11 Nisan 2011

Başlıksız Yazı-2: GS 0:1 TS ( Zenciler vs Beyazlar)

Bu camianın ne puan durumu ne de saha içi performansı bu iç çekişmeler, karışıklıklar kadar üzemez Galatasaraylılar'ı. Maç sonu Bülent Ünder'in yaptığı açıklamalar, Sabri'nin beyatanları daha da ötesinde efane isimlerin arka ( Hakan, Hasan, küçük hakan)plandaki açıklamaları gerçekten düşündürücü ve mide bulandırıcı.

Adnan Polat'ın Galatasaray'ın başına özel bir görevle gönderildiğini düşünüyorum: "UEFA Kupası'nı kaldıran ekiptekilere camia içerisinde beslenen sevgiyi sıfırlamak". Hakan Şükür, Hasan Şaş, Ümit Davala, Hagi ve son olarak da Bülent Ünder... Bu manzarayı görmemek için ne yaşanması gerekirse yaşansın derdim, içimizdeki sevgi tohumlarını tek tek söküp attıran Adnan Polat'ın en büyük hasarı da bu olmuştur.

Gelelim Bülent Ünder'in açıklamalarına . Pino'nun defterini düren açıklamalarının mantıklı tek bir açıklaması dahi yok. Bir liderin ağzından çıkacak son cümle yara sıcak iken verilecke beyanatlardır. Soğuk kanlı olması gerekenlerin böylesine saçma açıklamalar ile takımı kaosa sürüklemelerinin en anlamı var inanın anlamakta aşırı zorluk çekiyorum. Bunları yaparken de Mustafa Sarp, Ayhan gibi isimlerin performanslarına dair dizilen methiyeler de cabası. Yapam Bülent Hoca, sen bari kendine olan sevigiyi tüketme! 

Belki de bundan cesaretlenen Sabri'nin de "Herkes aynı mücadeleyi göstermiyor"  açıklaması da takım içerisindeki yabancı oyuncuları hedef alarak verilmiş bir beyanattır ve zerre katkısı yotur takımın geleceğine dair. Bu tür sorunları kendi içerisinde çözememiş bir takımın basın önünde bu tür çekişmeler içerisinde olması gerçekten içler acısı durumu gösteriyor.

Dava nedir inanın anlayamıyom. Bülent Kormaz gelir Lincoln'ü çizer, Hagi gelir Misi'yi çizer, Bülent Ünder gelir tamam zeka yoksunu olan Pino'yu çizer ve hepsi de basın, camia önüne atılır. Nedir bu yabancı-yerli çekişmesi nedir bu Zenci-Beyaz çekişmesi kardeşim? Bu kulübün vizyonu bu kadar mı düştü, inanın puan kayıplarından daha acı bu.

Şu takımı yerli oyunculardan bu takımdaki kafatasçılardan kurtaracak bir isim gelmedikçe düzşüğe çıkmak falan hayal. Hala yerli futbolcular aklanmaya çalışılıyor, var mı daha ötesi? Tek kelime ile yazık...

Son cümle: Bülent Tulun, Ünal Aysal ekibinin sportif direktörü olacağından varsayımla bu yerlilerin takımdan temizlenmesi operasyonunun  daha da gecikeceğini düşünüyorum. Gelecek çok da aydınlık değil bu akşamdan sonra.

Başlıksız Yazı -1: GS 0:1 TS (Teknik analiz)
















         Açıkçası atacak başlık bulamıyorum. Bu akşam Trabzonspor'dan puan alacağına inandığım ve sonuna kadar potansiyeli ölçüsünde bunu hakeden Galatasaray'ın puan kaybedişi kadar maç sonu yaşananlar, verilen demeçler de yazıın içeriğini etkileyecek.

NTVSPOR'da Yenilsen de Yensen de programında da üstüne basa basa söylediğim nokta Trabzonspor'un oyun içi uyku hali, tıkanıklığı, uyuşukluğu ve Galatasaray'ın eksiklerin dönüşü ile potansiyelini zorlayarak sahadan en az 1 puan ile ayrılacağını belirttim. Bugün sadece sonua bakan birisi normal bir tablo olarka değerlendirebilir gördüklerini ama saha içi çok farklı şeyler vaad ediyordu.

Sahaya çıkan iki takım kadrosu da mevcut şartlar altında "daha iyisi olamazdı" yorumunu da beraberinde getirecek cinstendi ama planları bozacak ya da maçın seyrini değiştirecek ilk gelişme henüz 1. dakikada Yekta'nın sakatlığı oldu. Yekta'nın sakatlığı kadar elbette yerine oyuna dahil olan oyuncunun Mustafa olması da altı çizilmesi gereken cinstendi. Bu şarlart altında yanı orha sahada BAM üçlüsünün 2'sinin oynadığı bir maçın vaad edecekleri konusunda beklentilerin ne olacağı aşağı yukarı belli iken bence maksimuma yakın verim ile bu maçın en azından rakip için bu kadar zorlu geçmesine sebep oldular.

Örneğin ilk yarı Trabzon'un 1-2 atak dışında ki bunlar da defans arasına hızlı ataklar ile atılan toplardı, pek etkin olabildiğini söylemek mümkün değil. Colman uzun zamandır yokları oynuyor, Umut ileride etkisiz Jaja ve Alanzinho dengesiz oynarken sadece Burak'ın çırpınışları ve Selçuk'un dengeli oynama cabasıydı dikkati çeken. Galatasaray tarafında ise Kazım'ın ilerideki çaresiz yalnızlığı en dikkat çekici hususdu. Ayhan neredeyse hücum hiç çıkmaz ve Mustafa'nın çıkışlarının sonuç getiremeyeceğini az çok tahmin ederken Arda-Culio ve Sabri'nin yapabilecekleri hücum gücünü belirleyecekti. Sabri uzun zamanlı yokluk sonrası oyunun her iki yönünde de yokları oynadı, Culio sahanın en fazla mücadele edeniydi ama takımın hücum yükünü taşıyacak, şekillendirecek isim olmadığı aşikar. Arda ise bulunan pozisyonların içerisinde olmaya çalıştı ama etkisizdi. Bu tabloya rağmen maçın genelince 3 tane net pozisyon yazabiliriz rahatlıkla Sarı-Kırmızılı takım hanesine.

2. yarıda Trabzon pabucun pahalı olması sebebiyle Galatasaray kalesine yüklenmeye çalıştı ama şampiyonluk yolundaki bir takım için yeterli miydi, kesinlikle değil. Burada oyuna bir hamle gerekirken etkisiz Alanzinho'nun çıkışı bence Şenol Güneş'in geçen hafta yaptığı Jaja-Ceyhun değişikliği gibi yanlış hamleydi. Colman'ın tercih edilmesi ve Alanzinho'nun hücum gücünden faydanılmaya çalışılması tercih edilebilirdiki sahaya sürülen isim performansı soru işareti olan Yattara idi. Trabzon bu durumda ike rakip Galatasaray ise ilk yarıda olduğu kadar kaleye gidemese de mücadele olarak Trabzonspor karşısında dik durarak organize olmasına izin vermiyordu.

Burada tıpkı Yekta'nın sakatlığı gibi maçın kaderini değiştiren 2. olay sahnelendi. Yekta'nın sakatlığı Galatasaray'ın hücum gücünü fazlasıyla etkilemişken, artık rakip kaleye Galatasaray'ın gidişleri azalmış ve maç daha çok orta saha mücadelesine dönmüş iken Bünyamin Gezer'in bence haksız bir kırmızı kartı ile Kazım'ın oyundan atılışı maçın kaderini net olarak çizdi.

Bir çok maçta mücadele olarak fena performans göstermeye Galatasaray yine sonlara doğru kalesinde golü görerek mağlubiyet serisini 4 maça çıkardı. Golde Burak'ın savaşçılığı, defansın arkasına sızışı ve tabiki Jaja'nın asisti takdiri hakediyordu. 1 dakia önce Pino'nun boş pozisyondaki Arda'yı değil de kaleyi tercih ederek önemli bir pozisyonu kendi klasiği gereği heba edişi ve bu pozisyonun devamının gole dönüşmesi ise kaderin bir cilvesi olsa gerek.

Beklentilerime uygun gelişen maç Yekta'nın sakatlığı ve Kazım'ın kartı sonrası denge olarak alt üst oldu ve Trabzonspor, Fenerbahçe maçı sonrası başladığı deplasman serisine ara vermeden yoluna devam etti. Bu kadar etkisiz oynarken alınan 3 puanlar şampiyonluğu çağrıştırsa da geriye kalan 6 haftanın bu futbolla zor geçmeye adaya olduğunu düşünüyorum. Trabzonspor'un Burak'ın istikrarının yanına başka isimleri eklemesi şart, yoksa elde edilen şampiyonluk gerçekten mucizevi olacak.

Galatasaray cephesinde ise yapılacak ilk iş puan cetveline bakmak olmalı. Matematik açısından söylenecekler ortada hatta Galatasaray'ın fiktürü de zorlu ama küme düşme ihtimalinden bahsetmek bile istemiyorum. Böyle bir olasılık görmüyorum.

Bireysel performans açısından bakacak olursak maça, Musyafa Sarp'ın önümüzdeki sene gönderilecekler listesinin başında olması gerektiğinde hemfikiriz ama bu akşam yine oyun içerisinde saklansa da geçmişe göre daha pozitif gördüm. Sahanın en kötüsü kesinlikle Sabri idi,  Colman'ı yanına da yazmak lazım Trabzon tarafından. Neill'ı gereksiz bir agresiflik içerisinde görüyorum ve altında art niyet aramak istemiyorum ama çirkin duruyor. Pino oyun zekası olarak yine dengesiz, Insua çok ama çok  nafile çaba, Gökhan Zan, Servet'in yanında ayak içine bakılırsa Maradona, hepsinden öte Galatasaray'ın oyunun sonucunu değiştirecek oyucusu yok. Daha net ifadeyle Alex, Jaja ya da Burak'ı yok diyebiliriz ve bu da çok şeye maloldu bugüne kadar bakalım daha neleri götürecek beraberinde.

08 Nisan 2011

UEFA Avrupa Ligi Yarı Final Yolu #1












     UEFA Avrupa Ligi maçlarının kaderi Şampiyonlar Ligi Yarı Final maçları  ile karbon koya gibi. Hem çok gollü (UEFA'da 19 gol, CL'de 18) hem de yarı finalistler neredeyse belli, sadece Braga'nın avantajı diğerlerine göre çok daha az ama bu seneki formları göz önüne alınırsa yarı finale çıkan ekip olma noktasında favoriler.

Boas'ın Porto'su Falcao'nun hat-trick'inin yanına 2 tane daha ekleyince 5 golle uğurladı Spartak Moskova'yı. Tur umutlarını da Portekiz'de bıraktı Rus Ekibi. İspanya'da isekupanın favorilerinde Zenit'i geride bırakan Twente çok ağır yara aldı, muhtemelen 2. maçın oynanmaması teklif edilse kabul edecekler. Villereal hafta sonu Barcelona maçında da oldukça iyi futbol koymuştu ortaya, gelecek sene Şampiyonlar Ligi'ne kalmaları da neredeyse garanti, formlarının zirvesindeler ve Hollana ekibinin şansızlığı da bu oldu tabiki Nilmar ve Rossi'nin yükselen grafiği de bu akşamki sonuçta oldukça etkili.

Porto ve Villareal artık birbirleriyle yapacakları maçlara konsantre olmaya başlayabilirler, rövanş karşılaşmaları sadece formalite olacak zira.

Benfica 2 sene önce Sanchez Flores yönetiminde iken ve şu andaki kadrodan farklı isimler olsa da yine kaliteli bir ekibi bünyesinde barındırırken Skibbe'nin Galatasaray'ı karşısında yokları oynamışlar hatta grubu sonuncu bitirmişlerdi. Yalnızca 2 yıl sonra yeni teknik adam ama elbette Saviola, daha sağlam bir Aimar, Coentrao, bu gecenin öne çıkanı Salvio gibi isimler ile finale doğru yürüyorlar. Maç 3-0 iken PSV'nin bulduğu gol 2. maçta dengeleri alt üst edebilirdi ama Saviola'nın 93'de attığı güzel gol Benfica'ya yarı final kapısını ardına kadar açtı. Luz stadında 65 kişinin çoşkusu da görülmeye değerdi.

Avrupa Futbolu'nun son  3 yıllık dilimde ne fazla dikkat çeken takımlarından biri kesinlikle Braga. Bu akşam da Dinamo Kiev deplasmanından diğer 3 takım kadar olmasa da avantajlı bir skor ile dönecek eve.Kiev öne geçtiği maçta çok net fırsatları harcayınca deplasmana sıkıntılı gitmek zorunda kalacak. Shevchenko'nun 2. yarıda oyuna girmesine rağmen Van Persie ve Peter Crouch vari gördüğü kırmızı kart ile takımını son 30 dakika eksik bırakması ve kontrolün Braga'ya geçmesi gecenin dönüm noktası olarak gösterilebilir. Kiev2de Jarmalenko ve Eremenko seneye farklı liglerde olabilirler.

Çeyrek finalde 3 Portekiz, 2 Hollanda, 1 İspanya ve 1 Ukrayna takımı var. Şunu biliyoruz artık, 2 Hollanda takımı elveda dedi, 2 Portekiz takımı yoluna devam ediyor ve 1 tanesi de avantajı elinde bulunduruyor, yani yarı finalde 3 Portekizli görebiliriz i bu müthiş bir istatistik. Yanlarında 1 tane de İspanyol'un geleceği de kesin, komşular kendi aralarında oynayıp Dublin'e 2 takım gönderecekler demek.

Yarı final eşleşmeleri Porto-Villareal  , Braga / Kiev - Benfica şeklinde olacak. Bakalım Dublin'e kadar kimleri geride bırakacağız.

07 Nisan 2011

Menüde El Classico Var





















       Marca'dan tarihleriyle 18 günlük El Classico çizelgesi.

Şampiyonlar Ligi Yarı Final Yolu #2

Lucescu'nun macerası buraya kadarmış, çeyrek final ötesini görmek nasip olmuyor Kurt Hoca'ya ama bu gece takımının fazlası ile şanssız olduğunun altını çizmek gerek. Skoru duyan, gören, okuyan herhangi biri normal sonuç olarak da yorumlayabilir 5-1'i fakat.... Evet fakat'ı gerçekten var çünkü ilk 15 dakikada 2 si gol pozisyonu olma potansiyelli, 1'i karşı karşıya, 1'i çizgi üzerinden dokunulmayan, 1'i boş kaleye ceza sahası dışından olmak üzere toplam 5 posizyonu harcayan taraf Shaktar'dı.

Rumen Hoca, Barcelona'nın çizgi savunmasının arkasına, arasına hızlı adamlarını o kadar iyi sarkıttı ki, genç Brezilyalılar Douglas Costa, Willian, Adriano bu süre zarfında belki de maç öncesi konuşulanları çok iyi yerine getirdirler ama olmayınca olmuyor. Sonrasında 2 ve 3. goller ile açılan farkı 3-1 ile kapatma umudu doğmasına rağmen Keita'nın güzel golü yine umutları Neu Camp'a gömdü. Bu arada karşı karşıya pozisyonda Adriano'nun direkten dönen topu skorun 4-2'ye gelişini engellerken tecrübenin ağır basışı ve Xavi ile gelen 5. gol, Real Madrid'in yarı finaldeki rakibinin ilanı oldu.

Lucescu, Barça'yı iyi analiz etmiş. Katalanlar'ı geriye çekilip onların hücum gücünü azaltmaya çalışmak ile durdurmak gerçekten kolay olmadığı için defansif gediklerini kullanma yoluna gitmeyi tercih etmiş. Öne çıkan defansın boşluklarından hızlı adamları ile faydalanmayı tercih etti ve gerçekten bulduğu fırsatları kullansa bugün çok daha farklı bir skor görebilirdik. Tam 10 yıl önce Madrid'de yarı final kapısından Galatasaray ile dönerken yine aynı  ülke de Madridliler'in ezeli rakiplerinin yarı final yoluna taş koyuşu ile karşı karşıya kalmak...

Barcelona'nın 2. golündeki Iniesta pası ve Alves kontrolü tek kelime ile enfes, izlenmeli ama Barça'ın zaafları son zamanlarda daha bir ön plana çıkar gibi aman dikkat!!!

İngiltere derbisinde Chealsea, Manu'yu üzemedi, istediğini almasına engel olamadan evine gönderdi. Sıkıcı maç Manu'nun kaleyi bulan 2 şutundan 1'inin gol olması ve Chealsea'nin son dakikada net penaltısının yine basiretsiz bir hakem tarafındna yenilmesi ile rahatlıkla özetlenebilir. Chealsea  gerçekten kötü oynamış olsa bile geçen sene Barcelona karşısında yaşadıkları hakem hatalarının belki daha azı ama net'ini yine yaşadılar, sanırım kaderlerinin bir parçası oldu artık bu.

Drogba-Torres ikilisinin etkisizliğine çok fazla dayandı Ancelotti, Anelka kozunu daha önce kullanabilir ve 70. dakikaya kadar beklemeyebilirdi. Yine Zhirkov'un sahadaki varlığını da çok geç sorguladı ya da Malouda'nın yanı başında oturduğunu çok geç farketti. Ferguson çok iyi alan kapattırarak zaten yavaş oynayan Chealsea'nin hücum yollarını iyi kapadı. Maçın dönüm noktası ise 45. dakikada Lampard'ın 1 metre'den içeri dürtemediği pozisyon ve İspanyol hakemin yediği penaltıydı.

Bu sonuçlarla yarı final eşleşmelerini  Schalke-Manu , Real Madrid - Barça olarak belirtmek de bir yanlışlık yok diye düşünüyorum. Barça ve Real'in 1 ay içerisinde 4 maç yapacak olması da sezonun en ilgiç yanlarından biri olacak.

06 Nisan 2011

Şampiyonlar Ligi Yarı Final Yolu #1
















     Schalke, Bundesliga'da tarihinin en kötü sezonlarından birini geçirirken Avrupa arenasında da tam tersine bir tarih yazıyor. 1997 yılında yine Inter'i UEFA Kupası Final'inde 2 ayaklı seride penaltı atışları sonucunda geçerek kupaya uzanmışlardı, o başarının ardından 2 sıraya yazılacak sene ise bu sene olacak muhtemelen. Magath'ın bileti kesilmiş olsa bile hakkını teslim etmek gerek onun eseri şimdi Profesör Ralf Rangnick'e emanet ve gerçekten emin ellerde yarı final biletini cebe koymuş şekilde İtalya'ya dönüyorlar.

Daha maçın 28. saniyesinde Stankovic'in öne çıkan kalecinin uzaklaştırmaya çalıştırdığı topa tam orta yuvarlaktan yaptığı volenin ağlarla buluşması hem gözlere hem de Inter'e çok iyi gelmişti ama Raul'un gediklisi olduğu bu ligde ortaya koyduğu performans, Neuer'in skor 2-2 iken Etoo'nun vuruşunu köşeden çıkarışı gecenin Schlake adına satır başlarıydı ama ben Jurado'nun sessşz sedasız ortaya koyduğu değerli futbolu da yazmadan geçmeyeceğim.

Real Madrid'de Schalke gibi hatta ondan daha acımasız bir şekilde ilk turdan rakibin umutlarını çimlere gömenlerden. Daha maçın başında Di Maria ile öne geçtikten sonra Crouch'un ard arda gördüğü sarı katlar ile rakibin 15. dakikada 10 kişi kalması Barnebau'da daha farklı bir skor çıkmasına yol açabilir miydi hiç? ourinho'da bileti cebine koydu ve diğer taraftan gelecek muhtemel rakibi Barcelona'yı bekliyor. Maçın en önemli detaylarından biri de bugün Marca'da da yazdığı gibi Adabayor'un attığı 2 golle 28 Mayıs'da dolacak Kiralık Sözleşmesini kalıcı bir imza ile taçlandırma şansını arttırmış olmasıydı.

Bu akşam oynanan maçlar ile bakalım dünkü gibi net yarı final adayları elde edebilecek miyiz? İlk 45 dakikalar sanki Manu ve Barca'nın açık ara önde olduğunu söyler gibi...

24 Mart 2011

Karim Benzema'nın 2011'i
















    Büyük umutlarla geldiği Real Madrid'de beklentilerin çok gerisinde geçen ilk yılın ardından Mourinho'nun gelişi de ilk aşamada beklentileri karşılamasına yetmedi. Higuain'in ileri uçtaki vazgeçilmezliği ve formu karşısında alternatif olma rolüne bile bürünemedi. Derken Arjantinli'nin sakatlanması sonrası uzun zaman kenarda beklemenin vermiş olduğu paslanmışlık ve kendine güven eksikliği ile oldukça zorlandı Fransız. Zaten Mourinho'da bu yetersizlikten ötürü Adebayor hamlesini yaptı, gelişi ile birlikte ilk maçlarda gol bile atıverdi.

Tam Benzema için karabulutlar çöküyor derken 2011 yılı ile birlikte adeta küllerinden doğuverdi Fransız. Bu yıl La Liga'da tam 9 gol atarak yalnızca 1 gol attığı ilk yarının üstüne tertemiz bir sayfa açmayı başardı.

Bu noktada Mourinho'nun da ön plana çıkarılmasa da payı olduğunu kabullenmek gerek. Oyuncularına vermiş olduğu sonsuz güven duygusu ve iletişim kurma tarzı ile daha önce bir çok oyuncunun performanslarında öncei ve sonrası ile kıyaslanmayacak derecede farklılaşma gördük. Milito bunların en bariz örneklerinden, Karim Benzema'nın da benzeri bir yoldan geçtiğini düşünüyorum. Gelinen nokta da oyuncunun kendine duyduğu ve güvenin ve bu güven duygusunu kendisine aşılanmasının ne kadar önemli olduğunu çok açık biçimde gözler önüne seriyor.

Xavi 100!

Xavi, 100. kez İspanya Milli Takım formasını sırtına geçirecek yarın akşam Çek Cumhuriyeti karşısında. , Futbolun çok ön planda olmayan gerçek yıldızlarından biri olarak sessiz sedasız 100 maç dile kolay...  Milli Takım arkadaşları ve ailesinin yer aldığı aşağıdaki reklam filminde de ufak bir 100 kutlaması yapılıyor.

22 Mart 2011

Alves'le 2015 Kadar...

















     Barcelona'ya ilk geldiğinde defansif yönünün zayıflığından dolayı, ki 1 sene önce Sevilla'da Uğur Boral'ın düşürdüğü hallerin izleri çok tazeydi, kadronun en zayıf halkalarından biri olarak adlandırmıştım Dani Alves'i. Geçen zaman açıkça beni haksız çıkardı çünkü Sevilla günlerinin aksine defansif anlamda da oldukça iyi işler çıkardı, eski günlerinden eser yoktu. Geçen 2.5 senenin ardında ortaya koyduğu performansın parlaklığı 2015 Haziran'ına kadar devam edecek yeni bir sözleşmeyi de beraberinde getirdi. Yarın saat 19'da yeni sözleşmeye imza atacak Brezilya'lı. Eğer aynı çizgiyi sürdürmeyi başarırsa, 32'sine geldiğinde emeklilik öncesi son imzayı da yine Barça'da atması da muhtemeldir eğer ülkesinde futbolu bırakma gibi bir hayali yoksa bir çok hemşehrisinde olduğu gibi.

Dost Acı Söyler














     Mehmet Topal'ın, Galatasaray hakkında beyanat verdiği söylense bir çokları yuvarlak, vefa dolu cümlelerle bezenmiş ifadeler bekler oyuncunun yumuşak, iddiasız karakterinden dolayı. Benim de aynı doğrultudaki beklentimin aksine çok net eleştirmiş Galatasaray Yönetimi'ni ve somut örnekler vermiş.

GALATASARAY YÖNETİMİ ÇOK KİŞİNIN AHINI ALDI
"Galatasaray'da yaşananlara çok üzülüyorum. İçim içimi yiyor.
Ancak bir açıdan da yönetimin, 'Biz nerede hata yaptık?' diye düşünmesi lazım. Bence Galatasaray yönetimi çok kişinin ahını aldı, sadece kendim için söylemiyorum. Hakan abiye, Hasan Şaş'a ve diğer arkadaşlara yapılanlar...
Bir gün bütün bunların "AH"ının çıkacağı belliydi. Kendimle ilgili konuya gelince, açıkçası ben kulübe karşı hep dürüst davrandım, ancak ayrılmadan önce en azından bir 'HELALLİK' beklerdim. Bunu dillendirmedim, ama beklerdim."

HELALLİK DEDİĞİM, BİR YILLIK ALACAĞIM
"Helallik dediğim, son 1 yıldaki alacağımı kastediyorum. Çünkü Valencia'dan teklif geldikten sonra ayrılmama izin vermek için tek şartın alacaklarımdan vazgeçmem olduğunu söylediler. Başka türlü izin vermeyeceklerdi. Düşünün Valencia'dan zaten bonservis bedeli alıyorlar, ama o da yetmiyor. Ayrıca alacağımdan da vazgeçmemi istiyorlar.

Mecburen vazgeçmek zorunda kaldım, çünkü zaten Valencia beni 2 yıldır takip ediyordu ve bu transferin artık uzamaması lazımdı. Düşünün zaten paranızı almak için 1 yıl bekliyorsunuz, sonra da yurt dışına transferinize izin vermek için sizi zamanında alamadığınız ve 1 yıldır beklediğiniz ve hak ettiğiniz paranızdan vazgeçmek zorunda bırakıyorlar. Helallikten kastım bu."


Böyle bir yönetim mantığı olamaz, adım gibi eminim bunu yapan da Adnan Polat destekli Adnan Sezgin'dir. İşte Polat'ın kankasını savunurken bahsettiği yöneticilik vasfı bu. Futboldan zerre çakmayan, saçma sapan işler yapan adam mevzuatı vesaireyi çok iyi biliyor diye övülüyordu tablo ortada. Yurtdışına gitme hayallerine karşılık resmen para almak, hakkındından vazgeçirmeye çalışmaktan düpedüz insanın duygularıyla oynamaktan başka nedir bu?

Bu mantalite, bu düşünce Galatasaray'ı yönettiği için utanıyorum. İnsan yönetiminden nasibini almamışların elinde bu kulübün haline bakınca şaşırmamak gerek, belki de bunlar iyi günler... 

17 Mart 2011

Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final Durağı

Inter 2. tur maçlarında kemiksiz tahmini engelleyen takım oldu. 88'de Pandev'in golü turu Bayern'in avuçlarının arasından kapıp İtalyanlar'a getiriverdi. Bu gol sadece Inter'i çeyrek final kapısını aralamakla kalmadı aynı zamanda Leonardo'yu Mourinho'nun küçümseyici demeçlerinden de kurtamış oldu.

Barça'nın zorlansa da Arsenal'i elemesi futbolun bir adaleti bence. İlk maç zaten o skoru haketmemişti. Milan ilk maçta kendi evinde yediği golün faturasını ödeyemedi, Schalke eski hocaso Magath ile Bundesliga'nın aksine tarih yazmaya devam ediyor. Bakalım eski dost Ragnick ile yolu daha da uzatabilecekler mi? Real Madrid son 5yıldır çeyrek final göremiyorken Mourinho'nun ellerinin değdiği her takım gibi çeyrek final biletini kapıverdi, üstelik geçen senenin hesabını görerek. Shaktar en iyi kuralardan birini çekmişti, Lucescu kariyerinde 2. kez çeyrek finale adım atmış oldu, yılların çabasının bu şekilde ödülünü almasını görmek çok güzel.

Chealsea ilk maçtaki skor avantajını kullandı, 2. maç bir nevi formaliteydi oynanması gerekiyordu sadece. Manchester, Fernandez'in golleriyle turu geçerken Meksikalı trancfer ücretinin parasının büyük kısmını kazandırmış oldu.

Yarın çeyrek final kuralar çekilecek, kura sonuçlarına göre yarı final ve Wembley yolu için tahminleri de yapmaya başlarız artık,

04 Mart 2011

Euroleague'de İspanyol Kuşatması

Bu akşam oynanan maçlar sonunda Euroleague'de çeyrek final eşleşmeleri belli oldu. 8 takımın 4'ü İspanyol. Çeyrek final sonunda en iyi ihtimalle 3, minimum 1 tane İspanyol Takımı'nı Final Four'da göreceğiz demek bu. Maccabi, Barcelona,Olimpiakos ve Real Madrid (Buradan Valecia gelirse de şaşırmam) muhtemel Final Four takımları olacak gibi duruyor.

CAJA LABORAL - MACCABI TEL-AVIV
BARCELONA - PANATHINAIKOS
REAL MADRID - VALENCIA
OLIMPIAKOS - MONTEPASCHI SIENA

İnsafsızlar!!!

İnsan daha 1 yıl önce rekor puana ulaştıran hocasına yapar mı bunu? Barnebeu'da eski dost Pellegrini, Arap Zenginleri'nin menejerlik oyuncaklarından biri Malaga'yı almış gelmiş ama adamı tanıyan da takan da yok.

İlk yarı 3-0, maç skoru ise 7-0. 10 olması içten bile değildi. Ronaldo sakatlanıp çıkmasa ve son 12 dakika takım değişiklik hakkı dolduğu için 10 kişi oynamak zorunda olmasa skor daha da renkli hale gelebilirdi.

Fazla bir şey istemiyoruz, sadece biraz insaf :)

Aciz Başkan!!!

Galatasaray Başkanı'nın ağzından yapılan açıklama kulübü yöneten zihniyetin içine düştüğü şuursuzluk girdabını gayet güzel anlatıyor.

"Galatasaray'da hedefler bitmez, önümüzde önemli maçlar var. Galatasaray bir noktada Türkiye Ligi'nin şampiyonunu belirleyecek konumda. Şampiyonluk adaylarından 3 tanesi Türk Telekom Arena'ya gelecek. Biz aynı ciddiyetle devam edeceğiz."

Bir başkan bu lafları etmesine rağmen hala o koltukta oturmaya devam edecek ise kimse çıkıp da Galatasaray Gelenekleri'nden falan bahsetmesin. Yılların takımını hedef ve vizyon olacak bu kadar küçültmek kimsenin haddine değil!!!

Kanka'ya Veda

Adnan Polat Değirmeni'nin son kurbanı kankası Adnan Sezgin oldu. Aslında Kurban terimini daha çok, maruz kalanlar, hak etmeyenler için kullanırız dolayısı ile kovulmayı sonuna kadar hakeden birinin görevden ayrılmış olması için kullanılması yanlış oldu kabul!

Polat son kozunu oynadı çünkü daha önce gönderdiği 5 teknik adamdan sonra Hagi'nin gönderilmesi pek bir şey ifade etmeyecekti.

Görevi boyunca yönetemediği ilişkiler, saçma sapan yerli transferleri nedeniyle hala o koltukta oturuyor olmasını Kankası'na borçluydu. Yaser, Mustafa Sarp, Ferdi, Serkan, Mehmet Batdal ve nicelerine rüyalarında göremeyecekleri formayı giydiren Sezgin'i Galatasaray Tarihi altın harflerle yazacak!!!

Ama yeter mi tabiki yetmez, asıl kader ortağında sıra. "Beraber geldik beraber gideriz" açıklamasından sonra "Hani verdiğin sözler" şarkısını mırıldanıyor mudur Sezgin ama bu şarkı milyonlarca taraftarın ağzında bugün... Galatasaray Tarihi'nin açık ara en nefret edilen, en başarısız başkanı olacak Polat ve ne yapsada bunun önüne geçemeyecek.

Veee inşallah soradaki de O olacak!

25 Şubat 2011

Şampiyonlar Ligi 2. Tur #2

















Ahanda tur tahminlerim burada kuralar çekildiği zaman yazmıştık, ilk maçlar itibariyle favorilerimin hepsi avantajlı dönüyorlar 2. maçlar öncesinde. Salı gecesi Chealsea, sezonun flaş takımlarından Kopenhag'ı Anelka'nın golleriyle devirirken turu biletini ilk maçta cebe koymanın keyfini de yaşıyordu. Fransız'ın 2 golde de vuruş ustalığı üst düzey, her ne kadar ilk golde kalecinin pozisyonu yanlış olsa da...

Salı gecesinin diğer maçında geçen senenin aynı turunda eşleşen 2 takım yine bir aradaydı, ama senaryo daha farklı. Lyon'un bağrından çıkmış, evlat, Benzema'nın golü Real'e avantaj getirse de Lyon Gomiz ile rövanş içi umutları bir nebze daha canlı tutmayı başarmış oldu. Yine de Mourinho'nun işini şansa bırakacağını düşünmüyorum, Real turu gçen taraf olacaktır.

Dün gecenin sessizliğini bozan isim ise son dakikada Gomez oldu. Kurtarışlarıyla ön plana çıkan kalecilerin maçı olacakken son dakikada yine bir kaleci hatasıyla Bayern turu cebine koyan taraf oldu. İki tarafta fazlasıyla şans buldu ama gülen taraf Van Gaal oldu. Bu aşamadan sonra Leonardo'nun Inter'inin gidip orada Bayern'i yenmesi hiç de kolay değil. 2007'de Milan çeyrek finalde 2-2'nin rövançında Almanya'da 2-0 ile yarı final kapısını aralamıştı ama Inter'in bunun yapması bence imkansız. Dün akşam saha içerisinde hücum organizasyonunu Etoo, Schneider ve Cambiaso'ya bağlamış, arkadan hiç destek almayan İtalyan ekibi'nin dağınık saha içi yapılanmasıyla tablonun karanlık olması gayet normal.

Bu skordan sonra  Mourinho bir tarafı ile gülüyordur, en kısa zaman giydirir Leo'ya!!! Daha önce de yazmıştım, bir teknik adam için en zorlu sıvan Portekizli sonrası bir takımı başarıya taşmaya çalışmaktır. Aynı etkiyi yaratmanız çok çok zor, Allah kolaylk versin!

Grup maçlarında 2 maç sonunda henüz puan alamayan Marsilya ,4'de 4 yaparak çıkmıştı 2. tura ama karşılarında Ferguson'un, Cantona'nın değişiyle Gandhi,  Kırmızı Şeytanlar'ını buldular. Zor eşleşme olsa da Fransızlar için, kendi evlerindeki 0-0 bile avantaj sayılabilir. Manchester favoridir ama bu turda Marsilya bir sürpriz yapabilir gibi geliyor bana.

23 Şubat 2011

Sağlam'ın Yabancı Karnesi
















    Gordon Schilenfield, Antony Seric, Higuain, Diatta, Rodrigo Tello, Cisse, Holosko, Sivok, Zapatocny, Ivan Ergiç, Batalla, Swenson, Krita,Stepanov, Insua, Nunez, Steinert, Miller, Altidore...

Ertuğrul'un Sağlam'ın hem Beşiktaş hem de Bursaspor'da kadroya kattığı yabancı oyuncuların listesinden başkası değil yukarıdaki liste. Yaklaşık 20 isim var listede ve abartısız 10'unun takıma yaptığı katkıyı çöpe atarım.

Gerçek Anadolu devrimii gerçekleştiren bir teknik adamın yukarıdaki karnesine bakınca ortaya çok açık şekilde başarısız bir tablo çıkıyor. Bu tablonun iyi okunması gerek, bulunduğu noktadan bir adım yukarıya çıkmak istiyorsa başarının anahtarı yine kendisinde, çok da uzakta değil hem bugünün de hem de 1-2 yıl kadar gerisinde.

22 Şubat 2011

Beklenen Son















     Claudio Ranieri, kariyerinde her geçen gün tutunamayan teknik adam profillerinden yalnızca biri. 1991'de Napoli ile başlayan macerada takıma Mararona sonrası Zola'yı kazandıran, ardından Fiorentina'yı Serie A'ya çıkardıktan sonra İtalya Kupası'nı kazandıran, 1997-1999 yıllarında çalıştırdığı Valencia'da Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da yaptığı iyi işlerin yanında Mendieta, Canizares, Angulo gibi oyuncuları kulübe kazandıran Ranieri bu geçmişinin parlaklığı ile 2000 yılında 3 yıl sonda zengin bir Rus işadamının hedefi olacak Chealsea'nin başına geçiyordu.

4 yıl kaldığı Chealsea'de, en parlak sezonunu 2003-2004 yılları arasında yaşayan ve kulübün 49 yıllık tarihindeki en iyi derece olan 2.lik ile sezonu bitirmesini sağlayan İtalyan Teknik Adam'ın Maviler adına yaptığı en büyük iş John Terry, Lampart, Cole,Crespo, Makalele, Duff gibi isimleri kulübe kazandırıp Mourinho'ya teslim etmesiydi.

Belki 2004 senesi kariyer grafiğinin zirve yaptığı noktaydı, zira o gün bugündür sürekli bir düşüş olduğu aşikar. Kürkçü dükkanına dönüş ve 2 yıllık Valencia macerası, ardından küçük bir Parma mecerası ve 2 yıl sürecek Juventus teknik adamlığı...

Eylül 2009'da Roma'nın başına geçtiği zaman ne düşünüyorsam bugün de aynı fikirdeyim, yanlış tercihdi özellikle de Spaletti gibi bir teknik adamın ardından. Hafta sonu 3-0 önde iken 3-4 kaybedilen Genova maçı yalnızca bir sebep, Şampiyonlar Ligi'nde tehlikeye giren tur, lider Milan'ın 16  puan gerisine düşmüş olma ve daha da kötüsü geleceğe dair umutların tükenişi bugün Ranieri yerine Montella'yı kulübenin yeni sahibi yapan.

Tipik sakin, iyi huylu teknik adam sonu bu. Ranieri'de yeniden yukarı ivmelenmeyi başarır mı o kimyayı yakalayacak bir takım bulabilir mi bilinmez ama mevcut tablonun hiç de iç açıcı olmadığı çok net.

18 Şubat 2011

Arsenal 2:1 Barcelona















      Bu maçın ardından yazılanlar, yapılan yorumlar, bugün Fanatik Gazetesi'nde olduğu gibi "Barcelona Nasıl yenilir?" tarzından ayrılan sayfalar 90 dakikayı izlememiş hatta maçın 10. ile 70. dakika arasında herhangi bir anına denk gelmeyen birini bir ihtimal farklı düşüncelere sevk edebilir ama birazcık bile belirtilen dilimden feyzlenmiş biri için çok fazla bir şey ifade etmeyecektir, etmemelidir.Özellikle de Barcelona'nın yenilmezlik serisini, bileğinin bükülmezliğini göz önüne alınca yapılan yorumların "Mazlumun yanında olma, ya da gücün karşısında durma" türünden düşüncelerin etkisinde de yapıldığını düşünüyorum.

Arsenal-Barcelona eşleşmesine dair ilk tepkim Wenger sempatisinden ötürü "Yazık olacak" şekilde olmuştu. Fazla şansları olmayacağını, belki oyun olarak birşeyler yapmaya çalışsalar da bunun yeterli olmayacağı, olamayacağı eşleşmeye dair genel düşüncemdi.

Ne oldu peki , bu maç değiştirdi mi kafadakileri? Futbola tarafsız gözlerle bakan biri için bu maçın Barcelona tarafından 2 ya da 3 farklı sonuca getirilememesini tamamen bir futbol talihsizliği olarak görmemek haksızlık olur. Yalnızca Messi'nin bencilliğini bir tarafa koyması, Rivaldo'nun rekorunu başka maça bırakmayı düşünmesi bile yeterli olurdu bunu için. Skor 1-0 iken, bomboş pozisyonda kaleye vurmak yerine Villa'ya topu verse maç 0-2'ye gelecek ve bugün yazılan şablon cümlelerin çoğu çöpe atılacaktı.

Maça Arsenal'in iyi başladığını ilk 10 dakika oyuna tamamen hakim taraf olduğunu, Nasri'nin müthiş bir oyuncu olduğunu ve Fabregas'dan ziyade bu adamı konuşmak gerektiğini de belirtmek gerek ama bundan sonraki 60 dakika boyunca çoğunlukla da ilk yarıda 20 küsürden fazla paslık trafikler ile Arsenal'in gardının sona kadar düştüğünü ama Barcelona'nın tıpkı Real Madrid maçında skor 3-0 iken olduğu gibi öne çıkan defansın arasına müsait pozisyonlarda top atmayarak rakibin umutlarını canlı tuttuğunu görmezden gelemeyiz.

Hikmet Karaman'ın ısrarla Guardiola'nın forvetden oyuncu eksiltip orta saha oyuncusu alması gerektiğini belirttikten sonra Villa-Keita'değişikliği sonrası Barcelona'nın hücumdaki etkinliğinin azalması ve oyunun da 2-1'e gelmesi, Hoca'nın bunu görüp yorumu kesmesi de gayet ilginçti!

Barcelona, Camp Nou'ya giderken elindeki tur şansının bir kısmına rakibin ortak olmasına resmen izin verse de bu maçın gözlerini açmasına yol açıp 2. maçta gerekeni yapmaları da büyük ihtimal olarak duruyor. Elenirlerse "aptallıklarına" doymasınlar...

16 Şubat 2011

Fenerbahçe 2:0 Kayserispor

Bu satırlarda defalarca vurguladık en kötü zamanında bile şu an gelinen durum bazı gerçeklerin er geç kendini göstereceğinin basit yansımlarındna biridir. Kadrosunu elbette defoları olmasına rağmen mümün olduğunca doğru kurmaya çalışmış bir takımın ivmelenince neler yapabileceğinin örneklerini sundu dün Fenerbahçe.

Detaylı analiz yapmayacağım ama bariz olarak dikkat çeken noktalar var:

1) Orta sahada oynayan tüm oyuncular Selçuk dahil dikine oynayan, oynamaya çalışan topla dripling yapan, oyunu hızlandıran isimler. Galatasaray ile küçük bir kıyaslama yapacak olursak Mustafa + Barış + 1/2 Ayhan'ın yapacağı katkıdan daha fazlasını yaptı dün Selçuk. Topla dönüşleri oyunun hızını arttıracak paslar... Bir takımın en zayıf halkası böyle oynarsa kötü performans gösterilme ihtimali o kadar azalıyor ki...

2) Oyuncular pas alışverişlerinde birbirlerine oldukça yakınlar ve çok hareketliler. bu da doğru hem pas hem de topa sahip olma yüzdesinin fazla olmasına yol açıyor. Çok ama çok önemli bir nokta, takım gün geçtikçe yol katediyor.

3) Önde pres yapmanın önemini o kadar iyi kavramış durumdaki Fenerbahçe, zaman zaman çok pres ile kapılan toplarda çok tehlikeli pozisyonlar buluyorlar.

4) Dia'dan alınan verim artmaya başlamış, Mehmet Topzu çok formda, Alex daha fazla mesafe kateder durumda, Özer fit dönmüş ve arzulu, Selçuk bile boyut değiştirmiş... Bir takımın aynı anda tüm bunları birarada bulabilmesi büyük nimet...

Arkasına bu rüzgazır ve geçen seneki son maç tecrübesini almış Fenerbahçe şampiyonluk yolunda Trabzonspor ile birlikte en iddialı takım yapıyor onları. Bursaspor'un bu potaya girme şansını çok düşük buluyorum. Beşiktaş maçı çok kritik dönemeç, kayıpsız geçilirse ben çok kolay puan kaybetmeyeceğini düşünüyorum Fenerbahçe'nin.

Kayserispor, futbolun belirli ilkelerini oyunu ileride oynamaya çalışarak gerçekleştirmeye çalışan güzel bir takım ama dünkü Fenerbahçe karşısında oyunun başında yedikleri erken gol bütün planlarını alt üst etti. Serdar'ı ve Selim'i çok beğendim. Karim Ziani hayal kırıklığıydı, hızlı oynayacağı yerlerde oyunu yavaşlattı ve rakibin kapanmasına yardım etti. Ambramat hızının yardımıyla Fenerbahçe defansını zorlasada son paslardaki başarısızlığı yaptğı artı işleri de siliverdi.