Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2012

Şampiyonnnnnnnnnnnnnn.....



            Berbat bir geçen sezonun ardından kimileri için minimum 3 yıl gerekliydi takımın yeniden toparlanması için. Oysa doğrular o kadar açık seçikti ki tek sorun bunu yapacak aklın bulunmasıydı. İlk hamle Ünal Aysal'dı ki asıl beklenen futbol aklı ya da akıllarıydı. Bütün riskine rağmen Terim'in takımın başına gelişinin ne kadar doğru bir karar olduğu şimdi daha net görülüyor. İtiraf etmem gerekirse ben de gelişi konusunda kararsızdım ama çok geçemden sadece 1 ayda bile Terim'in geçmişin muhasebesini yaptığını, daha da olgunlaştığını farkedebiliyorduk. Bu 3. dönem, bir öncekine kesinlikle benzemeyecekti, çok açıktı bu.

Yukarıdaki fotoğraf da bunun en güzel kanıtı. 4 yıl sonra yeniden yapılanma döneminde alınan bu başarı geleceğe umutla bakma adına adeta doping etkisi yaptı. Şimdi daha büyük bir hedef var, o kuruluş amacına uygun bir sezon geçirmek ve elbette takımın defolarını kapatacak hamleleri yapmak.

Hamleler yapıldıkça buradan değerlendirmelerini yapacağız, şimdilik Şampiyonluk'un tadını çıkarma vakti.....

13 Kasım 2011

3'te 3... Türkiye 0:3 Hırvatistan

2002 Dünya Kupası sonrası 3. playoff'dan da elimiz boş şekilde dönüyoruz. 3 turnuvayı da bu şekilde kaçırıyor olmak gerçekten üzücü, Haziran-Temmuz döneminde destekleyecek başka bir takım  bulmak zorunda olmak futbolu ne kadar seviyor olsanız da tatmin edici değil, üstelik son aşamaya kadar delip turnuvaya katılamamışken.

Dün maçı izleyen herkesin buluştuğu ortak nokta sahaya bir futbol karakteri konulamamış olması, erken gelen gol sonrası sahadaki bilinçsiz futbol ve eleme maçlarında oynadığı 5 deplasman maçının 4'ünde gol yemeyi başarmış Hırvatistan'a karşı kaleyi bulan şutumuz olmaması...


Hırvatistan'ın sahadaki 11'inde atılan 18 golün neredeyse yarısına imza atmış Eduardo ve Kranjar gibi 2 önemli ismin olmaması önemli bir avantajdı aslında. Sahadaki 11'in 90 dakika üzerinden eleme maçlarındaki ortalaması 45 dakikaydı, oldukça düşük, yani çokça oynayan oyuncuların yanında daha az dorma şansı bulmuş isimler de oldukça fazlaydı. Corluka, Modric, Simunic dışındaki oyuncular 6 maç ve altında forma giymişlerdi.

Neden Hırvatistan üzerinden gidiyoruz, çünkü neyi yapamadığımızı görmeye çalışırken kime karşı yapamadığımıza da bakmamı gerekiyor? Karşımızda 2008 yılında olduğu kadar geride ve mevcut durumda da ideal kadrosunun uzağında bir takım olduğu aşikar. İşte biz böyle bir takıma karşı sahada varlık gösteremedik.

Esas üstünde durulması gereken nokta da burası zaten, rakibe bakarar kendimizi değerlendirdiğimizde kafamızda çizdiğimiz, kendimizi inandırmaya çalıştığımız Türkiye'nin çok daha gerisinde bir takım olduğumuzu kabullenemiyoruz malesef. Biz gerçekten kötüyüz, esas problem burada, bu gerçekle maçların öncesinde yüzleşme cesareti gösteremiyoruz. Kötü sonuçlar bazı gerçekleri yüzümüze vursa da hafızamızda uzun süre taşıyamıyoruz bunlar ya da taşımak istemiyoruz.

Teknik adam eleştirisi işin küçük bir boyutu elbette , mesela "formu göz önüne alınarak Giray kadroya alınmış ise neden son haftalarda gerçekten formsuz olan Volkan yerine Tolga tercih edilmez ya da Sabri'nin orta saha özürlü olduğu gerçeğini belki de rakip orta sahaya pres ve baskı yapmak için az da olsa kabul edilebilir bir mantıkla tercih ettikten sonra  daha 2. dakikada planlar alt üst olmuşken neden oyuna müdahale edilmez, oyuna yapılan müdahaleler neden 4-3-3 formatının devamı gibi sürdürülür de planda değişiklik tercih edilmez" gibi sorular pekala sorulabilir ama sorunun sadece bir ayağı sorgulanmış olur ama toplam pasta içerisindeki payı bazı faktörlerin gerisinde. (Örnek: Ülke futbol yapılanması, sistemi problemi)

Duygusal bir takım olmamızden dem vuruluyor sürekli , bu kötü bir şey değil elbette ama "akıl" dan yoksun başka bir deyişle duygunun zaman zaman akıl süzgecinden geçirilmediği bir ortamda başarının gelmesi kolay değil. Burada Hiddink'in akılcı yapısı ile bizim duygusal yapımızın örtüşmediği de ortada. Bir taraf fazla "akıl"cı ya da gerçekçi diğer taraf ise romantik, duygusal. 2 karakter ortak noktada buluşamadı ve buluşamayacak da... Yapılacak şey belli ama burada "Kore, Rusya, Avustralya'da yapabildiklerini neden burada yapamadı" sorusu ile kendimize ayna tutmamız şart. Tepeden başlayarak Türk Futbolu'nun geleceğini uzun vadeli olarak yeniden şekillendirmek gerekiyor ama gerçekten de sabırlı olmak gerektiğinin farkında olarak.

22 Eylül 2011

Karabükspor 1:1 Galatasaray

Maç öncesi kadro Terim'den beklemediğim kadar çabuk gerçekleşen bir hamlenin ürünü, bazen maç öncesi kadro sizin kafanızda başı şeyleri şekillendirir ya bu akşam sahaya çıkan 11 ile Karabük'ten 3 puan ile dönmenin o kadar da zor olmadığına gayet emindim.

Orta sahadaki yaratıcılık sıkıntısını Sercan-Elmander ikilisini kullanarak 4-4-2'yi tercih etmek ilk 10 dakikada bu ikilinin bulduğu özellikle de "Sercan'ın hayatındaa atıp atmadığnı kendisinin bile bilmediği" bir şaırtma fantazisi ile eriyon pozisyonlar sonucu skor tabelaası rahat bir şekilde Galatasaray lehine dönebilirdi.

Tüm bu umutlar "Nedir bu kalecilerden çektiğimiz" isyanını Galatasaraylılar'ın yeniden raflardan indirmesine neden olacak bir Muslera çıkışı ve sonrasında Bünyamin Gezer'in hatalı kırmızı kartı ile 80 dakika 10 kişi oynanacak maratonun başlayışı...

Maça neden Baros-Elmander ikilisi ile başlanmadığını soranlar vardı ama yerli oyuncu sınırlamasından dolayı bu tercihin yapılamayacağı aşikar. Sabri kenarda iken Kazım-Sercan ikilisini kullanmak zorundaysanız elde başka seçenek de kalmıyor.

10 kişi sonrası rakip sahada çoğalamayan bir Galatasaray izlemek değil topu tutamayan, oyunu soğutamayan, defansif olarak iyi ve rakibe pozisyon vermeyen ama orta sahası defansı ile neredeyse yapışık kardeş haline gelecek şekilde hücumdan kopan bir takım görmek hayal kırıklığı. Üstelik 90 dakikayı rakibin 13 faulüne karşılık sadece kalecinizin kırmızı kart gördüğü pozisyondaki tek faul ile tamamlıyor olmak gerçekten traji komik bir durum.

Yine benzer şekilde rakibin 300 küsürün civarındaki pas sayısına karşılık Galatasaray'ın 200'lere bile ulaşamamış olması 10 kişi kalmak ile üstü örütlemeyecek gerçekler.

Rıdvan daha Baros sahaya ayağını atar atmaz o saçma penaltıyı yapmasa tabeladaki 1 puan alınamadan gelinecekti Karabük deplasmanından.

Dün Manisaspor'un 10 kişi kaldıktan sonra Kadıköy'deki oyununu görenler bu akşam için sanırım bahane arama saçmalığına girmeyecekler. Takımn eksikleri çok fazla, yeni olmak vesaire arkasına sığınılabilir mi, bence makul değil ama...

Galatasaray belki bireysel olarak iyi isimler aldı ama Kadro Mühendisliği açısından bakınca zayıf bir iş çıkardığı ortada. Bölgesel olarak incelendiğinde birbirine çok benzer isimlerin bulunduğu dikkati çekiyor. Bekler driplingsiz, bindirmesiz ; açıklar durağan, delici özelliğinden yoksun; orta saha belki oyunu 2 ynlü oynamada daha dengeli ama hücum yaratıcılığı sağlamada sıkıntılı...

Bu şartlar altında bu kadar yeni isim de kadroda iken fark yaratan 1-2 isim bu süreci daha rahat geçmenizi sağlayabilir ama o tip isimlerin de listede olmadığını görüyoruz.

Mevcut yapı ile ancak doğru isimleri doğru dizilşi ile sahay sürerseniz iyi işler ortaya çıkabilir ama onu bulmak ne kadar sürer bilmiyorum, kolay mı peki, onu da göreceğiz zaten...

Galatasaraylı futbolcuların maçın sonrlarına doğru zaman geçirirsecine yavaş davranmalarını taşıdıkları forma adına aşağılayıcı  buluyorum. Ufuk degaj yapmadan 10 dakika düşünme alışkanlığına geçen sene başlamıştı zaten, zerre ilerlememiş mantalite olarak. Yediği gol de evlere şenlik, alıştık o nedenle artık yazmıyoruz. Tam iyi maç çıkarıyor derken yine haksız çıkarmayı bildi dilinin ucunda övgü dolu cümleler ile bekleyenleri. Hakan Balta'nın da taç atarken aynı düşünceli halleri sergilemesi de aynı kefeye konacak hareketlerden.

Takımın yolu uzun, bu yol kısalır mı, eldekilerle çok kolay değik üstelik hafya sonu iyi analist Skibbe ile karşılaşacaklar. Kaliteli kadosu ile sürpriz yapmaları içten bile değil.

19 Eylül 2011

Arena'dan Satır Aralarına: Galatasaray 3:1 Samsunspor
















       Geride kalan gerçekten kahredici ve yorucu sezondan sonra yeni yönetim ile yeşeren umutlar, Terim'in teknik adam olarak Florya'ya 3. kez gelişi ve yapılan transferler... Uzun süren hazırlık dönemi sonrası geçen hafta yapılan kötü açılışın ardından yeni takıma dair sancıların ne kadarının doğal sürecin bir parçası olduğunu ne kadarının ise genlerdeki şifrelere işlendiğni görme adına iyi bir testti.

Maç öncesi herkes de tribünlerin ne kadarının dolacağına dair bir merak vardı, 35000 civarındaki seyirci hiç de fena değil, yaklaşık 1.5 x (Full Ali Samiyen ) demek bu. Bilet fiyatlarının yüksekliği de göz önüne alınırsa Allah bereket versin tabiri cuk diye oturuyor. Sezon boyunca da yönetimin fiyatlarda kombine kart sahiplerini düşünerek indirime gitmme ihtimalinin yüksekliği de göz önüne alınırsa takımın performansı bu sayıyı olumlu ya da olumsuz anlamda çok etkileyecek.

Maç atmosferine dair 1-2 kelamım daha olacak. Oyuncular tek tek tribünlere çağrıldı yedek oyuncular dahil ama iki ismin çağrılmaması dikkatimi çekti: Hakan Balta ve Gökhan Zan. Bilincli bir hamleydi sanırım ama her iki oyuncudan haz etmesem de can sıkıcı bir durum, performanslarını kötü etkileyebilir diyeceğim fakat normal şartlarda sahaya ne koyduklarını sorgulayınca çok da anlamlı durmuyor.

Saha içinde dönecek olursak, yeni takım-uyum sürec bir çok önemli noktanın altını çizmek gerek. Zamanla bazı şeylerin daha iyi oturduğunu göreceğiz ama nelerin oturmasını beklediğiniz esas kritik nokta. Çünkü bu takımın potansiyelinin neleri yansıtabileceği gerçeğinin yanında bu takımın mevcut oyuncu kadrosu ile genlerinde bulunmayan bazı özelliklerin de zamanla sahaya yansıtılacağını bekleme hatasına düşmemek gerek. Beklerin efektif kanat bindirmeleri , çok tempolu oyun ilk akla gelen örnekler.

Yazacak çok şey var ama esas oğlanlardan dem vurmak gerekirse:

1) Futbolda gol olgusu tek oyuncuya yani ileri uçta oynattığınız oyuncu sayısına bağlı kaamaaycak kadar değerli. Gol bir paylaşımdır tıpkı savunma gibi, tamam belibi bir bölgeden beklersiniz ama o gole katkı görünmese de takımın bir çok mevkisinin ufak katkıları ile gelir. Mesela defans ileri çıkar, orta sahayı rakip kaleye iter, orada sıkıştırılan oyun ile kanatlardan yağılan bindirm geolü getirir. Bu çok basit bir örnek, senaryolar çoğaltılabilir. Sahaya bakınca da tek forvet - çok forvet gibi düz bir tartışmayı takımın diğer hatları özellikle de orta saha ile birlikte ele almak lazım.  Topu ayağında tutup takımın ileride çopalmasını sağlayacak, ya da tempıyu yükselterek seri şekilde kaleye gidebilecek oyuncu sayısı çok az olan bir takımda ki Galatasaray bunun bir örneği, ileri uçtaki adma yalnızlar oynar. Baros gibi ivmesi düşen bir isim için bile bu geçerlidir.

Burada Galatasaray'ın saha içerisinde orta sahada, defansta ve kanatlarda yer alan isimlerinin hat bazında bakıldığında birbirine ne kadar benzediği gerçeği ile karşılaşıyorsunuz. Açık oyuncularının rakip ceza sahası içerisinde ters kanat bindirmesi ile çoğalmadığı ve topu ileri taşıma anlamında ortalama hızda olduğu, defans göbeğinin yavaş kaldığı, kanat beklerinden birinin (sol bek) hücum anlamında sıfırları oynadığı ve sağ bekinin de standardının olmadığı, orta sahadaki 3'lüden Melo'nun farklı yapısı ile öne çıktğı ama genel anlamda benzeştiği, en bariz örneği ile Hagi'sizlik çeke bir takımın gelecek adına çok varyasyonlu işler beklemesini beklemek fazla iyimserlik gibi geliyor.

2) Galatasaray'ın en büyük sorunu temposuzluk, bu kadro yapısı ile rakibi kontra atak ile avlamak neredeyse imkansız olacak. Takım çok durağan oynuyor ve tempoyu artıracak oyuncu sayısı da oldukça az.

3) Kanatların verimi çok düşük. Hakan Balta iyiydi deniyor ya şaşıyorum. Antep'de Zigler'in yaptıklara baksınlar, bir de Hakan Balta Galatasaray kariyerinde bunları yapt mı acaba diye sorsunlar? Hakan Balta ya da Çağlar var iken sol açıkta oynayan oyuncunun verimi yarıya düşer. Sahte bir destek var hücuma, bir kaç pozisyonda bindirdi ondan sonra geriye dönüşlerde zorlanmaya başladı.Sabri de güya bindiriyor ama verim çok düşük.

4) Hücumda çoğalamıyor Galatasaray. Kanatlardan gelen toplarda ters kanattan gelen adam neredeyse yok. Özellikle Kazım, arka direk koşusu neredeyse sıfır, garip bir ruh halinde bu aralar yine. Orta saha desen hücuma destek verecek tek adam Melo gibi ama o da bizim kaleye daha yakın oynatılıyor.

5) İleride topu ayağında tutacak, 2-3 kişiyi geçecek takımın ileri taşınmasını sağlayacak yaratıcı oyuncu ya da forvet yok. 96 yılında Terim Hagi ile yapmıştı bunu, bu defa Hagi'sini bularak başlamalıydı işe, en büyük hatalarından biri bu.

6) Bu kadro yapısı ile pozisyon bulmak için takımın boyunu kısaltmak şart ama bu ağır defans hattı ile bunu yapmak çok zor. İleride şok pres yapıp oyunu oraya sıkıştımak lazım ama kant beklerinden yalnızca biri hızlı ve üstelik göbek de yavaş.

Yazacak çok daha fazla şey var ama bu takımın mevcut kadrosu oyun içerisindeki çözümü sınırlandırıyor, elbette yeni bir takım uyum süreci var ama uyum süreci ile çözülemeyecek daha önemli şeyler de var. Örneğin Eboue değerli bir isim ama Selçuk ve Melo varken daha farklı bir karakterin sahada olması gerek.

Ya da kanatlara böyle durağan isimler değil daha dikine giden isimler tercih edilebilirdi. Bu kadroda topu aldı mı götüren bir oyuncu olmaz mı?

Baros'a gelince, Baros teknik anlamda hep sıkıntılıydı, zenci kanı var onda da. Beyin ayak arasında uyumsuzluk var, örneğin geçen sene Fenerbahçe maçıında skor 1-0 iken boş boş pozisyonda orta sahada 2 ye 1 giderken verdiği saçma pasa bakın çok şey anlatmaya yeter.

Peki ne yapılmalı?

Bu yapı teknik adamın hata şansını da azaltıyor. Öncelikle sahaya doğru kadro ile çıkılmalı ve en uygun bileşim bulunmalı. 4-3-3'den ziyade çift santroforlu kadro tercihi daha efektif sonuçlar verecektir. Engin yaratıcılığı ile bu takımda daha fazla süre almalı, Elmander'in gözü kadarlığında faydalanılmalı. Kazım'a gözdeğı verişmeli ve her şeye rağmen Baros'un hazır olması sağlanmalı.

Bunlar bir çırpıda akla gelenler ama yukarıda maddeler halinde sıralananlardan kadro zaafiyeti konusunda bir şey yapılamaycağıan göre diğer maddelerin çözümü için yollar aranmalı ve her oyuncudan sahada maksimum verimi alabilmek için elden ne geliniyorsa yapılmalı.


Haaa bir de, eğer varsa, Scouting ekibi ile konuşulup tüm Türkiye Ligleri'nin taranıp bir adet sol bek bulunması istenmeli, ne pahasına olursa olsun bu mutlaka atılacak adımlardan biri olmalı.

Samsunspor'da Domingues ve Ekingho dikkati çeken iki isim di dün gece, özellikle de Domingues'in sırtı dönük top alışları, mücadelesi Baros'da olmayanlara iç çektirir nitelikteydi. Mustafa Sarp'ı ise Allah'a havale ediyorum, Melo'araya girmese kalecinin alacağı topa ki Muslera kendisinin vuruş açısını kapatmıştı, nezih bir ortamdayız burada kesmek zorundayım.

17 Temmuz 2011

Hoşgeldin Eski Dost




















Takip edenler bilir son 4 yıllık süreçte Galatasaray'a en iyi futbolu oynattığına inandığım isimdir Skibbe, ilk Steau maçında Ali Sami Yen tribünlerinde hatta daha öncesinde yaz kampında tek tek izlediğim hazırlık maçlarında saha içerisinde değişim adına ilk işaretleri görmüştüm.

Ligdeki özellikle iç sahada bol paslı ve KLAB (Kewell-Lincoln-Arda-Barso) dörtlüsünün yeteneklerinin ön plana çıktığı maçlarda ve Olimpiakos ile başlayan Avrupa serüveninde güzel futbol adına yeterince şey gördük. Hatta Skibbe'nin ayrılmaması durumunda çeyrek finale çok dahat çıkacağımız düşünüyordum.

Futbol adına modern düşüncesinin aksine saha dışındaki yönetim becerisi ise vasat hatta vasat aktı olarak nitelendirilebilrdi. Takımlarının istikrarı koruyamaması, çok iyi haftalardan sonra inişe geçişi belki de bu saha dışındaki yönetim faktöründen kaynaklanıyordu. Galatasaray'da da böyler oldu, sonraasında Frankfurt'da da Galatasray açık olmasa da iyi giden sezonda birden 2. yarı ile beraber düşüe geçiş ve toparlayamama sahnelerini izledik. Demokratik, bireyelerin işine olan saygılarına güven duyan, otorite konusunda zaafları olduğu aşikar ama saha içerisi açısından da geyet yetenekli bir profile sahipdi özetle Skibbe.

Dün öğrendik ki bu güzel adam, Eskişehirspor ile 3 yıllık anlaşma imzalamış. Yönetimin güven duyduğu, oyuncuların (Türkiye'de ne kadar olur bimiyorum ama) saha dışında sorun oranının kontrol altında tutulabildiği bir ortamda Skibeb bizlere zaman zaman ligin üst sıralarında yer alan bir Eskişehirspor izlettirebilir. Bu sene zamanlama olarak geç gelmesi belki bu süreci geciktirebilir ama eninde sonunda o güzel futboldan kesitler izlettirecektir bizlere.

Bir gözüm Eskişehirspor üzerinde olacak bunda sonra, umarım çok başarılı olur.


01 Haziran 2010

Garip Formülasyon : 6 + 2 + 2

Mantığını anlamaya bir hayli çabaladığım ama bir mana veremediğim hareketlerden biri daha. +2'nin manası nedir, 6 + 2'de hangi anlamda tıkanma yaşandı da ek bir kontenjan daha oluşturulma ihtiyacı duyuldu? Bence bu kararın tek bir yansıması var: Milli Takım'ın geleceğinin altına dinamiti koymak.

Burada hemen çıkıp burada oynayamayanlar yurtdışını tercih edecekler diye fikir sürenler olacak ama yurtdışına gidebilmek için gerekli performansı hangi arada derede gösterecekler? Altyapıların hallerinin içler acısı olduğu, koskoca ülkede adam gibi sol bek bulunamadığı düşünülürse oyuncu yetiştirme sisteminde ciddi sıkıntıların olan bir ülkenin bu karardan sonra bazı zorluklarla yüzleşmesi benim için sürpriz değil özellikle de Türk oyuncuların kendi kulüplerinde Avrupa arenasında daha az süre alacakları da göz önüne alınırsa (10 yabancının tamamı kullanılabiliyor). Bu da daha az tecrübe demek, daha az tecrübe demek ....

Kontenjan artışının diğer bir garipliği de sezonun büyük kısmında tribünde oturacak 2 oyuncunun artışın parçası olması. Ya tamamiyle arttırın ya da böyle garip uygulamalar yapmayın. Sanki Avrupa Maçları baz alınarak daha önce Aziz Yıldırım'ın ısrarla istediği değişikliğin temel argümanları baz alınmış gibi. Yani devlerle mücadele etmek için daha fazla yabancı oyuncu kullanma hakkına sahip olma isteği ve yukarılara bu şekilde tırmanılabileceği yönündeki ciddi takıntı egemen gibi duruyor. Neresinden tutarsanız tutun elde kalan bir karar bu!

Bir çok kulüp için ya tutarsa kontenjanı olarak kullanılma ihtimali de oldukça fazla +2'nin. Sezonun büyük kısmında yedek olacak oyuncu için büyük yatırımlar yapılamayacağına göre ya bonservisi elinde olan futbolculara ya da genç, gelecek vaad eden oyunculara yönelinilecek. Yeni Carusca'ları görme ihtimalimiz de bu vesile ile artmış oldu, gözümüz aydın!