daum'un yüklenerek stratejik hata yaptığı Yılmaz Vural'ın hesaplaşma maçı olan Kasımpaşa-Fenerbahça mücadelesi bu akşamdan daha zor geçecektir. Ardından da Galatasaray-Bursa maçı üst sıralarda hesap yapan 2 takımın kozlarını paylaşmasına sahne olacak. Galatasaray'ın mevcut görünümü ile Bursa'yı yenmesi kolay olmasa da geçen sezon Sivasspor'u, 2 önceki sezon Trabzon'u yenerek kıyak yaptığı şehirdaşlarına bu defa yine aynı güzelliği yapacak mı merakla bekliyorum.
Etiketler:
Analiz,
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Turkcell Süper Lig
Fenerbahçe-Beşiktaş Maç Önü
Maçın başlamasına yaklaşık 40 dakika var ve ilk 11'ler belli oldu:
FENERBAHÇE: Volkan, Gökhan Gönül, Santos, Bilica, Lugano, Selçuk, Emre, Mehmet Topuz, Özer Güiza Alex
BEŞİKTAŞ: Rüştü, İbrahim Kaş, İbrahim Üzülmez, Sivok, Ferrari, İbrahim Toraman, Ernst, Fink, Tello, İsmail Köybaşı, Bobo
Bu kadroların ortaya koyduğu sonuç çok net: İlk golü Fenerbahçe atar ise maçı kesin alır, Beşiktaş'ın gol bulması maçın uzun süre 0-0 gitmesine bağlı gibi. Eldeki kadronun hücum yaratıcılığı anlamında bugün çok zorlanacağı ortada. Yedek kulübesine bakınca Denizli'nim alternatiflerinin kısıtlı olduğunu da belirtmek gerek.
Fenerbahçe'de 2 isimin akibeti merakla bekleniyordu, Gökhan ve Bilica'nın kadroda oluşu savunmanın eski düzenine kavuşacağını gösteriyor.Son haftalardaki sağlam takım savunmasına dönüş yapılacağını söylemek kahinlik olmaz. Özer-Alex-Emre-Topuz-Güiza 5'lisi muhtemelen fazlasıyle motive oldukları bu maçta iştahla gol için yüklenecekler Beşiktaş kalesine. Oldukça efektif işler yapması çok olası bu isimlerle Sarı Lacivertli ekibin.
Yukarıdaki hücum beşlisinden hareketle Denizli'nin sahaya sürdüğü savunma kurgusuna bakınca İbrahim Kaş tercihinin tam bir muamma olduğunu çok net söylemeliyim. Santos-Özer yoklamalarına nasıl karşı duracağı tam bir soru işareti. İrahim Toraman'ın sağ tarafta başlayıp, Uğur'un göbeğe çekilmesi de ciddi bir alternatif olarak değerlendirilebilirdi. Burada Denizli'nin Fenerbahçe orta sahasına karşı daha sert ve mücadeleci bir orta saha yapısı oluşturma tercihi ile değerlendirilebilir. Bu bakışı mantıklı bulabilirsiniz ama sağ tarafa koyduğunu isim İbrahim Kaş ise orada 2 kere düşünmek lazım. Sol önde İsmail tercihi de Holosko'nun yabancı sayısına takılması ile birlikte değerlendirilmeli ama ne sunacağını tahmin edebilmek zor. İbrahim'e vereceği destek Fenerbahçe'nin sağ kanat performansını belirleyecek. Sakatlara bakınca Ekrem'in yokluğu bu maç özelinde en önemli eksiklik olarak duruyor. Sadece onun varlığı bile takıma güç katma anlamında fazlasıyla yeterli olabilirdi.
90 dakika sonunda genel bir değerlendirme yapacağız elbet ama maç önünün bize söyledikleri galibiyete Fenerbahçe'nin fazlasıyla galibiyete yakın ekip olarak durduğu. Beşiktaş'ın standart performansının üstüne çıkması gerekiyor bu maçtan en az 1 puan ile ayrılması için. Gol kısırlığı konusunda bu sene tartışmasız üstün başarı gösteren bir takımın takım savunması gayet iyi olan bir takım karşısında fazlasını beklemek de haksızlık değil.
23 Şubat 2010
İnönü'den Geriye Kalanlar: Cepteki 1 , bırakılan 2 puan mı?

Galatasaray'ın ileri uçta oynama alışkanlığına sahip oyuncudan yoksun üst üste 4. maçı geride kalırken çok net olarak eldekilerin yitirileceği düşünülenden çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Kupaya veda etmiş olmanın elbette bir burukluğu var ama hedefteki 3 kupadan en kolay vazgeçilebilecek olanının sakatların artma ihtimali de göz önüne alındığında güzergah dışında kalması çok da dert değil. Bu maçtan gereken derslerin alınması gelecek adına çok daha önemli ki gün geçtikçe bunun ip uçları kendini gösteriyor.
Gelelim İnönü'ye... Madrid yorgunu Galatasaray'ın karşısındaki en büyük tehlike bu maçtan alınacak 3 puanın zirveye olan mesafeyi oldukça kısaltacağının farkında olan ve bu maçı defalarca kafasında oynamış olan Denizli ve futbolcuları idi. Sami Yen'deki maçta Galatasaray'ı iyi analiz ettiği ve zaaflarının farkında olduğu belli olan "kurt teknik adam"ın bu maçta maça daha fazla ağırlığını koyacağını bekliyordum. Defansa önde baskı kurarak kapacağı toplar ile pozisyon bulmaya çalışacak, ayağa daha çok pas yaparak Galatasaray'ın oyun hakimiyetini engelleyecek tedbirler alacağını umuyordum. Tam tersi bir düşünce ile oyunun temposunu arttıran, orta sahayı hızlı şekilde geçerek kanat organizasyonları ile gol bulma yoluna giden ve defans üzerine Nobre dışında ciddi baskı uygulayamayan Siyah-Beyazlı ekip yine de ilk yarıda öne geçecek pozisyolar bulabildi. Örneğin Holosko'nun kafasının gol olmaması neredeyse mücizeydii Nobre'nin rakibinin omuzlarına faullü şekilde yüklenerek yaptığı kafa vuruşunun direkte patlaması da futbolun adaleti olarak adlandırılabilir sanırım.
İlk yarıda oyuna hakim olan taraf olarak göze çarpan ama yukarıdaki 2 pozisyon dışında net gollük pozisyona bulamayan Beşiktaş'ın 2. yarıda tüm etkinliğinin kaybolması renkleri ile uygun bir tezatlık sergiliyordu. Galatasaray ise ilk yarıdaki çekinik futboldan sonra özellikle Jo'nun oyuna dahil olduğu 10 dakikalık süre zarfında oynadığı etkili oyun ve Arda'nın kazandığı serbestlik sonucunda gole ulaştı. Sonrasındaki 10 dakikalık dilimde de Santos'un pasın şiddetini ayarlaması durumunda muhtemelen Jo'nun 2. gol ile burun buruna gelebileceği önemli bir pozisyon da harcanmış oldu. Galatasaray için tam topa hakim olup oyunu soğutma ve rakibin tempo yapmasını önleme dakikalı gelmişken sahada buna vakıf 2 ismin de ard arda mecburiyetten dışarı alınmas muhtemelen 3 puanın önüne geçen en büyük engeldi. Değişiklikler noktasında Ayhan-Arda değişikliği ciddi ihtimaller arasında olsa da Santos tercihini de Rijkaard'ın eski talebesini kazanma adına yapıldığını düşünerek mantıklı karşılıyorum. Son dakikada Keita'nın o zaman zaman başgösteren "beyin-ayak koordinasyonsuzluğu" sonrası kaleye ısrala yapılan zorlamalar, diğer tarafta bomboş pozisyonda topu kaleye dürmek için bekleyen Uğur'un yalvarırcasına duruşu, dizlerinin üstüne çöküşü... Bu tabloyu ilerleyen haftalarda da görmeyi bekliyorum, zira Keita'nın tarzı bu. Örneğin, Eskişehir maçında da 49. dakikada bomboş pozisyondaki Nonda'ya topu atmayıp kaleyi düşünmüş ve takımı 2. golden etmişti, sonrası malum 1:1. Beşiktaş tarafında ise Nihat ve Bobo'nun oyuna alınışı ama 30 dakika boyuncaki etkisizliği. Tam umutlar tükenirken gelen karambol golü ve paylaşılan puanlar...
Maçın geneli için maçın temposunun gayet iyi olduğunu söylemek mümkün. Galatasaray adına maçın en olumlu noktaları takım halinde savunma yapmaya daha yatkın bir topluluk haline geliniyor olması, Elano'nun daha çok sorumluluk alarak, ileriye top taşıyan oyuncu sıfatına bürünmesi, Jo'nun ilerleyen haftalarda yapacağı önemli katkıların ip uçlarını vermesi olarak belirtebiliriz. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da Galatasaray'ın "santraforsuzluk" olarak belirtilen sorunun aslında topun rakip kaleye taşınması ve buraya yerleşilmesi olduğu. Topu ileride tutacak ana etken bence santrafor özelliğine sahip oyuncudan ziyade orta saha oyuncularının becerisi. Elano bu işi gayet iyi becerdi, Topal, Barış ya da Sarp bu misyona ayak uydurabilse takım bu süreci çok daha rahat geçebilirdi. Gelecek sezon ilk transfer hamlesinin buraya yapılacağını şimdidden görür gibiyim.
Neill'in yanına Emre'nin monte edilmesinin kalıcı bir Rijkaard hamlesi olup olmadığını ilerleyen haftalarda göreceğiz ama sezn başından beri takımdaki kalite ortalamasını düşüren Yaser, Volkan gibi oyuncuların biletini kısa sürede kesmesi Servet'in bu takımdaki önem derecesini sorgulamaya başladığı gibi umut dolu düşüncelere sevkediyor beni. Bu arada Neill'in beklentilerin çok üstüdeki performansı da oldukça dikkat çekici.
Rijkaard'ın sezon başındaki hücum ağırlıklı takımının son zamanlarda mecburiyetten de olsa büründüğü savunma takımı havası bu iki etmenin birleştirilerek bir karışım oluşturulması durumunda çok daha iyi sonuçlar alınacağının habercisi. Asıl mesele zaten bunu başarabilmekte. Bunun başardığı zaman Rijkaard, Galatasaray Tarihi'ne altın harflerle yazılacak yeni bir süreci başlangıcının temellerini atmış olabilir.
Fenerbahçe'nin Bursa yenilgisi sonrası İnönü'den kaybedilen 2 puan daha değerli görünse de puan farkının 2'ye çıkması sonucu eldeki 1 puanın da kıymeti bilinmeli. 9. hafta sonuna kadar minimum puan kaybı ile ilerlenebilirse mutlu sona varan yolda daha aydınlık bir yola girilmiş olunacak.
Gelelim İnönü'ye... Madrid yorgunu Galatasaray'ın karşısındaki en büyük tehlike bu maçtan alınacak 3 puanın zirveye olan mesafeyi oldukça kısaltacağının farkında olan ve bu maçı defalarca kafasında oynamış olan Denizli ve futbolcuları idi. Sami Yen'deki maçta Galatasaray'ı iyi analiz ettiği ve zaaflarının farkında olduğu belli olan "kurt teknik adam"ın bu maçta maça daha fazla ağırlığını koyacağını bekliyordum. Defansa önde baskı kurarak kapacağı toplar ile pozisyon bulmaya çalışacak, ayağa daha çok pas yaparak Galatasaray'ın oyun hakimiyetini engelleyecek tedbirler alacağını umuyordum. Tam tersi bir düşünce ile oyunun temposunu arttıran, orta sahayı hızlı şekilde geçerek kanat organizasyonları ile gol bulma yoluna giden ve defans üzerine Nobre dışında ciddi baskı uygulayamayan Siyah-Beyazlı ekip yine de ilk yarıda öne geçecek pozisyolar bulabildi. Örneğin Holosko'nun kafasının gol olmaması neredeyse mücizeydii Nobre'nin rakibinin omuzlarına faullü şekilde yüklenerek yaptığı kafa vuruşunun direkte patlaması da futbolun adaleti olarak adlandırılabilir sanırım.
İlk yarıda oyuna hakim olan taraf olarak göze çarpan ama yukarıdaki 2 pozisyon dışında net gollük pozisyona bulamayan Beşiktaş'ın 2. yarıda tüm etkinliğinin kaybolması renkleri ile uygun bir tezatlık sergiliyordu. Galatasaray ise ilk yarıdaki çekinik futboldan sonra özellikle Jo'nun oyuna dahil olduğu 10 dakikalık süre zarfında oynadığı etkili oyun ve Arda'nın kazandığı serbestlik sonucunda gole ulaştı. Sonrasındaki 10 dakikalık dilimde de Santos'un pasın şiddetini ayarlaması durumunda muhtemelen Jo'nun 2. gol ile burun buruna gelebileceği önemli bir pozisyon da harcanmış oldu. Galatasaray için tam topa hakim olup oyunu soğutma ve rakibin tempo yapmasını önleme dakikalı gelmişken sahada buna vakıf 2 ismin de ard arda mecburiyetten dışarı alınmas muhtemelen 3 puanın önüne geçen en büyük engeldi. Değişiklikler noktasında Ayhan-Arda değişikliği ciddi ihtimaller arasında olsa da Santos tercihini de Rijkaard'ın eski talebesini kazanma adına yapıldığını düşünerek mantıklı karşılıyorum. Son dakikada Keita'nın o zaman zaman başgösteren "beyin-ayak koordinasyonsuzluğu" sonrası kaleye ısrala yapılan zorlamalar, diğer tarafta bomboş pozisyonda topu kaleye dürmek için bekleyen Uğur'un yalvarırcasına duruşu, dizlerinin üstüne çöküşü... Bu tabloyu ilerleyen haftalarda da görmeyi bekliyorum, zira Keita'nın tarzı bu. Örneğin, Eskişehir maçında da 49. dakikada bomboş pozisyondaki Nonda'ya topu atmayıp kaleyi düşünmüş ve takımı 2. golden etmişti, sonrası malum 1:1. Beşiktaş tarafında ise Nihat ve Bobo'nun oyuna alınışı ama 30 dakika boyuncaki etkisizliği. Tam umutlar tükenirken gelen karambol golü ve paylaşılan puanlar...
Maçın geneli için maçın temposunun gayet iyi olduğunu söylemek mümkün. Galatasaray adına maçın en olumlu noktaları takım halinde savunma yapmaya daha yatkın bir topluluk haline geliniyor olması, Elano'nun daha çok sorumluluk alarak, ileriye top taşıyan oyuncu sıfatına bürünmesi, Jo'nun ilerleyen haftalarda yapacağı önemli katkıların ip uçlarını vermesi olarak belirtebiliriz. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da Galatasaray'ın "santraforsuzluk" olarak belirtilen sorunun aslında topun rakip kaleye taşınması ve buraya yerleşilmesi olduğu. Topu ileride tutacak ana etken bence santrafor özelliğine sahip oyuncudan ziyade orta saha oyuncularının becerisi. Elano bu işi gayet iyi becerdi, Topal, Barış ya da Sarp bu misyona ayak uydurabilse takım bu süreci çok daha rahat geçebilirdi. Gelecek sezon ilk transfer hamlesinin buraya yapılacağını şimdidden görür gibiyim.
Neill'in yanına Emre'nin monte edilmesinin kalıcı bir Rijkaard hamlesi olup olmadığını ilerleyen haftalarda göreceğiz ama sezn başından beri takımdaki kalite ortalamasını düşüren Yaser, Volkan gibi oyuncuların biletini kısa sürede kesmesi Servet'in bu takımdaki önem derecesini sorgulamaya başladığı gibi umut dolu düşüncelere sevkediyor beni. Bu arada Neill'in beklentilerin çok üstüdeki performansı da oldukça dikkat çekici.
Rijkaard'ın sezon başındaki hücum ağırlıklı takımının son zamanlarda mecburiyetten de olsa büründüğü savunma takımı havası bu iki etmenin birleştirilerek bir karışım oluşturulması durumunda çok daha iyi sonuçlar alınacağının habercisi. Asıl mesele zaten bunu başarabilmekte. Bunun başardığı zaman Rijkaard, Galatasaray Tarihi'ne altın harflerle yazılacak yeni bir süreci başlangıcının temellerini atmış olabilir.
Fenerbahçe'nin Bursa yenilgisi sonrası İnönü'den kaybedilen 2 puan daha değerli görünse de puan farkının 2'ye çıkması sonucu eldeki 1 puanın da kıymeti bilinmeli. 9. hafta sonuna kadar minimum puan kaybı ile ilerlenebilirse mutlu sona varan yolda daha aydınlık bir yola girilmiş olunacak.
25 Ocak 2010
Beşiktaş Başkanı?

Demirören'i bu satırlarda defalarca eleştirdik, vizyonuna ya da vizyonsuzluğuna atıflarda bulunduk. Beşiktaş için ilerlemenin en başat yolu Demirören ile yollarn farklılaşmasıdır ama uygun adayların, şartların oluşması gerek tabiki. Hafta sonu yapılacak kongrede bu kez karşısında bir aday var, geçen seçimin aksine: Murat Aksu
Kendisini sadece yönetim kurulunda geçmiş dönemde aldığı görev vesilesiyle tanıyoruz ama tabiki değerlendirme yapmak için yeterli veriye sahip değiliz ama bazen küçük ip uçları size bir çok şeyi anlatır.
Dün gece Kanal 24'te Okay Karacan-Ali Okancı ve Hakan Can'ın konuğuydu Aksu. Sadece 1 soruya verdiği cevap gelecek adına gayet iç karartıcıydı:
Soru: Basketbol şubesine ilişkin görüşler, projeler, tasarruflar vs...
Cevap: Öncelikle sponsor firma ile (Ülker) masay oturup Fenerbahçe'ye sağlandan destek kadar talebimiz olacak eğer olumsuz yanıt alınır ise diğer tarafta Efes Pilsen gibi bir müessese var, onlar ile birleşip çok iyi yerlere gelebileceğimiz mesajını vereceğiz .
Soru: Tuncay Özilhan'ın bilgisi var mı, proje hazır mı vs... Ülker grubunun anlaşma şartları vs...
Cevap: Sadece ayak üstü laflamıştık ama kendisi iyi bir Beşiktaşlı'dır. Bu konuda yapılacak teklife olumlu yaklaşacağını düşünüyorum. Sponsor firmanın şartlarına tabiki bakılacak vs...
Şimdi şu kısaca soru cevap, yani 2 dakika bile bir şeyler anlatmaya yetiyor. Kafasında ve dolayısı ile kağıt üzerinde net projeler üretememiş bir durumda iken henüz olgunlaşmamış düşünceleri afaki bir şekilde ortaya koyma, sponsorluk-anlaşma v.b konularda yeterli bilgi sahibi olmadan yorum yapma...
Sanırım Beşiktaş için kurtuluş reçetesi yine başka baharlarda saklı. Kaybeden yine siyah-beyaz olacak gibi... Umarım yanılırım, çünkü kaybedecek tek senesi bile yok, olmamalı da...
Kendisini sadece yönetim kurulunda geçmiş dönemde aldığı görev vesilesiyle tanıyoruz ama tabiki değerlendirme yapmak için yeterli veriye sahip değiliz ama bazen küçük ip uçları size bir çok şeyi anlatır.
Dün gece Kanal 24'te Okay Karacan-Ali Okancı ve Hakan Can'ın konuğuydu Aksu. Sadece 1 soruya verdiği cevap gelecek adına gayet iç karartıcıydı:
Soru: Basketbol şubesine ilişkin görüşler, projeler, tasarruflar vs...
Cevap: Öncelikle sponsor firma ile (Ülker) masay oturup Fenerbahçe'ye sağlandan destek kadar talebimiz olacak eğer olumsuz yanıt alınır ise diğer tarafta Efes Pilsen gibi bir müessese var, onlar ile birleşip çok iyi yerlere gelebileceğimiz mesajını vereceğiz .
Soru: Tuncay Özilhan'ın bilgisi var mı, proje hazır mı vs... Ülker grubunun anlaşma şartları vs...
Cevap: Sadece ayak üstü laflamıştık ama kendisi iyi bir Beşiktaşlı'dır. Bu konuda yapılacak teklife olumlu yaklaşacağını düşünüyorum. Sponsor firmanın şartlarına tabiki bakılacak vs...
Şimdi şu kısaca soru cevap, yani 2 dakika bile bir şeyler anlatmaya yetiyor. Kafasında ve dolayısı ile kağıt üzerinde net projeler üretememiş bir durumda iken henüz olgunlaşmamış düşünceleri afaki bir şekilde ortaya koyma, sponsorluk-anlaşma v.b konularda yeterli bilgi sahibi olmadan yorum yapma...
Sanırım Beşiktaş için kurtuluş reçetesi yine başka baharlarda saklı. Kaybeden yine siyah-beyaz olacak gibi... Umarım yanılırım, çünkü kaybedecek tek senesi bile yok, olmamalı da...
29 Kasım 2009
Sessiz Darbe // Fenerbahçe 1:3 Kasımpaşa

Emre'nin Fenerbahçe için öneminin büyüklüğünden bahsederken, yokluğunun da Sarı-Lacivertli ekibi ciddi biçimde etkileyeceğini belirtmiştik. Son haftalardaki çıkışı ile seyircisiz Kadıköy Vural ve öğrencileri için puan almak için biçilmiş kaftan gibiydi, ellerine gelen şansı da kaçırmadılar.
Fenerbahçe'nin savunma ve orta sahansının göbeğinde Lugano-Bilica ve Emre ile oynamadığı her maç potansiyel puan kaybı yazılır haneye. Cristian'ı saymıyorum çünkü onun performansını etkileyen faktör ya da başka bir deyişle onu oynatan etken kesinlikle Emre'nin varlığı olduğundan buradaki 2. adamın fazlasıyla mücadele eden biri olması yeterlidir ki Brezilyalı'da topu kullanma anlamında sıkıntılı olduğundan mücadele gücü ile sahadfa yer alıyor. Orta sahada oynayacak oyuncu tipi için çeşitli defalar genel tarifi yaptık, Baroni-Topla-Sarp gibi adamların en iyi yaptıkları şey yer kaplamaktır, daha fazlasını beklememek gerek.
Tablo böyle iken Daum, Kasımpaşa'yı fazlaca analiz etmeden 2 ileri uç elemanını da sahaya sürerek, Emre gibi mücadele gücü ve topu kullanma becerisi üst düzey olan bir adamın yokluğunda orta sahayı eksik bırakmayı tercih etti ki kesinlikle yapılmaması gereken bir hamledir. Daha ilk 30 dakikada Kasımpaşa'nın kaçırdığı goller bunu en net göstergesi. Elinizde Özer gibi bir adam var ise, Selçuk-Baroni gibi yaratıcı yanları zayıf adamların yerine mutlaka saha içerisinde hata da yapsa Özer tercih edilmeli ki 2. yarıda oyuna girdikten sonra takımda Alex ile birlikte dikine oynamayı düşünen yegane adamdı ama siz takım geriye düşümüş iken oyuna alırsanız kendisini kısa zamanda çok şey yapmak için çırpınırken hata yapma potansiyelini de otomatik olarak arttırmış oluyorsunuz. Oysa ilk 11'de düşünülse daha sakin bir şekilde oyuna ısınması pekala mümkün. Burada Daum'un yaptığı strataji hatasınında altını çizmiş olalım.
Tek tek oyunculara değinmeyeceğim zira dün sahada giydiği formanın hakkını veren var mıydı? Bir ara Kasımpaşa'nın pasları karşısında Fenerbahçe'nin o ruhsuz hali dikkatlerden kaçmadı. Formsuz, hasta vs. olabilirsiniz ama futbolcu olarak sahadaki ilk görevini ne şart altında olursa olsun mücadele etmektir, eğer onu da yapmıyorsanız yırtın lisansınızı bırakın bu işi. Dün sahada bu mantıkla oynayan yığında adam vardı.
Dün akşamki skordan çıkan başka bir ders ise takımın kadro yapılanması aşamasında daha sistematik yaklaşılması gerektiği. Eğer 1-2 oyuncunuzun eksikliği takımın dengesini bu kadar derinden sarsıyor ie orada bazı şeyleri yenidnen değerlendirmek gerekiyor.
Yılmaz Vural için Fenerbahçe'yi yenmek artık sıradanlaşmaya başladı, Aziz Yıldırım bu işten Vural'ı takımın başına getirerek sıyrılacak galiba. Göreve gelişi sonrası Murat Erdoğan-Cenk-Gökhan gibi Süper Lig'in tecribeli iismlerini kadrosuna katarak işi iş yaptığı dah net görülüyor. 0 puan ile aldığın takımı 8 hafta sonunda 15 puana ulaştırması alkışlanacak hareket ama bu ivmelenmenin devam etmesi gerek. Vural'ın takımlarında bu tip çıkışları genelde görürüz ama sezon sonunda da küme düşme potası içerisinde can çekişirken buluruz kendisini. Dün akşam takımının dengeli ve ayaa top yaparak oynaması gayet güzel hareketti, gelibiyeti de sonuna kadar haketti.
Fenerbahçe , özellikle de oturup düşünme vaktidir çoktan gelmiştir, bir musibet bazen bir nasihattan iyidir ama bunu gerçeğe dönüştürebilmek tamamen de sizin elinizde. 10 hafta sonra planladığınız yerde olmak istiyorsanız böyle mesajlardan gereken dersi çıkarmanız lazım.
Ard arda 2 gün zirvedeki 2 takımın puan kaybetmesi ile Beşiktaş ve Bursa üst sıraların dengesini iyicer bozdular. Onlar bu ivmeyi devam ettirme derdinde iken, Galatasray ve Fenebhaçe ise en kısa zamanda toparlanma derdinde olacaklar. Kadıköy tarafı işleri toplama konusunda daha şanslı görünüyor ama Galatasaray'ın sezon boyunca işi zor gibi görünüyor. Mevcut kadro yapısı ile benzer kayıplar yaşayıp yukarıdaki 3'lüyü yalnız bırakmak zorunda da kalabilirler.
Fenerbahçe'nin savunma ve orta sahansının göbeğinde Lugano-Bilica ve Emre ile oynamadığı her maç potansiyel puan kaybı yazılır haneye. Cristian'ı saymıyorum çünkü onun performansını etkileyen faktör ya da başka bir deyişle onu oynatan etken kesinlikle Emre'nin varlığı olduğundan buradaki 2. adamın fazlasıyla mücadele eden biri olması yeterlidir ki Brezilyalı'da topu kullanma anlamında sıkıntılı olduğundan mücadele gücü ile sahadfa yer alıyor. Orta sahada oynayacak oyuncu tipi için çeşitli defalar genel tarifi yaptık, Baroni-Topla-Sarp gibi adamların en iyi yaptıkları şey yer kaplamaktır, daha fazlasını beklememek gerek.
Tablo böyle iken Daum, Kasımpaşa'yı fazlaca analiz etmeden 2 ileri uç elemanını da sahaya sürerek, Emre gibi mücadele gücü ve topu kullanma becerisi üst düzey olan bir adamın yokluğunda orta sahayı eksik bırakmayı tercih etti ki kesinlikle yapılmaması gereken bir hamledir. Daha ilk 30 dakikada Kasımpaşa'nın kaçırdığı goller bunu en net göstergesi. Elinizde Özer gibi bir adam var ise, Selçuk-Baroni gibi yaratıcı yanları zayıf adamların yerine mutlaka saha içerisinde hata da yapsa Özer tercih edilmeli ki 2. yarıda oyuna girdikten sonra takımda Alex ile birlikte dikine oynamayı düşünen yegane adamdı ama siz takım geriye düşümüş iken oyuna alırsanız kendisini kısa zamanda çok şey yapmak için çırpınırken hata yapma potansiyelini de otomatik olarak arttırmış oluyorsunuz. Oysa ilk 11'de düşünülse daha sakin bir şekilde oyuna ısınması pekala mümkün. Burada Daum'un yaptığı strataji hatasınında altını çizmiş olalım.
Tek tek oyunculara değinmeyeceğim zira dün sahada giydiği formanın hakkını veren var mıydı? Bir ara Kasımpaşa'nın pasları karşısında Fenerbahçe'nin o ruhsuz hali dikkatlerden kaçmadı. Formsuz, hasta vs. olabilirsiniz ama futbolcu olarak sahadaki ilk görevini ne şart altında olursa olsun mücadele etmektir, eğer onu da yapmıyorsanız yırtın lisansınızı bırakın bu işi. Dün sahada bu mantıkla oynayan yığında adam vardı.
Dün akşamki skordan çıkan başka bir ders ise takımın kadro yapılanması aşamasında daha sistematik yaklaşılması gerektiği. Eğer 1-2 oyuncunuzun eksikliği takımın dengesini bu kadar derinden sarsıyor ie orada bazı şeyleri yenidnen değerlendirmek gerekiyor.
Yılmaz Vural için Fenerbahçe'yi yenmek artık sıradanlaşmaya başladı, Aziz Yıldırım bu işten Vural'ı takımın başına getirerek sıyrılacak galiba. Göreve gelişi sonrası Murat Erdoğan-Cenk-Gökhan gibi Süper Lig'in tecribeli iismlerini kadrosuna katarak işi iş yaptığı dah net görülüyor. 0 puan ile aldığın takımı 8 hafta sonunda 15 puana ulaştırması alkışlanacak hareket ama bu ivmelenmenin devam etmesi gerek. Vural'ın takımlarında bu tip çıkışları genelde görürüz ama sezon sonunda da küme düşme potası içerisinde can çekişirken buluruz kendisini. Dün akşam takımının dengeli ve ayaa top yaparak oynaması gayet güzel hareketti, gelibiyeti de sonuna kadar haketti.
Fenerbahçe , özellikle de oturup düşünme vaktidir çoktan gelmiştir, bir musibet bazen bir nasihattan iyidir ama bunu gerçeğe dönüştürebilmek tamamen de sizin elinizde. 10 hafta sonra planladığınız yerde olmak istiyorsanız böyle mesajlardan gereken dersi çıkarmanız lazım.
Ard arda 2 gün zirvedeki 2 takımın puan kaybetmesi ile Beşiktaş ve Bursa üst sıraların dengesini iyicer bozdular. Onlar bu ivmeyi devam ettirme derdinde iken, Galatasray ve Fenebhaçe ise en kısa zamanda toparlanma derdinde olacaklar. Kadıköy tarafı işleri toplama konusunda daha şanslı görünüyor ama Galatasaray'ın sezon boyunca işi zor gibi görünüyor. Mevcut kadro yapısı ile benzer kayıplar yaşayıp yukarıdaki 3'lüyü yalnız bırakmak zorunda da kalabilirler.
22 Kasım 2009
Matteo Ferrari

Futbol çoğunlukla fiziksel yetilerin ağır bastığı, yetenekli olmanın yeterli görüldüğü bir oyun olarak algılanır ama yılların bana öğrettiği en önemli şey, futbolda performansın üst düzeye taşınabilmesi için oyun zekasının da en az yukarıda saydıklarım kadar önemli olduğu. Oyun alanı içerisinde bazen yüksek oyun zekanız ile daha az koşarak, bazen belki de daha fazla bitiricilik gereken bir noktada sırf bu özelliğiniz ile kolay sonuca ulaşabilirsiniz.
Zaman zaman mücadele gücünün yüksekliği ile övülen futbolcular görürüz, sahada basmadık yer bırakmazlar ama dikkatli izleyince sahip oldukları enerjinin kontrolsüzlüğe dönüştüğü anlar olduğuna, top ile buluşunca anlam veremediğiniz hareketlerin ortaya çıkışına tanıklık edersiniz. İşte bu anlarda asıl eksikliğin varkına varırsınız. Tamam her futbolcunun futbol zekası aynı gelişimi göstermez ama buna hiç sahip olmayanları izlemenin de ızdarabına can dayanmıyor.
Savunma oyuncuları açısından konuya bakınca genelde iri yapılı oyuncuların hareketlerinin ağır olmasındna dem vurulur ve bu tür oyunculardan kurulu savunmaların aralarına sızmanın kolaylığından bahsedilir. Savunma oyuncularında ilk aranacak özelliğin hız olması gerektiğini düşünmüşümdür hep. Sonrasında ise top kullanma becerisi gelir. Bu nedenle fizikli oyuncuların ağırlığı savunmayı sıkıntıya sokabilir ama tek bir artıları bu tip oyuncuları savunmada oynarken verimli bir hale getiriyor, O da oyun zekası.
Matteo Ferrari ike mevzu tam bu noktada kesişiyor. Sezon başındaki ilk hazırlık maçında yaklaşık 30 dakika izlemiş ve ilk izlenim olarak fazlasıyla ğır bulmuştum kendisini. Hatta itiraf etmeliyim ki "Demirören'in facialarından birini daha mı göreceğiz" diye düşünmekten alamamıştım kendimi. Zaman içerisinde gerek Süper Lig gerekse de Şampiyonlar Ligi maçlarında daha fazla izleme fırsatı buldukça, Zago'dan sonra gerçekten değerli bir savunma oyuncusuna kavuştuğunu düşünmeye başladım Beşiktaş'ın.
En önemli özelliği Gökhan Zan ve Servet'e yakın bir fizik yapısına rağmen çok daha ileride bir oyun zekası var ve ilk hamlelerdeki başarısı her 2 oyuncunun da çok ötesinde. Savunma oyuncusu iseniz yapacağınız ilk hamle mutlaka sonuca hizmet etmeli yoksa oyundan düşme ya da rakibe müdahale yapma riskiniz çok fazla. Ek olarak İtalyan futbolcunun pozisyon alma ve yer tutma becerisi, sezileri çok gelişmiş. Sahada deli danalar gibi koşmasına gerek kalmıyor bu yüzden ya da biz bu tür enerji safları içerisinde yakalayamıyoruz. Şu an için tek görünen defosu top ile çıkamaması ve topu kullanma anlamında çok da becerili olamaması, yine de bir çok defans oyuncusuna göre daha ileride olduğunu söylemek gerek.
Aslında gerek Milli Takım gerekse de yerli oyunculardan kurulu kulüp savunmalarımıza ders niteliğinde izletmek lazım bu tür oyuncuların hareketlerini. Alt yapılarımızda öğretemediğimiz bir çok şeyin gelecekte başımıza neler açtığı ortada.
Kulüplerimiz için ise çok küçük bir tavsiyem var, savumacı alacaksanız ilk tercih İtalyanları kesinlikle ilk sıralara koymalı, adamların genetiğine kadar işlediği kanısındayım bu defansif kodların.
Zaman zaman mücadele gücünün yüksekliği ile övülen futbolcular görürüz, sahada basmadık yer bırakmazlar ama dikkatli izleyince sahip oldukları enerjinin kontrolsüzlüğe dönüştüğü anlar olduğuna, top ile buluşunca anlam veremediğiniz hareketlerin ortaya çıkışına tanıklık edersiniz. İşte bu anlarda asıl eksikliğin varkına varırsınız. Tamam her futbolcunun futbol zekası aynı gelişimi göstermez ama buna hiç sahip olmayanları izlemenin de ızdarabına can dayanmıyor.
Savunma oyuncuları açısından konuya bakınca genelde iri yapılı oyuncuların hareketlerinin ağır olmasındna dem vurulur ve bu tür oyunculardan kurulu savunmaların aralarına sızmanın kolaylığından bahsedilir. Savunma oyuncularında ilk aranacak özelliğin hız olması gerektiğini düşünmüşümdür hep. Sonrasında ise top kullanma becerisi gelir. Bu nedenle fizikli oyuncuların ağırlığı savunmayı sıkıntıya sokabilir ama tek bir artıları bu tip oyuncuları savunmada oynarken verimli bir hale getiriyor, O da oyun zekası.
Matteo Ferrari ike mevzu tam bu noktada kesişiyor. Sezon başındaki ilk hazırlık maçında yaklaşık 30 dakika izlemiş ve ilk izlenim olarak fazlasıyla ğır bulmuştum kendisini. Hatta itiraf etmeliyim ki "Demirören'in facialarından birini daha mı göreceğiz" diye düşünmekten alamamıştım kendimi. Zaman içerisinde gerek Süper Lig gerekse de Şampiyonlar Ligi maçlarında daha fazla izleme fırsatı buldukça, Zago'dan sonra gerçekten değerli bir savunma oyuncusuna kavuştuğunu düşünmeye başladım Beşiktaş'ın.
En önemli özelliği Gökhan Zan ve Servet'e yakın bir fizik yapısına rağmen çok daha ileride bir oyun zekası var ve ilk hamlelerdeki başarısı her 2 oyuncunun da çok ötesinde. Savunma oyuncusu iseniz yapacağınız ilk hamle mutlaka sonuca hizmet etmeli yoksa oyundan düşme ya da rakibe müdahale yapma riskiniz çok fazla. Ek olarak İtalyan futbolcunun pozisyon alma ve yer tutma becerisi, sezileri çok gelişmiş. Sahada deli danalar gibi koşmasına gerek kalmıyor bu yüzden ya da biz bu tür enerji safları içerisinde yakalayamıyoruz. Şu an için tek görünen defosu top ile çıkamaması ve topu kullanma anlamında çok da becerili olamaması, yine de bir çok defans oyuncusuna göre daha ileride olduğunu söylemek gerek.
Aslında gerek Milli Takım gerekse de yerli oyunculardan kurulu kulüp savunmalarımıza ders niteliğinde izletmek lazım bu tür oyuncuların hareketlerini. Alt yapılarımızda öğretemediğimiz bir çok şeyin gelecekte başımıza neler açtığı ortada.
Kulüplerimiz için ise çok küçük bir tavsiyem var, savumacı alacaksanız ilk tercih İtalyanları kesinlikle ilk sıralara koymalı, adamların genetiğine kadar işlediği kanısındayım bu defansif kodların.
21 Kasım 2009
Beşiktaş 3:0 Fenerbahçe

Bazen maçların çok naif kırılma anları vardır, takımın ve oyunun dengesi birden bire değişiverir, işte bu akşam İnönü'de kader ağlarını 53. dakikada ördü ve Emre Belezoğlu'nun sakatlığı hem Fenerbahçe'nin hem de maçın dengesini bir anda farklı rotaya doğru sürükleyiverdi. Evet rota değişti ,çünkü maç öncesi de üstünde durduğumuz nokta bu maçta ilk golü atan takımın maçı kaybetmeyeceği yönündeydi.
Başka yazılarda da değinmiştik, Fenerbahçe her hattıyla daha dengeli bir takım ve bu takım içerisinde çok kritik 3 bölge var. Defansın göbeği (Lugano-Bilica ikilisi), Emre'nin liderliğinde takımın mücadele gücünün vitesini değiştiren orta sahanın göbeği ve takımın hücum yaratıcılığına yön vermesi açısından orta sahanın önü yani Alex. Bu isimlerin eksiklikleri Fenerbahçe'nin oyun içerisindeki performansını bire bir etkiliyor. Örneğin, yaklaşık 4 hafta boyunca Emre'nin oynamayacağı haberleri çıktı maç sonrası, bu süreçte Fenerbahçe'nin orta saha veriminde çok ciddi bir düşüş olacaktır. Denge dedik belki ama o dengeyi ince hesaplar üzerine inşa edince 1-2 oyuncunun yokluğu alt üst ediyor kağıt üstündekileri.
Bu açıdan bakınca Sarı-Lacivertli ekibin 53. dakika sonrasında kalesinde golleri görmesi çok manidar. Oysa ilk yarıda 10-15 dakika kalesinde baskı gördükten sonra topa hakim olmayı başarabilmişti ve rakibi sindirmişti Fenerbahçe. Sonraki 30 dakika boyunca Beşiktaş'ın yarısahasından çıkarken zorlandığı çok bariz görülüyordu. Bunda özellikle Yusuf'un vasatın altındaki görüntüsü fazlası ile etkiliydi. Zaten pres yapan bir rakibiniz varken tempodan, driplingden uzak tek hamleli bir Yusuf ile böylesine sıkışmış bir alanda oynayabilmek kolay değil. Bu anlarda herşeye rağmen Beşiktaş'ın en büyük şansı defans hattının konsante ve pür dikkat oyunuydu. Fenerbahçe bu topa hakimiyetini sonuca odaklı kullanabilse ve öne geçen ekip olsa maçın kaderi bence çok farklı olurdu. Tartışmalı pozisyonda penaltı kararı çıksa maçın seyrinin çok farklı olacağını söylemek ne kadar yanlış olurdu ki ? 53'ten sonra ise kelepçelenmiş bir Alex'ten sonra Emre'nin de olmayışı sonrası sahada sunulacaklar elbette değişecekti.(Emre ilk gol sırasında fiziksel olarak sahada olsa da Fink'e basacak kişi olacaktı adelesindeki sorunu yaşamasa). Santos-Cristian 2'lisinden tempo olarak değil ama mücadele olarak istediklerinizi almanız kolay değil. 2. golün de ara vermeden gelmesi kağıt üzerinde olmasa da pratikte kafalarda maçı bitirdi.
Daum'un çıkaracağı kadro aşağı yukarı belliydi, Wederson-Santos ile Guiza-Kazım tercihlerinin olabileceği düşünülüyordu. Guiza'nın olmayışı Kazım'ın yerini garanti etmişti ama Santos tercihi tamamen rakibin o kanattaki hücum gücü ile alakalı. Galatasaray maçında Keita-Sabri işbirliğini yıkmak için ileri geri oynayabilme anlamında daha tutarlı olan Wederson tercih edilirken bu maçtaki farklılığın açıklaması Daum'un Beşiktaş'ın sağa kanadı üzerinden gelebilecek tehlike derecesine dair düşük beklentiler taşıdığını gösteriyor.
Maçın geneline bakılınca Santos'un tek yönlü oyun anlayışına rağmen Siyah-Beyazlıların çok da etkili olmadığını görüyoruz ama diğer kanatda hesapları karıştıran bir Deli İbo performansı vardı. En son sağ ayağını Ali Samiyen'de Lucescu'lu Beşiktaşın 1-0 kazandığı maçta uzak direğe bıraktığı plase ile bu kadar verimli kullandığını hatırlıyorum Üzülmez'in. Muhtemelen Fink'e yaptığı orta da 2. oluyor ki atılan golün şıklığını da belirtmeden geçmemek gerek. Maçtan önce Fink ile ilgili Cristian'dan daha iyi değil diye bir arkadaşıma yorum yapmıştım ama bu akşam gerek attığı gol gerekse de savunma gücü olarak meslektaşının çok ilerisindeydi. Atılan ilk golden sonra da neredeyse tüm atakların içindeydi Kaptan. Ek olarak Ekrem'in performansının da altını çizmek gerekiyor. Oyunun 2 yönlü oynayabilme becerisi değerli ve özellikle sol tarafta İbo ile güzel iş çıkardı. Mehmet Topuz mücadele ediyor gibi görünse de Gökhan'ın bir çok pozisyonda rakip 2'li ile karşı karşıya kalması da dikkatlerden kaçmadı. Bir bekin bu kadar sıkıştırılmasına izin verilmemeli.
Denizli'nin sahaya çıkardığı kadro üzerine söylenecek pek bir şey yok. Yusuf tercihinin pek tutmadığını yukarıda da yazdım ama gerek devre arası değişikliği gerekse de sonraki Yusuf-Uğur değişikliği gayet yerinde ve zamanlı, Bobo-Nobre hamlesi de biraz daha erken yapılma ihtimali olan ama düşünce olarak olumluydu. Uğur yerine Tabata'da düşünülebilirdi ama buradaki ilk amaç orta sha direncini daha yukarılara taşımaktı. Bunun yanında Denizli, Uğur'un dinçliğinden, tazeliğinden faydalanıp onu özellikle gol bölgelerine girmesi konusunda uyardığını düşünüyorum. Çünkü o anda rakip defans içerisine sızmak için yeterli enejiye sahip oyuncuların başındaydı. Ofsayt olmasına rağmen 3. golün böyle bir planın ürünü olduğunu söylemek lazım. Daum cephesine gelince her şeye rağmen Alex'i sahada tutma çabasına anlam veriyorum ama Emre sonrası göbeğe Santos'u çekmesi pek de anlaşılır değildi. Zaten Santos-Cristian ikilisinin sonraki 30-35 dakika içerisindeki total performasına bakınce herşey net olarak görülüyor. Futbolda bazen 1 oyuncunun performansına tekil olarak bakmak yerine 2 kişinin birlikteliğini bütün olarak değerlendirmek daha doğru oluyor, yani her zaman 1+1=2 olmuyor.
Bu galibiyet ile ligin başında şampiyonluk hesapları içerisinde anılmayan Beşiktaş yeniden potanın tam içerisine girmiş oldu. Demirören ve Denizli için iyi bir nefes alma fırsatı oldu bu, devre arasına kadar götürür bu hava. Yine de atılan 3 gole rağmen gol kısırlığını aşma adına alınacak mesafeleri olduğunu düşünüyorum, çünkü bu tür maçlarda extra motivasyon faktörü bir çok şeyi değiştiren baş etken oluyor.
Fenerbahçe cephesi için ince nüansların sonucu belirlediği bu maçın ardından özellikle Emre'nin yokluğunda ilerleyen haftalar orta sahada bariz bir sıkıntı çekilmesi muhtemel. Selçuk-Deniz tercihleri ile işlerin yürüyebilmesi kolay değil özellikle de yanlarında oynayan oyuncunun Cristian olduğu düşünülür ise. Başka bir belirtilmesi gereken nokta da Denizli'nin Fink ile Alex'i her ne kadar modern bir futbol anlayışı olarak görmesem de kilitlemesi diğer takımlar için bir mesaj olarak değerlendirilip sahaya özel görevlendirilmiş bir Alex kelepçesi çıkarıp çıkarmayacakları.
Yarın akşam Galatasaray'ın 3 puan alması halinde ligin zirvesi iyice yaklaşak birbirine. Bu tablo ilerleyen haftaların daha heyecanlı geçeceği mesajını veriyor, gerçekten öyle olup olmayacağını görmek için ise bize de beklemekten başka bir şey düşmüyor.
Başka yazılarda da değinmiştik, Fenerbahçe her hattıyla daha dengeli bir takım ve bu takım içerisinde çok kritik 3 bölge var. Defansın göbeği (Lugano-Bilica ikilisi), Emre'nin liderliğinde takımın mücadele gücünün vitesini değiştiren orta sahanın göbeği ve takımın hücum yaratıcılığına yön vermesi açısından orta sahanın önü yani Alex. Bu isimlerin eksiklikleri Fenerbahçe'nin oyun içerisindeki performansını bire bir etkiliyor. Örneğin, yaklaşık 4 hafta boyunca Emre'nin oynamayacağı haberleri çıktı maç sonrası, bu süreçte Fenerbahçe'nin orta saha veriminde çok ciddi bir düşüş olacaktır. Denge dedik belki ama o dengeyi ince hesaplar üzerine inşa edince 1-2 oyuncunun yokluğu alt üst ediyor kağıt üstündekileri.
Bu açıdan bakınca Sarı-Lacivertli ekibin 53. dakika sonrasında kalesinde golleri görmesi çok manidar. Oysa ilk yarıda 10-15 dakika kalesinde baskı gördükten sonra topa hakim olmayı başarabilmişti ve rakibi sindirmişti Fenerbahçe. Sonraki 30 dakika boyunca Beşiktaş'ın yarısahasından çıkarken zorlandığı çok bariz görülüyordu. Bunda özellikle Yusuf'un vasatın altındaki görüntüsü fazlası ile etkiliydi. Zaten pres yapan bir rakibiniz varken tempodan, driplingden uzak tek hamleli bir Yusuf ile böylesine sıkışmış bir alanda oynayabilmek kolay değil. Bu anlarda herşeye rağmen Beşiktaş'ın en büyük şansı defans hattının konsante ve pür dikkat oyunuydu. Fenerbahçe bu topa hakimiyetini sonuca odaklı kullanabilse ve öne geçen ekip olsa maçın kaderi bence çok farklı olurdu. Tartışmalı pozisyonda penaltı kararı çıksa maçın seyrinin çok farklı olacağını söylemek ne kadar yanlış olurdu ki ? 53'ten sonra ise kelepçelenmiş bir Alex'ten sonra Emre'nin de olmayışı sonrası sahada sunulacaklar elbette değişecekti.(Emre ilk gol sırasında fiziksel olarak sahada olsa da Fink'e basacak kişi olacaktı adelesindeki sorunu yaşamasa). Santos-Cristian 2'lisinden tempo olarak değil ama mücadele olarak istediklerinizi almanız kolay değil. 2. golün de ara vermeden gelmesi kağıt üzerinde olmasa da pratikte kafalarda maçı bitirdi.
Daum'un çıkaracağı kadro aşağı yukarı belliydi, Wederson-Santos ile Guiza-Kazım tercihlerinin olabileceği düşünülüyordu. Guiza'nın olmayışı Kazım'ın yerini garanti etmişti ama Santos tercihi tamamen rakibin o kanattaki hücum gücü ile alakalı. Galatasaray maçında Keita-Sabri işbirliğini yıkmak için ileri geri oynayabilme anlamında daha tutarlı olan Wederson tercih edilirken bu maçtaki farklılığın açıklaması Daum'un Beşiktaş'ın sağa kanadı üzerinden gelebilecek tehlike derecesine dair düşük beklentiler taşıdığını gösteriyor.
Maçın geneline bakılınca Santos'un tek yönlü oyun anlayışına rağmen Siyah-Beyazlıların çok da etkili olmadığını görüyoruz ama diğer kanatda hesapları karıştıran bir Deli İbo performansı vardı. En son sağ ayağını Ali Samiyen'de Lucescu'lu Beşiktaşın 1-0 kazandığı maçta uzak direğe bıraktığı plase ile bu kadar verimli kullandığını hatırlıyorum Üzülmez'in. Muhtemelen Fink'e yaptığı orta da 2. oluyor ki atılan golün şıklığını da belirtmeden geçmemek gerek. Maçtan önce Fink ile ilgili Cristian'dan daha iyi değil diye bir arkadaşıma yorum yapmıştım ama bu akşam gerek attığı gol gerekse de savunma gücü olarak meslektaşının çok ilerisindeydi. Atılan ilk golden sonra da neredeyse tüm atakların içindeydi Kaptan. Ek olarak Ekrem'in performansının da altını çizmek gerekiyor. Oyunun 2 yönlü oynayabilme becerisi değerli ve özellikle sol tarafta İbo ile güzel iş çıkardı. Mehmet Topuz mücadele ediyor gibi görünse de Gökhan'ın bir çok pozisyonda rakip 2'li ile karşı karşıya kalması da dikkatlerden kaçmadı. Bir bekin bu kadar sıkıştırılmasına izin verilmemeli.
Denizli'nin sahaya çıkardığı kadro üzerine söylenecek pek bir şey yok. Yusuf tercihinin pek tutmadığını yukarıda da yazdım ama gerek devre arası değişikliği gerekse de sonraki Yusuf-Uğur değişikliği gayet yerinde ve zamanlı, Bobo-Nobre hamlesi de biraz daha erken yapılma ihtimali olan ama düşünce olarak olumluydu. Uğur yerine Tabata'da düşünülebilirdi ama buradaki ilk amaç orta sha direncini daha yukarılara taşımaktı. Bunun yanında Denizli, Uğur'un dinçliğinden, tazeliğinden faydalanıp onu özellikle gol bölgelerine girmesi konusunda uyardığını düşünüyorum. Çünkü o anda rakip defans içerisine sızmak için yeterli enejiye sahip oyuncuların başındaydı. Ofsayt olmasına rağmen 3. golün böyle bir planın ürünü olduğunu söylemek lazım. Daum cephesine gelince her şeye rağmen Alex'i sahada tutma çabasına anlam veriyorum ama Emre sonrası göbeğe Santos'u çekmesi pek de anlaşılır değildi. Zaten Santos-Cristian ikilisinin sonraki 30-35 dakika içerisindeki total performasına bakınce herşey net olarak görülüyor. Futbolda bazen 1 oyuncunun performansına tekil olarak bakmak yerine 2 kişinin birlikteliğini bütün olarak değerlendirmek daha doğru oluyor, yani her zaman 1+1=2 olmuyor.
Bu galibiyet ile ligin başında şampiyonluk hesapları içerisinde anılmayan Beşiktaş yeniden potanın tam içerisine girmiş oldu. Demirören ve Denizli için iyi bir nefes alma fırsatı oldu bu, devre arasına kadar götürür bu hava. Yine de atılan 3 gole rağmen gol kısırlığını aşma adına alınacak mesafeleri olduğunu düşünüyorum, çünkü bu tür maçlarda extra motivasyon faktörü bir çok şeyi değiştiren baş etken oluyor.
Fenerbahçe cephesi için ince nüansların sonucu belirlediği bu maçın ardından özellikle Emre'nin yokluğunda ilerleyen haftalar orta sahada bariz bir sıkıntı çekilmesi muhtemel. Selçuk-Deniz tercihleri ile işlerin yürüyebilmesi kolay değil özellikle de yanlarında oynayan oyuncunun Cristian olduğu düşünülür ise. Başka bir belirtilmesi gereken nokta da Denizli'nin Fink ile Alex'i her ne kadar modern bir futbol anlayışı olarak görmesem de kilitlemesi diğer takımlar için bir mesaj olarak değerlendirilip sahaya özel görevlendirilmiş bir Alex kelepçesi çıkarıp çıkarmayacakları.
Yarın akşam Galatasaray'ın 3 puan alması halinde ligin zirvesi iyice yaklaşak birbirine. Bu tablo ilerleyen haftaların daha heyecanlı geçeceği mesajını veriyor, gerçekten öyle olup olmayacağını görmek için ise bize de beklemekten başka bir şey düşmüyor.
Derbi Önü
2 haftalık aradan sonra bir derbi mücadelesi ile başlıyoruz heyecana. Hafta içi yaşanan önce Cemal Nalga, daha sonra da Almanya'dan Türkiye'ye uzanan şike olayları nedeniyle biraz geri planda kalsa da gün itibariyle maçın önemi yavaş yavaş hissedilmeye başlanıyor.
Beşiktaş ligdeki kötü başlangıcının ardından açılan puan farkını en azından arttırmayarak bir nebze oldun azalttı. Son haftalardaki galibiyet serisi de özgüven olarak darmadağın durumda olan futbolcular için ilaç gibi oldu ama hala geride kalan 12 haftada atılabilen 13 gol ciddi bir soru işareti olarak duruyor. Şu an Beşiktaş'ın bu konumda olması tamamiyle yediği 6 golün bir armağanıdır, yoksa bu kadar kısır bir görüntü ile 3. sırada 24 puan ile oturmanız neredeyse imkansız olurdu. En büyük silahları tabiki takım savunmaları, ama bu savunma gücünü sahaya yansıtırken kalenin de aynı uyumu göstermesi gerekiyor, yoksa Galatasaray maçında olduğu gibi kırılma anlarında yenilen goller maçın kaderini çizebilir. Yani bugün Beşiktaş için 2 önemli bölge var: İleri uç ve buradaki oyuncuların göstereceği beceri düzeyi, kale ve muhtemelen Rüştü'nün göstereceği sakarlık seviyesi.
Fenerbahçe tarafında ise Daum'un klasik görüntüsüne dönülmüş görünüyor. Mücadele gücü yüksek, zaman zaman geriye çekilerek rakibin üstüne gelmesini bekleyen bir takım hüviyetindeler. Fenerbahçe'nin 2 kilit bölgesi var: Lugano-Bilica ikilisinden oluşan ve rakibi yıldıracak sertliği oluşturabile savunma göbeği, diğeri ise Emre'nin iki yönlü ve tampolu oyununa Cristian'ın da kapsitesi ölçüsünde katılarak oluşturulan verimli orta saha ortası. Bunun dışında Alex'in sahada olması da takımın verimli hücum etmesini etkilemesi açısından önemli. Bu 2 bölge, dolayısıyla buralarda oynayan Baroni dışındaki 3 isim ve Alex faktörü Fenerbahçe'nin saha içerisindeki dengesini belirliyor. Bunlardan herhangi birinin olmaması mutlaka takımın genel performansını etkileyecektir.
Maça gelelim bu ilk değerlendirmelerden sonra:
1) Denizli de Daum da bu tür maçlarda performans olarak iyiler, rakibi şaşırtmak adına iyi hamleler yapıyorlar. Dolayısıyla değişik teknik adam kararları görebiliriz ama daha çok şaşırtacak olan muhtemelen Denizli olacaktır.
2) Beşiktaş'ın kaderini hücumdaki becerisi çizecek. Tabiki burada ortasaha-ileri uç bütünleşmesi önem kazanıyor.
3) Fenerbahçe'de ise Bilica cezalı. Lugano yorgun olmasına rağmen sahay çıkacaktır. Emre ve Alex'in de oynayacağını düşünürsek ortalama Fenerbahçe performansı göreceğimizi düşünüyorum. İleri uçta yine bir Kazım hamlesi gelir ise Daum'dan daha mantıklı olur. Çünkü Ferrarı-Sivok ikilisi ile Guiza'nın boğuşması biraz zor.
4) İlk golü atan takım bence maçı kaybetmez, özellikle de Fenerbahçe atar ise maçı muhtemelen kazanır. Beşiktaş ilk golü atan taraf olursa maçı en kötü berabere biter onların adına.
5) Kaleci performanslarının da altını çizmek lazım. Volkan her an dengesizlik yapmaya hazır olsa da bir standart tutturdu ama Rüştü için aynı şeyi söylemek zor. Beşiktaş'ın ona da dikkat etmesi lazım.
İlk notlar şimdilik bu kadar, ilerleyen saatlerde eklemeler olacaktır.
Beşiktaş ligdeki kötü başlangıcının ardından açılan puan farkını en azından arttırmayarak bir nebze oldun azalttı. Son haftalardaki galibiyet serisi de özgüven olarak darmadağın durumda olan futbolcular için ilaç gibi oldu ama hala geride kalan 12 haftada atılabilen 13 gol ciddi bir soru işareti olarak duruyor. Şu an Beşiktaş'ın bu konumda olması tamamiyle yediği 6 golün bir armağanıdır, yoksa bu kadar kısır bir görüntü ile 3. sırada 24 puan ile oturmanız neredeyse imkansız olurdu. En büyük silahları tabiki takım savunmaları, ama bu savunma gücünü sahaya yansıtırken kalenin de aynı uyumu göstermesi gerekiyor, yoksa Galatasaray maçında olduğu gibi kırılma anlarında yenilen goller maçın kaderini çizebilir. Yani bugün Beşiktaş için 2 önemli bölge var: İleri uç ve buradaki oyuncuların göstereceği beceri düzeyi, kale ve muhtemelen Rüştü'nün göstereceği sakarlık seviyesi.
Fenerbahçe tarafında ise Daum'un klasik görüntüsüne dönülmüş görünüyor. Mücadele gücü yüksek, zaman zaman geriye çekilerek rakibin üstüne gelmesini bekleyen bir takım hüviyetindeler. Fenerbahçe'nin 2 kilit bölgesi var: Lugano-Bilica ikilisinden oluşan ve rakibi yıldıracak sertliği oluşturabile savunma göbeği, diğeri ise Emre'nin iki yönlü ve tampolu oyununa Cristian'ın da kapsitesi ölçüsünde katılarak oluşturulan verimli orta saha ortası. Bunun dışında Alex'in sahada olması da takımın verimli hücum etmesini etkilemesi açısından önemli. Bu 2 bölge, dolayısıyla buralarda oynayan Baroni dışındaki 3 isim ve Alex faktörü Fenerbahçe'nin saha içerisindeki dengesini belirliyor. Bunlardan herhangi birinin olmaması mutlaka takımın genel performansını etkileyecektir.
Maça gelelim bu ilk değerlendirmelerden sonra:
1) Denizli de Daum da bu tür maçlarda performans olarak iyiler, rakibi şaşırtmak adına iyi hamleler yapıyorlar. Dolayısıyla değişik teknik adam kararları görebiliriz ama daha çok şaşırtacak olan muhtemelen Denizli olacaktır.
2) Beşiktaş'ın kaderini hücumdaki becerisi çizecek. Tabiki burada ortasaha-ileri uç bütünleşmesi önem kazanıyor.
3) Fenerbahçe'de ise Bilica cezalı. Lugano yorgun olmasına rağmen sahay çıkacaktır. Emre ve Alex'in de oynayacağını düşünürsek ortalama Fenerbahçe performansı göreceğimizi düşünüyorum. İleri uçta yine bir Kazım hamlesi gelir ise Daum'dan daha mantıklı olur. Çünkü Ferrarı-Sivok ikilisi ile Guiza'nın boğuşması biraz zor.
4) İlk golü atan takım bence maçı kaybetmez, özellikle de Fenerbahçe atar ise maçı muhtemelen kazanır. Beşiktaş ilk golü atan taraf olursa maçı en kötü berabere biter onların adına.
5) Kaleci performanslarının da altını çizmek lazım. Volkan her an dengesizlik yapmaya hazır olsa da bir standart tutturdu ama Rüştü için aynı şeyi söylemek zor. Beşiktaş'ın ona da dikkat etmesi lazım.
İlk notlar şimdilik bu kadar, ilerleyen saatlerde eklemeler olacaktır.
04 Ekim 2009
Demirören'i Şampiyonluk da Kurtaramadı
Dün gece İnönü'de "Seba Gitsin, Ahmet Dursun" döneminden beri ilk defa bu kadar ciddi protesto vardı. Tribünler ikiye bölünmüş, kimisi "Çifte zaferin ardından vefasızlık yapıldığını" belirtip takımına destek verirken kimisi de maçı bir tarafa bırakıp ana amacının peşinde, Demirören'in karşısında yer alıyordu.
Öncelikle tepkileri abartılı bulduğumu belirteyim ama bunu düşündüren ana etken geçen sezon sonunda gelen 2 kupa kesinlikle değil. Çünkü yapılan onca yanlışın günü birlik başarılar ile örtülemeyeceğini düşünüyorum. Görev aldığı 5 küsür yılda 5 hoca ile çalışma istikrarsızlığını gösteren, Ertuğrul Sağlam gibi genç bir hocanın yanına Sinan Engin'i menejer diye koyma vizyonsuzluğunu sergileyen, yapıla fiyasko transferlere tonla para harcayan, transfer diye oyuncu peşinde koşan bir mantalitenin "denize düşen yılan sarılır" misali son şans olarak Denizli'yi bulması ve uzun yıllardır görülmeyen bir ortamda yapılan hatalara rağmen şampiyonluğun gelmesi hangi mantıklı düşünceyi etkileyebilir, içindekileri değiştirme dirayetini gösterebilir ki?
Demirören yıllardır yaptığı yanlışları örtmek için çok iyi bir şans yakaladı geçtiğimiz sezon ama başarıya o kadar hasret kalmıştı ki yaşadığı sarhoşluk geleceği kurgulamak için yakaladığı şansı kullanma becerisinin önüne geçti. Şampiyonlar Ligi'nde yer alacak olmanın rüzgarını gayet yerinde kullanabilirdi ama koskoca yaz dönemi resmen boşa harcandı ve bu müthiş şansı ne yazık ki kullanamadı Başkan.
Tamamiyle bir öngörü ve strateji hatası var, sonuçlarını çekmek de yine kendi kaderi. Şimdi kral gerçekten çıplak ve bu gerçek ilk defa bu kadar net olarak dillendirilmeye başlandı. Ocak ayında yapılacak kongrede karşısına sağlam bir aday çıkarsa o koltuğu Demirören'in daha fazla koruyacağına inanmıyor bir futbolsever olarak da inanmak istemiyorum. Çünkü Beşiktaş'ın bu kadar güçsüzleştirilmesine her şeyden öte Türk Sporu adına karşı çıkmak gerek ve bunun da en büyük sorumlusunun Ocak ayında yapılacak kongreden sonra o koltukta oturmuyor olacağını ummak en doğrusu.
Başkan'ı bu kadar yanlış içerisinde bulurken tribünlerin yaptığını onaylamadığımı belirttim. Ne yazık ki futbol sahası ile yönetim seviyesi ayrımını yapabilecek bir futbol seyircisi kültürümüz yok. O safları sırf takım sevgisi için doldurmadığımız adımız gibi biliyoruz, bizim için aslolan o yeşil tabloda gönül verdiğimizi sandığımız renklerin hoş sedası değil, karşımızda kim olursa olsun hep galip gelen, hep önde olan olmak, bu duyguyu iliklerimize kadar hissetmek. O kadar içselleştirmişiz ki bu duyguyu yaşanan başarısızlıkta belki de bundan en az sorumlu olan ve sahada tüm enerjisini harcamaktan başka yapacağı / yaptığı olmayan insanları bu kötü psikolojinin içerisine, tam merkezine çekiyoruz. Dün Tabata'nın attığı golden sonra tüm takımın yaşadığı sevinç bu buhrana karşı duruşun, isyanın göstergesi değil miydi? Adeta bir patlama gibi...
Yönetim sonuna kadar tek sorumludur ve en büyük protestoları hakediyor, burası kabul ama bunun yapılması için seçilen ortam, yer, zaman tam anlamıyla takımı kaosa sürüklemekten başka bir şeye yaramıyor. Bu ayrımın çok iyi yapılması gerekiyor ama henüz bu düzeyde olmadığımız da çok açık!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


