19 Mayıs 2011
El Turco #2
Nuri Şahin'den sonra Milli Takımımız'ın bir diğer oyuncusu daha Real Madrid forması giyecek önümüzeki sezon. 4yıllı sözleşmeye imazayı konduran Hamit'i, Marca Nuri Şahin'den sonra Madrid forması giyecek "Diğer Türk" olarak yazmış, Mesut'u Almanlar'ın arasına yazmışlar anlaşılan. Siteden de bir klip vermişler, bunlar Türkiye'yi nerede zannediyorlar bilmiyorum ama "orient" bir hava verdikleri kesin seçilen arka fon müziği ile, pek hoşuma gittiğini söyleyemem doğrusu bu seçimin.
Hamit, Bayern Münih'de düzenli olarak forma giymese de oynadığı zamanlarda her zaman katkı yapmayı bildi, özellikle geçen sezon Ribery'nin sakatlandığı dönemde katkısı tartışılmazdı. Schalke, sonrasında Bayern ve Real Madrid, çok güzel bir yol. Yine bu yolun bir Türk futbolcusuna ait oluşu ister istemez gururumuzu okşuyor.
Mourinho'nun gelecek yıla dair 2 transferinden Nuri için orta sahada top kullanma becerisini arttırma düşüncesinin yanısması demiştik, peki Hamit için tasarlanan ne olabilir? Hamit'in çok yönlü oluşundan hareket etmek gerek öncelikle. Kanatlarda oynama özelliği ilk akla gelen nokta ama Di Maria ve Ronaldo ile o bölgelerin kapatıldığını görüyoruz. Özellikle sağ tarafın yedeklenmesinde kullanılabilir, bunun dışında orta sahada kullanılması daha muhtemel geliyor bana. Alonso, Nuri ve Hamit'den 3'lü bir orta saha kurulabilir mi sorusu ister istemez akla geliyor. Sol iç Nuri, sağ iç Hamit ve ortada Alonso. Nuri'nin sol içtek oynama durumu hafif soru işareti gibi olsa da bu 3'lüyi önümüzdeki sene sahada görebiliz. Daha sağlam bir kadro değerlendirmesi için orta sahaya yapılacak dier transferleri de görmek gerek.
Tekrar hayırlı olsun Hamit Altıntop ve Türk Futbolu'na bu transfer. Her ne kadar Almanya'da alt yapısını almış olsada Türk futbolcular için gelecek hedeflerini yüksek tutma anlamında çok önemli hamleler bunlar. Bunlara ek olarak bir de Gökhan Gönül'ün yapacağı bir transfer geleceğe bakışı ve bazı önyargıları çok farklı şekilde değiştirebilir.
Johan Elmander Galatasaray'da
Ünal Aysal, NTVSPOR'da az önce açıkladı yarın da resmi açıklama yapılacak. Sanırım ilk olarak 3 yıl önce Galatasaray'ın gündemine gelmişti, kısmet bugüneymiş ama...
Ne kadar tatmin edici orası tartışılır, soru işaretlerim var. Toulouse'da çok verimli olurken Bolton'da Fransa yıllarının gerisinde kaldı, fakat her iki ülkede oynarken de ortak özelliği toplamda 30 maçın üstünde forma giyiyor olması. Teknik ve assit özelliği olan, fiziğine göre hızlı bir isim. Cenk Tosun'a benziyor stili ama daha hızlı, aklıma Cenk'in yaptığı katkı ve etki gelince umutla da bakılası bu hamle kıvamına geliyor ama yine de bekleyip görme yanlısıyım, zaman içerisinde sağlıklı değerlendirmeler ile bu satırlarda beraber oluruz zaten.
Nuri Şahin & Real Madrid Buluşması
2 hafta önceki “Yenilsen de Yensen de” programında tartışma hafiften bu mevzuya dayanmıştı ama derinlemesine inememiştir. Porto’nun oyncu tarama ssitemi ve bu oyuncuları pazarlama becerisi üzerine “Türkiye’deki oyunculara Avrupa’daki bakış farklı yorumları gelmişti”. Çok da aynı düzlemde olmasa da Türk oyuncu eksenindne hareketle bu tür bir transfer hareketinin gerçekleşmesi gerçekten önemli ama Almanya’da alınmış bir futbol eğitiminin altını kalın çizgilerle çizerek elbette.
Mesut’un da yine Türk kökenli bir futbolu olarak Real Madrid forması giymesi bir çoklarımı heyecanlandırsa da kendisini Alman gibi hissedişi ve normal olarak Alman Milli Takımı’nı tercih etmesi bu çoşkunun şiddetini azaltıyordu. Nuri’nin transferi sonrası artık Real Madrid maçları daha farklı bir boyut kazandı.Dünya’nın en büyük kulüpelrinden birinde hatta ilk 3^te yer alanında forma giyen ilk Türk kökenli & Türk Milli Takım oyuncusu oluşu gerçekten gurur duyulacak bir olay.
17 yaşında U-17 Milli Takımı Kaptanı olarak Şili’deki turnuvada gözlerimizin pasını silmişti. Hemen ardından Fatih Terim’in itinayla üzerinde duruşu ve hoş bir tesadüfle ilk A Milli Takım golünü Almanya’ya karşı atışı iyice benimsetmişti onu bizlere. Açıkçası sonrasındaki dönem benim kurguladığımdan daha yavaş ilerledi.” 2007-2008 sezonunde Feyenord’a kiralık olarka gönderilişi b. Dortmund’da oynamasını beklerken beni hayal kırıklığına uğratmıştı. O kiralık dönem sonrasında yavaş yavaş yükselen grafiği ve bugün geldiği nokta tüm övgüleri hakettiriyor.
Peki akıllardaki asıl soruya gelelim şimdi? “Nuri, Real’de oynar mı?”. Geçen sezon da yine böyle erken transferi Di Maria transferi haberleri sızmıştı ve şu an Arjantinli’nin takım için önemi ortada. Yani bir oyuncuyu bu kadar erken transfer ediyorlar Real Madrid ve dolayısı ile Mourinho, kesinlikle belirli planların önemli bir parçası olmasını istemeleridir bunun asıl nedeni.
Real Madrid orta sahasının özellikle Barcelona maçlarıdaki top tutamayan, çaresiz hali belli ki bazı hamleler yapmaya itmiş İspanyolları ya da Portekizli’yi. Xabi Alonso’yu bir tarafa koymak gerek çünkü pas oyununa oldukça yatkın bir isim ama Khedira ya da Lass’ın oyunun 2 yönünü oynama, pas oyununda etkin olabilme anlamında eksikleri olduğu ortada. Alonso’da dahil olmak üzere bu 3’lünün skora katkılarınında Real Madrid orta sahasının olması gereken seviyenin altında olduğunu da belirtmek gerek. Bu koşullar altında Khedira’nın yerine ve Alonso’nun yanına yapılan bu hamle ile, topa daha çok hakim olma ve skora daha fazla katkı yapabilen bir orta saha kurgusu oluşturma mantalitesi var ki bence de gayet mantıklı. Bu noktada Nuri’nin şans bulacağını düşünüyorum sadece tek bir soru işaretim var, defansif sertlik anlamında hangi noktada olacağı ama onun da Mourinho ile beraber alt edilmesi olası.
Özetle, Real için belirli bir plan dahilinde yapılmış bu trasnfer sonrası umarız Nuri’yi O beyaz forma altında çokça izleme fırsatı bulabiliriz.
Mesut’un da yine Türk kökenli bir futbolu olarak Real Madrid forması giymesi bir çoklarımı heyecanlandırsa da kendisini Alman gibi hissedişi ve normal olarak Alman Milli Takımı’nı tercih etmesi bu çoşkunun şiddetini azaltıyordu. Nuri’nin transferi sonrası artık Real Madrid maçları daha farklı bir boyut kazandı.Dünya’nın en büyük kulüpelrinden birinde hatta ilk 3^te yer alanında forma giyen ilk Türk kökenli & Türk Milli Takım oyuncusu oluşu gerçekten gurur duyulacak bir olay.
17 yaşında U-17 Milli Takımı Kaptanı olarak Şili’deki turnuvada gözlerimizin pasını silmişti. Hemen ardından Fatih Terim’in itinayla üzerinde duruşu ve hoş bir tesadüfle ilk A Milli Takım golünü Almanya’ya karşı atışı iyice benimsetmişti onu bizlere. Açıkçası sonrasındaki dönem benim kurguladığımdan daha yavaş ilerledi.” 2007-2008 sezonunde Feyenord’a kiralık olarka gönderilişi b. Dortmund’da oynamasını beklerken beni hayal kırıklığına uğratmıştı. O kiralık dönem sonrasında yavaş yavaş yükselen grafiği ve bugün geldiği nokta tüm övgüleri hakettiriyor.
Peki akıllardaki asıl soruya gelelim şimdi? “Nuri, Real’de oynar mı?”. Geçen sezon da yine böyle erken transferi Di Maria transferi haberleri sızmıştı ve şu an Arjantinli’nin takım için önemi ortada. Yani bir oyuncuyu bu kadar erken transfer ediyorlar Real Madrid ve dolayısı ile Mourinho, kesinlikle belirli planların önemli bir parçası olmasını istemeleridir bunun asıl nedeni.
Real Madrid orta sahasının özellikle Barcelona maçlarıdaki top tutamayan, çaresiz hali belli ki bazı hamleler yapmaya itmiş İspanyolları ya da Portekizli’yi. Xabi Alonso’yu bir tarafa koymak gerek çünkü pas oyununa oldukça yatkın bir isim ama Khedira ya da Lass’ın oyunun 2 yönünü oynama, pas oyununda etkin olabilme anlamında eksikleri olduğu ortada. Alonso’da dahil olmak üzere bu 3’lünün skora katkılarınında Real Madrid orta sahasının olması gereken seviyenin altında olduğunu da belirtmek gerek. Bu koşullar altında Khedira’nın yerine ve Alonso’nun yanına yapılan bu hamle ile, topa daha çok hakim olma ve skora daha fazla katkı yapabilen bir orta saha kurgusu oluşturma mantalitesi var ki bence de gayet mantıklı. Bu noktada Nuri’nin şans bulacağını düşünüyorum sadece tek bir soru işaretim var, defansif sertlik anlamında hangi noktada olacağı ama onun da Mourinho ile beraber alt edilmesi olası.
Özetle, Real için belirli bir plan dahilinde yapılmış bu trasnfer sonrası umarız Nuri’yi O beyaz forma altında çokça izleme fırsatı bulabiliriz.
12 Mayıs 2011
El Campeon!
Levante deplasmanında alınan 1-1 beraberlik sonrası ligin bitimine 2 hafta kala malum olanı ilan etti Barcelona. Guardiola üst üste 3. kez Şampiyonluğu elde ederek yoluna emin adımlarla devam ediyor. Maç sonrası verdiği demeçler içerisinde en önemli olanı ise " Bazı pozsiyonlarda eksikliklerimiz var ve transfer yapacağız" demesiydi. Forvet, sol bek mevkileri için transfer neredeyse garanti gibi. Fabregas'ın orta sahaya gelme ihitmali var, Lanus'un kalecisi ile de ilgileniliyor, bu yaz hareketli geçeceğe benziyor.
Bu arada Barcelona resmi sitesinde bir yazı var, burada Robson,Van Gaal, Ferrer, Rexach, Rijkaard geçişinden ve tabiki Guardiola dönemindne bahsederken en önemli rolü Rijkaard'ın oynadığından dem vuruluyor. 2 lig ve Avrupa Şampiyonluğu sonucunda eski güzel günlere dönüşün başladığıdan ve Guardiola'nın Rijkaard'dan aldığı projeyi daha mükemmel hale getirdiğinden bahsediliyor. Surinamlı tohumu, mayası ya da her neyse bu topraklarda, sularda tutmadı ama hala uzaklarda ondan saygı ile bahsedenler, hakkını teslim edenler var.
Bu arada konudan sağmayalım, Felicitaciones Barça!
11 Mayıs 2011
Kupa Beyi Beşiktaş
Beşiktaş için tüm sezonun özeti niteliğindeki bu maç geleceğe bakışdan tutun, bazı isimlerin karederine, taraftar psikolojisinden yöneticilerin transfer alışkanlıklarına bir çok şeyi etkileyecek kilidin taa kendisiydi. Beklediğimden daha tutuk bir Beşiktaş daha hareketli ve aktif bir İBB takımı buldum. Ali Güzeldal'ın eksikliği orta sahada organize olma anlamında sıkıntı yaratsa da İBB'de Holmen'in gerçekten takdirlik futbolu, İbrahim Akın'ın ileride top tutan anlayışı ve İskender'in zaman zaman hareketliliği Abdullah Avcı'nın ekibini ayakta tutan temel etkenlerdi. Defanstaki 2 ağır isme rağmen maçn büyük bölümünde bireysel hatalar dışında organize pozisyon vermemeleri de dikkat çekiciydi. Tum maç boyunca etkisizdi ve yerine giren Gökhan'uın getirdiği hareketlik sonrası golün gelişi de tesadüf değildi.
Beşiktaş'ı daha aktif bir oyun anlayışı ile görmeyi umut ediyordum. Oyunu rakip sahaya neredeyse 90 dakikada sadece İbrahim Akın'ın bence yanlış şekilde dışarı alınıp Belediye'nin ileride top tutma sıkıntısı baş göstermeye başlayınca yıkmayı başarabildiler. Net pozisyonları bulmuş olsalar da günün en dikkat çekici ve başarılı isimlerinden belki de başında gelen Hasagiç set çekiverdi kaleye ve net pozisyonlarda geçit vermemeyi başardı. Fernandez ve Sivok günün en iyi 2 ismiydi Siyah-Beyazlı ekipte. Elbette kişisel yetenekleriyle ön plana çıka Queresma'yı da eklemek gerek aralarına ama bireyselliğin dozajının kaçışının zaman zaman sinirleri gerdiğini de belirtmek gerek. Rüştü'nün de gayet başarılı oldğu gerçeğini de atlamayalım.
Beşiktaş kötü geçen sezonu iyi bitirerek gelecek sezona umutla bakmak için elle tutulur bir nedene sahip şimdi. Muhtemelen bu kupa ile gelen motivasyon yıldız transferleri ile pekişecek. Burada Fernandes'in gidecek olması bir dezavantaj olacak çünkü gerçekten yetenekli ve oyunu 2 yönlü oynayan bir isim olması itibariyle değerli bir oyuncu belki çok fazla oynamadığı için dikkat çekmedi ama bu akşam çok iyiydi attığı penaltı da çok klastı.
Benim öngörüm bu başarının elbette motivasyonu arttıracağı yönünde ama Beşiktaş'lı yöneticilerin yanlış karar verme potansiyellerinin fazla oluşu ve yıldız takıntıları nedeniyle 2-3 takviye ile şampiyon olacağına inanışan bu takımın gelecek sezon o hedeflenen çizgide olmayacağını düşünüyorum. Yani daha sağlam rütuşların yapılması lazım. Gelecek olan isimlere bakarak elbette değerlendirmeleri yaparız ama şu anlık düşüncelerim bu şekilde.
Maçın kader anı Metin'in penaltısında Rüştü'nün yerdeki hareketiydi bence. Direkten dönen top sırtı yere dik duran Rüştü'nün muhtemelen yere indikten sonra bele çarpışı ile birlikte kaleye gidebilirdi. Gayri ihtiyari olsa da yerde toparlanmaya çalışarak belini yere paralel konuma getirdikten sonra topun ileriye doğru yönlenmesini sağlayacak bu şekilde maçın dönümünü farkında olmadan sağlamış oldu tecrübeli eldiven.
Bu sonucun Tayfur Havutçu'nun kaderine nasıl etki edecek, en merak ettiğim nokta da burası? Beklemedeyim...
Beşiktaş 6: 5 İ.B.B
Stat: Kadir Has
Hakemler: Yunus Yıldırım xx, Baki Tuncay Akkın xx, Volkan Narinç xx
Beşiktaş: Rüştü xx, Ekrem x, Sivok xx, Aurelio x, İsmail x, Fernandes xxx, Necip xxx, Quaresma xx, Guti x (Dk. 106 Hilbert), Simao x, Bobo x (Dk. 56 Almeida xx)
İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Hasagiç xx, Rızvan xx, Can xx, Metin xx, Ekrem xx, Cihan xx, Mahmut xx, Holmen xxx, İskender xx (Dk. 105 Tevfik x), Tum x (Dk. 56 Gökhan Ünal xx), İbrahim xxx (Dk. 83 Gökhan Süzen x)
Goller: Dk. 33 Quaresma, Dk. 78 Sivok (Beşiktaş), Dk. 53 İbrahim (penaltıdan), Dk. 68 Gökhan Ünal (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Sarı kartlar: Dk. 13 Ekrem, Dk. 75 Quaresma (Beşiktaş), Dk. 45 Metin, Dk. 62 Mahmut, Dk. 120 Holmen (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Beşiktaş'ı daha aktif bir oyun anlayışı ile görmeyi umut ediyordum. Oyunu rakip sahaya neredeyse 90 dakikada sadece İbrahim Akın'ın bence yanlış şekilde dışarı alınıp Belediye'nin ileride top tutma sıkıntısı baş göstermeye başlayınca yıkmayı başarabildiler. Net pozisyonları bulmuş olsalar da günün en dikkat çekici ve başarılı isimlerinden belki de başında gelen Hasagiç set çekiverdi kaleye ve net pozisyonlarda geçit vermemeyi başardı. Fernandez ve Sivok günün en iyi 2 ismiydi Siyah-Beyazlı ekipte. Elbette kişisel yetenekleriyle ön plana çıka Queresma'yı da eklemek gerek aralarına ama bireyselliğin dozajının kaçışının zaman zaman sinirleri gerdiğini de belirtmek gerek. Rüştü'nün de gayet başarılı oldğu gerçeğini de atlamayalım.
Beşiktaş kötü geçen sezonu iyi bitirerek gelecek sezona umutla bakmak için elle tutulur bir nedene sahip şimdi. Muhtemelen bu kupa ile gelen motivasyon yıldız transferleri ile pekişecek. Burada Fernandes'in gidecek olması bir dezavantaj olacak çünkü gerçekten yetenekli ve oyunu 2 yönlü oynayan bir isim olması itibariyle değerli bir oyuncu belki çok fazla oynamadığı için dikkat çekmedi ama bu akşam çok iyiydi attığı penaltı da çok klastı.
Benim öngörüm bu başarının elbette motivasyonu arttıracağı yönünde ama Beşiktaş'lı yöneticilerin yanlış karar verme potansiyellerinin fazla oluşu ve yıldız takıntıları nedeniyle 2-3 takviye ile şampiyon olacağına inanışan bu takımın gelecek sezon o hedeflenen çizgide olmayacağını düşünüyorum. Yani daha sağlam rütuşların yapılması lazım. Gelecek olan isimlere bakarak elbette değerlendirmeleri yaparız ama şu anlık düşüncelerim bu şekilde.
Maçın kader anı Metin'in penaltısında Rüştü'nün yerdeki hareketiydi bence. Direkten dönen top sırtı yere dik duran Rüştü'nün muhtemelen yere indikten sonra bele çarpışı ile birlikte kaleye gidebilirdi. Gayri ihtiyari olsa da yerde toparlanmaya çalışarak belini yere paralel konuma getirdikten sonra topun ileriye doğru yönlenmesini sağlayacak bu şekilde maçın dönümünü farkında olmadan sağlamış oldu tecrübeli eldiven.
Bu sonucun Tayfur Havutçu'nun kaderine nasıl etki edecek, en merak ettiğim nokta da burası? Beklemedeyim...
Beşiktaş 6: 5 İ.B.B
Stat: Kadir Has
Hakemler: Yunus Yıldırım xx, Baki Tuncay Akkın xx, Volkan Narinç xx
Beşiktaş: Rüştü xx, Ekrem x, Sivok xx, Aurelio x, İsmail x, Fernandes xxx, Necip xxx, Quaresma xx, Guti x (Dk. 106 Hilbert), Simao x, Bobo x (Dk. 56 Almeida xx)
İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Hasagiç xx, Rızvan xx, Can xx, Metin xx, Ekrem xx, Cihan xx, Mahmut xx, Holmen xxx, İskender xx (Dk. 105 Tevfik x), Tum x (Dk. 56 Gökhan Ünal xx), İbrahim xxx (Dk. 83 Gökhan Süzen x)
Goller: Dk. 33 Quaresma, Dk. 78 Sivok (Beşiktaş), Dk. 53 İbrahim (penaltıdan), Dk. 68 Gökhan Ünal (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Sarı kartlar: Dk. 13 Ekrem, Dk. 75 Quaresma (Beşiktaş), Dk. 45 Metin, Dk. 62 Mahmut, Dk. 120 Holmen (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
10 Mayıs 2011
Şampiyon Panathinaikos
Hani Vizontele'de televizyonu gören köyün delisi "Şerefsizim benim aklıma gelmişti" tepkisi veriyordu ya, Barcelona serisinin kaybettikleri ilk maçınd bile Obradovic'in yönetimini gördükten sonra "Bu Pana'nın bileği zor bükülür" demiştim. İlk maçı da son saniyede kaybedip geriye düşmelerine rağmen bir koçun takımı nasıl yönlendirdiğinin en güzel örneklerini sergileyen bu takımın yolunun uzun olduğu ortadaydı.
Final Four eşleşmelerine bakınca Final'in adının Pana-Maccabi olacağını söylemek kainlik değildi zaten. Hatta açıkçası bu aşamadan sonra Yeşiller'in kupayı vereceklerini de zannetmiyordum.
Daha ilk çeyrekte kontrolü eline alan taraf Pana idi 22-15 biten bu çeyreğin ardından, 2. çeyrekte Maccabi'nin 4 sayılık üstünlüğü ile devre kafa kafaya bitti. 3. çeyrek ile birlikte açılan fark artık zamanın tükenip kupanın Yunanlılar'ın elleriyle buluşmasının beklediği anların sahnelenmesinin temel nedeniydi.
Maç boyunca Sarılılar'ın 2 sayı isabetinde %39 ile oynarken Pana'nın %62'lerde oluşu zaten farkı izah eden en temel gösterge yanında bir de 9 adetlik defansif rebound farkını eldedik mi (Schortsanitis'in erken faul problemine gidişi de bunun en önemli sebebiydi) çok da bir şey yazmaya gerek kalmıyor.
Panathinaikos bu sonuçla 6. şampiyonluğunu kazanmış oldu, koç Obradoviç ise toplamda 8. Pana ile 5. şampiyonluğu hanesine yazarak bu alandaki rekorun sahibi olmuş oldu. En çok kazanan takım sıralamasının tepesinde ise Real Madrid olduğunu hatırlatalım.
MVP'yi maçı izlemeyenler de tahmin etmiştir: Dimitris Diamantidis. Barça serisini takımına getiren isim, Euroleague tarihinde Final Four'da 2. kez MVP seçilen 3. isim olarak da adını yazdırmış olde gelecek nesillerin ezberleyeceği satırların arasına.
Maçın ilginç görüntülerinden biri de Rusya Milli Takımı sonrası Efes Pilsen'e büyük umutlarla getirilen ama hayal kırıklığı yaşanan, yaşatan,yaşayan David Blatt'ın bench'de oluşuydu.
06 Mayıs 2011
Braga - Porto Dublin'e
Genç teknik adamlar Dublin yolunu takımlarına aralayıverdiler. Porto kadrosu itibariyle ciddi potansiyel taşısa da Braga gibi çok daha mütevazi bir kadro Avrupa'da son 3 yıldaki yükselişinin finalini müthiş yaptı. Çok merak ettiğim bir istatistik var: Braga'nın topla oynama yüzdesi. Topa hakim olmaktan ziyade alanlarını korumayı tercih ediyorlar. Bir araştırma yapıp burada gerekli paylaşımı yaparım.
Finaldir, havası farklıdır ama bu akşam eksik Benfica'nın direkten dönen çizgiden çıkan topları olduğunu görmezden gelemeyiz. O nedenle Porto mevcut kadrosu ile kupanın bir tarafından sıkı sıkıya tutunmuştur. Son 4 sezonda iki takım arasında oynaya 10 karşılaşmanın 7'sini Porto kazanırken, 2 kez Braga sahadan galibiyet ile ayrılan takım olmuş.
Çok değil 2 hafta sonra sonucu göreceğiz, Domingos Paciencia'nın çok çalışması gerek ama kupayı alacak olursa elindeki imkanlara göre çok büyük bir iş başarmış olacak.
27 Nisan 2011
Real - Barça İlk 11 & Maç Öncesi
Kadrolar yukarıda. Sol bek de mecburen Puyol var, Maxwell ve sakat Adriano kadroda yok. Iniesta da ne yazık ki oynamayacak yerinde Keita var. Yedeklere bakınca geriye düşen takıma güç katacak isim yok gibi ama genç oyunculardan birinin kariyerinin dönüm noktası da olabilir kim bilir?
Real Madrid'de Carvallo olmayınca Albiol defansa çekilmiş Pepe yine orta sahada geçen 2 maçtaki gibi. Lass, Khedira'nın yerine sahada. Mesut, CR7, Di Maria sahada, yedek kulübesi de ziyadesi ile zengin. Kaka, Benzema, Higuain görev bekliyor.
Maç öncesi ibre güçlü bir şekilde Real Madrid tarafında, Barcelona'nın eksikleri başına iş açabilir ayrıca topla kaleye girmeye çalışmaları da. Iniesta oyun planı içerisinde bence çok önemli eksikliği hissedilecektir.Gönlüm Barcelona'dan yana olsa da kadroları, psikolojiyi değerlendirince Mourinho final biletini geçen sene Inter ile yaptığı gibi ilk maçta kapabilir.
26 Nisan 2011
Finale Doğru: Manu vs. ?
Schalke-Manchester United maçının 70. dakikası. 65 dakika 0-0 giden maç 5 dakikada gelen 2 gol ile ilk finalistin adının ilanına dönüştü. Ryan Giggs ve Rooney'nin golleri rövanş maçını formaliteye dönüştürdü. Özellikle 2 golde rakip sahada 2 pas ile gole nasıl gidileceğinin uygulamasını gördük. Bu maç daha fazla gole gebe gibi. Final için tahminim Barça-Manu idi, bir taraf tamam bakalım diğer taraftan kim gelecek?
El Classico'dan Finale?
Marca.com'un anketine 80 bin kişi katılmış sonuçlar ise görüldüğü gibi. 5-0'ın izleri silinmiş, Real Madrid tarafında umut pompalanmış ve %60 gibi bir oranla Beyaz'ların finale çıkacağı öngörüsü hakim. Mourinho'nun dengeleri ne kadar değiştirdiğinin kanıtıdır bu ama ben bu kadar iyimser değilim Başken Ekibi için.
El Classico'lardan Geriye Kalanlar
18 günde 4 El Classico hedefi ile çıkılan yolun tam olarak yarısındayız. Önümüzdeki 8 günlük süreçte belki de en önemli 2 maçlık seri bekliyor bizleri. Geride kalan 2 maçta ilk maçtaki 5-0'lık hezimetin ardından bir beraberlik ve bir galibiyet ile Mourinho'nun karizmayı çok iyi toparladığını söylemek pekala mümkün üstelik 18 yıldır kupayı kazanamayan Real Madrid'e kupayı daha ilk senenizde hem de ezeli rakibinizi yenerek kazandırıyorsanız. Winner olmak kolay değil ve bu ünvan Portekizli'ye fena halde yakışıyor!
İlk maç için gene kanı paralelindeyim, ülkemizde olsa bu mu Dünya Derbisi diye eyrden yere vuracağımız türden bir maç oldu. Pepe'li orta saha tahmin ettiğimiz üzere daha sert, daha fazla alan kapatan bir görünümdeydi. Tahminimizin aksine yaratıcılık konusunda da çok kötü olmadıkları da ortadaydı. İlk yarıda kaleyi yoklayan net pozisyonları da buldular. Barça çok daha rölantiydi ilk yarıda hatta maç boyunca. Bir süredir süre gelen bocalama belirtileri ufaktan kendini göstermeye başlamıştı.
Barcelona karşısında rakip takımların saman alevi gibi süren akınlarını görmemizin en büyük nedeni Katalanlar'ın oyun modelinden kaynaklanıyor. Hem topa sahip olma hem de kaybedilen topu yeniden kontrolü altına alma anlamındaki müthiş tutku rakip takımların başlarının en büyük belası. Dolayısı ile Barcelona'dan arda kalan kısa zamanda çok becerikli ve marifetli olmak zorundasınız.
2. yarıda Barcelona oyunu kontrolü altında tutarken rakibin 10 kişi kalışı ve 1-0 öne geçiş sonrası muhtemelen Madridliler "Yine mi?" sorusunu sormaya başlamışlardı. Barcelona oyunu rölantide görümeyi düşünürken Mourinho'nun cesur hamleleri ve Mesut'un oyuna ağırlığını koyuşu ile oyun içersinde kurulan baskı çok net görülmeye başlandı. Seyirci desteği de arkaya alındıktan sonra hakem'in bence hatalı bir kararı ile verilen penaltı ile skor 1-1'e geldi. Maçın hakkı nedir diye sorulsa sahadaki oyun sonrası herhangi bir tarafın 3 puanına kolayca karar vermek de kolay değildi.
Maç sonrası Mourinho'nun Barça karşısında özellikle 10 kişi kaldıktan sonra sergilenen oyundan dolayı mutlu oluşu ve "10'a 11 şeklinde hazırlanmaya gidiyoruz" şeklindeki mesajları dikkat çekiciydi ve sonraki maçlar için alınan umudun yansımasını çok net hissetmek mümkündü.
Copa Del Rey ise lig maçının tam aksine çok daha heyecan doluydu. Tek maçlık bir sürecin içinde olunması muhtemelen oyun anlayışını etkilene en önemli unsurlardan biriydi. Madrid'in Pepe'li orta saha dizilişi ile ortaya koyduğu sert futbol "iyi niyetli ve temiz çocuklar topluluğu" Barcelona'yı ilk yarı boyunca feci halde bocalattı. Bu süre içerisinde maç 2-0'a çok rahat gelebilirdi. Hakem'in bu süre içerisinde Pepe'yi çok rahat şekilde çift sarı karttan atabileceği gerçeğini de eklemek gerekiyor.
2. yarı ise 5-0'lık maçın kesitlerini gördük. Topa sahip olan, dönen topları alan rakibe neredeyse top göstermeyen Barcelona kontrolü tamamiyle ele geçirdi. Real Madrid'e yapılacak tek şeyi yani tüm boşukları kapatmaya çalışmaktan başka bir şey de kalmıyordu. Bu süre zarfında kale önüne kadar gelen ama kaleye şut çekmeyi akıl edemeyen, neredeyse topla kaleye girmeyi deneyecek kadar tek yönlü oynuyor olmaları da şaşılmayacak gibi değil. Barcelona'nın oyun modeline büyük saygı duyuyorum ama golü hep aynı biçimde aramalarına değil! Oyuna bu kadar hükmedip gol anlamında bu kadar çaresiz kalınması...
Tamam Mourinho boşlukları çok iyi kapattı, takımı iyi motive etti ki şu ana kadar Barcelona karşısında onları zor duruma düşürmüş 2 takımın da yaptıklarını ve sonunda karşı karşıya kaldıkları kaderi düşününce ( Biri 2011'de Valencia, o maçta Barça 1-0 kazandı ama Valencia öne basarak Barça'ya top yaptırmadı ve ciddi pozisyonları harcadı, diğer takım ise Barça'nın çizgi defansı arasına hızlı toplar ile sızmayı çok iyi başaran Lucescu'nun Shaktar'ı...) eldeki alternatifler çok da çeşitli değildi. Bu şartlarda da en makullerinden birini uyguluyordu Real Madrid ama yine de bir fakat'ı var... Barcelona bu maçı pekala alabilirdi.
Eğer elinde benim de haksızlık ettiğim Etoo olmuş olsaydı. Müthiş formsuz olan Villa'nın yerinde hem şut özelliği olan, hem delici hem mücadeleci hem Real'in sertliğine karşılık veren bir futbolcu olmuş olsa Kupa başkent'e değil Barcelona'ya doğru yol alabilirdi.
Hakem ise maçı gerçekten "idare" etti. Hakemlik yaptığım için yüz ifadelerinden neler hissettiğini anlamaya çalıştım, Alonso ve Pepe'ye 2. sarı kartı göstermesi gereken pozisyonlarda yüzünün halini aldığı hal gerçekten doğru bildiğini yapmamak için çırpınan bir insanın haleti ruhiyesini çok iyi anlatıyordu. Şampiyonlar Ligi'nde daha adil bir yönetim ile Real Madrid'in maçı 11 kişi tamamlaması kolay değil.
Guardiola'nın bazı şeylere çözüm bulması gerektiği ortada, "biz oyun yapımızı değiştirmeyeceğiz" dese de farklı senaryolar üzerinde durduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki sene için de özellikle forvet için daha kapsamlı değerlendirmeler de yapacaktır.
Mourinho, bir şekilde Barça'ya "seni durdurabilirim" mesajı verdi ve bu mesajın karşı taraf için ciddiye alınacak çok öenmli yanları olduğu ortada yoksa bedeli Şampiyonlar Ligi'nden elenmeye gidecek kadar ağır olabilir.
20 Nisan 2011
El Classico // Copa Del Rey ( Kral Kupası ) ilk 11!
İlk 11'ler belli oldu, ilk maçta oyuna sonrada giren ve takımın temposunun artmasındaki ana aktörlerden Mesut, Benzema ile yer değiştirmiş. Pepe'nin orta saha performansı Mourinho'ya umut vermiş olacak ki orta sahayı Khedira-Pepe-Alonso 3'lüsü ile oluşturmuş. Pepe'nin orta saha performansını hafta sonu oynanan maç öncesinde sert, dayanıklı ama organizayon sıkıntısı çekebilecek bir kadro olarak yorumlamıştım. Dayanıklılık konusu tahminimiz ile örtüştü ama organizasyon konusunda da kötü değildi Real Madrid. Bu akşam Mesut'un da oluşu daha tehlikeli yapacaktır Beyazlar'ı.
Barça tarafında ise 2 önemli değişiklik var. Kupa maçlarında kaleyi Pinto teslim aldığı için kadroda, ek olarak Puyol-Mascerano yer değiştirmesi var. Puyol'un olmaması ile muhtemelen Busquets defansa kayacak ve Mascerano önde oynayacak, tam tersi de olabilir ama pek ihtimal vermiyorum. Mascerano'nun orta sahada oluşu bence Barça'nın uyumunu etkileyek, orada Busquets kadar efektif olamadığı ortada. Kalede Pinto'nun oluşu da Barça için dezavantaj olabilir.
Tek maç ve ucunda kupa var. Cumartesi günü Real'e büyük moral verdi, bu akşam kupa tam ortada, her 2 tarafta kazanmaya eşit mesafede bence, gönlümse tabiki Barça'dan yana.
19 Nisan 2011
Bülent Ünder Neyin Peşinde?
Ne kadar da büyütmüşüz gözümüzde seni? Geçen hafta Pino olayı ile gösterdin kapasiteni, vizyonunu daha ötesi yok zaten. Yabancı bir teknik adam senin bu hafta yaptığını yapsa "hadi neyse" diye geçiştireceğim ama Allha aşkına bu Mustafa Sarp'ı hiç mi izlemedin sen? Göremedin mi bu adamın Galatasaray formasını ancak rüyasında görmesi gerektiğini? Dakikan 90'da Barış oyuna neden girer? Neyi değiştirmesini bekliyorsun, varlığı ile son 2 yılda neyi değiştirdi? Yaşamıyor musun bu ülkede, izlemedin mi hiç maçlar?
Galatasaray sevgini bu hafta göstereceksin Bülent Ünder. Hadi bu haftayı alıp işi garantilemek istedin ama unutmaki sen bir emanetçisin. Alacağın galibiyetler ile değil daha değerli işler ile anılmak senin elinde. Eğer Anıl'ı ilk 11'e koymazsan, Berkin o Arena'nın çimlerine basmaz ise, Cumhur yerine Mustafa Sarp'ı Barış'ı tercih edeceksen bu camiaya zerre saygın yok demektir. Senden beklediğimiz fosilleri temizlemen iken her maçta forma verirken onları başka beklenti içerisinde olma lütfen...
Eğer takımı yakından tanıma ihtimali olan Yerli bir isim bile bu oyuncu tercihlerini yapıyorsa Yabancı teknik adamın gelişi en az 2 yılın daha kaybolması demektir.
(Not. Fotoğraf Nazmi Ağabey'in blog'undan)
16 Nisan 2011
El Classico'ya Doğru: Sarı Melekler!
Sarı melekler'e (sahte sarışın olsalar da )gülmek gerçeten yakışıyor ama maç sonunda sadece 1'i gülebilecek...
El Classico ilk 11'ler
Mourinho ilk maçtaki yumuşak orta sahadan vazgeçip daha sıkı bir yapı kurmak istemiş ama burada Pepe'nin tercih edilme nedeni nedir bilmiyorum. Lass sakat mı ? Barça tarafı ideal 11'de.Puyol yerini almış, sol tarafta hücumcu bek Adriano var ki ben daha çok yakıştırıyorum bu adamı oraya Maxwell ile kıyaslayınca.
Bu orta saha dizilişi Real'i daha sert yapar ama organizasyon konusunda problem yaratabilir.
El Classico'ya Doğru: 50!

Mourinho'nun ilk maçtaki 5-0'ın hezimeti ile içten içe hesaplaşma yaşadığını tahmin etmek çok da zor değil. Kariyeri boyunca aldığı en ağır yenilginin intikamını almak Real Madrid'in başında çıkacağı 50. maça denk gelecek mi göreceğiz.
11 Nisan 2011
Marca'dan Arda'ya...
Galatasaray resmi açıklamayı yaptı marca haberi girdi."Galatasaray, Arda Turan için Atletico Madird ile görüşmelere başladığını açıkladı" başlığıyla duyurdu okuyuculara.
Başlıksız Yazı-2: GS 0:1 TS ( Zenciler vs Beyazlar)
Bu camianın ne puan durumu ne de saha içi performansı bu iç çekişmeler, karışıklıklar kadar üzemez Galatasaraylılar'ı. Maç sonu Bülent Ünder'in yaptığı açıklamalar, Sabri'nin beyatanları daha da ötesinde efane isimlerin arka ( Hakan, Hasan, küçük hakan)plandaki açıklamaları gerçekten düşündürücü ve mide bulandırıcı.
Adnan Polat'ın Galatasaray'ın başına özel bir görevle gönderildiğini düşünüyorum: "UEFA Kupası'nı kaldıran ekiptekilere camia içerisinde beslenen sevgiyi sıfırlamak". Hakan Şükür, Hasan Şaş, Ümit Davala, Hagi ve son olarak da Bülent Ünder... Bu manzarayı görmemek için ne yaşanması gerekirse yaşansın derdim, içimizdeki sevgi tohumlarını tek tek söküp attıran Adnan Polat'ın en büyük hasarı da bu olmuştur.
Gelelim Bülent Ünder'in açıklamalarına . Pino'nun defterini düren açıklamalarının mantıklı tek bir açıklaması dahi yok. Bir liderin ağzından çıkacak son cümle yara sıcak iken verilecke beyanatlardır. Soğuk kanlı olması gerekenlerin böylesine saçma açıklamalar ile takımı kaosa sürüklemelerinin en anlamı var inanın anlamakta aşırı zorluk çekiyorum. Bunları yaparken de Mustafa Sarp, Ayhan gibi isimlerin performanslarına dair dizilen methiyeler de cabası. Yapam Bülent Hoca, sen bari kendine olan sevigiyi tüketme!
Belki de bundan cesaretlenen Sabri'nin de "Herkes aynı mücadeleyi göstermiyor" açıklaması da takım içerisindeki yabancı oyuncuları hedef alarak verilmiş bir beyanattır ve zerre katkısı yotur takımın geleceğine dair. Bu tür sorunları kendi içerisinde çözememiş bir takımın basın önünde bu tür çekişmeler içerisinde olması gerçekten içler acısı durumu gösteriyor.
Dava nedir inanın anlayamıyom. Bülent Kormaz gelir Lincoln'ü çizer, Hagi gelir Misi'yi çizer, Bülent Ünder gelir tamam zeka yoksunu olan Pino'yu çizer ve hepsi de basın, camia önüne atılır. Nedir bu yabancı-yerli çekişmesi nedir bu Zenci-Beyaz çekişmesi kardeşim? Bu kulübün vizyonu bu kadar mı düştü, inanın puan kayıplarından daha acı bu.
Şu takımı yerli oyunculardan bu takımdaki kafatasçılardan kurtaracak bir isim gelmedikçe düzşüğe çıkmak falan hayal. Hala yerli futbolcular aklanmaya çalışılıyor, var mı daha ötesi? Tek kelime ile yazık...
Son cümle: Bülent Tulun, Ünal Aysal ekibinin sportif direktörü olacağından varsayımla bu yerlilerin takımdan temizlenmesi operasyonunun daha da gecikeceğini düşünüyorum. Gelecek çok da aydınlık değil bu akşamdan sonra.
Adnan Polat'ın Galatasaray'ın başına özel bir görevle gönderildiğini düşünüyorum: "UEFA Kupası'nı kaldıran ekiptekilere camia içerisinde beslenen sevgiyi sıfırlamak". Hakan Şükür, Hasan Şaş, Ümit Davala, Hagi ve son olarak da Bülent Ünder... Bu manzarayı görmemek için ne yaşanması gerekirse yaşansın derdim, içimizdeki sevgi tohumlarını tek tek söküp attıran Adnan Polat'ın en büyük hasarı da bu olmuştur.
Gelelim Bülent Ünder'in açıklamalarına . Pino'nun defterini düren açıklamalarının mantıklı tek bir açıklaması dahi yok. Bir liderin ağzından çıkacak son cümle yara sıcak iken verilecke beyanatlardır. Soğuk kanlı olması gerekenlerin böylesine saçma açıklamalar ile takımı kaosa sürüklemelerinin en anlamı var inanın anlamakta aşırı zorluk çekiyorum. Bunları yaparken de Mustafa Sarp, Ayhan gibi isimlerin performanslarına dair dizilen methiyeler de cabası. Yapam Bülent Hoca, sen bari kendine olan sevigiyi tüketme!
Belki de bundan cesaretlenen Sabri'nin de "Herkes aynı mücadeleyi göstermiyor" açıklaması da takım içerisindeki yabancı oyuncuları hedef alarak verilmiş bir beyanattır ve zerre katkısı yotur takımın geleceğine dair. Bu tür sorunları kendi içerisinde çözememiş bir takımın basın önünde bu tür çekişmeler içerisinde olması gerçekten içler acısı durumu gösteriyor.
Dava nedir inanın anlayamıyom. Bülent Kormaz gelir Lincoln'ü çizer, Hagi gelir Misi'yi çizer, Bülent Ünder gelir tamam zeka yoksunu olan Pino'yu çizer ve hepsi de basın, camia önüne atılır. Nedir bu yabancı-yerli çekişmesi nedir bu Zenci-Beyaz çekişmesi kardeşim? Bu kulübün vizyonu bu kadar mı düştü, inanın puan kayıplarından daha acı bu.
Şu takımı yerli oyunculardan bu takımdaki kafatasçılardan kurtaracak bir isim gelmedikçe düzşüğe çıkmak falan hayal. Hala yerli futbolcular aklanmaya çalışılıyor, var mı daha ötesi? Tek kelime ile yazık...
Son cümle: Bülent Tulun, Ünal Aysal ekibinin sportif direktörü olacağından varsayımla bu yerlilerin takımdan temizlenmesi operasyonunun daha da gecikeceğini düşünüyorum. Gelecek çok da aydınlık değil bu akşamdan sonra.
Başlıksız Yazı -1: GS 0:1 TS (Teknik analiz)
Açıkçası atacak başlık bulamıyorum. Bu akşam Trabzonspor'dan puan alacağına inandığım ve sonuna kadar potansiyeli ölçüsünde bunu hakeden Galatasaray'ın puan kaybedişi kadar maç sonu yaşananlar, verilen demeçler de yazıın içeriğini etkileyecek.
NTVSPOR'da Yenilsen de Yensen de programında da üstüne basa basa söylediğim nokta Trabzonspor'un oyun içi uyku hali, tıkanıklığı, uyuşukluğu ve Galatasaray'ın eksiklerin dönüşü ile potansiyelini zorlayarak sahadan en az 1 puan ile ayrılacağını belirttim. Bugün sadece sonua bakan birisi normal bir tablo olarka değerlendirebilir gördüklerini ama saha içi çok farklı şeyler vaad ediyordu.
Sahaya çıkan iki takım kadrosu da mevcut şartlar altında "daha iyisi olamazdı" yorumunu da beraberinde getirecek cinstendi ama planları bozacak ya da maçın seyrini değiştirecek ilk gelişme henüz 1. dakikada Yekta'nın sakatlığı oldu. Yekta'nın sakatlığı kadar elbette yerine oyuna dahil olan oyuncunun Mustafa olması da altı çizilmesi gereken cinstendi. Bu şarlart altında yanı orha sahada BAM üçlüsünün 2'sinin oynadığı bir maçın vaad edecekleri konusunda beklentilerin ne olacağı aşağı yukarı belli iken bence maksimuma yakın verim ile bu maçın en azından rakip için bu kadar zorlu geçmesine sebep oldular.
Örneğin ilk yarı Trabzon'un 1-2 atak dışında ki bunlar da defans arasına hızlı ataklar ile atılan toplardı, pek etkin olabildiğini söylemek mümkün değil. Colman uzun zamandır yokları oynuyor, Umut ileride etkisiz Jaja ve Alanzinho dengesiz oynarken sadece Burak'ın çırpınışları ve Selçuk'un dengeli oynama cabasıydı dikkati çeken. Galatasaray tarafında ise Kazım'ın ilerideki çaresiz yalnızlığı en dikkat çekici hususdu. Ayhan neredeyse hücum hiç çıkmaz ve Mustafa'nın çıkışlarının sonuç getiremeyeceğini az çok tahmin ederken Arda-Culio ve Sabri'nin yapabilecekleri hücum gücünü belirleyecekti. Sabri uzun zamanlı yokluk sonrası oyunun her iki yönünde de yokları oynadı, Culio sahanın en fazla mücadele edeniydi ama takımın hücum yükünü taşıyacak, şekillendirecek isim olmadığı aşikar. Arda ise bulunan pozisyonların içerisinde olmaya çalıştı ama etkisizdi. Bu tabloya rağmen maçın genelince 3 tane net pozisyon yazabiliriz rahatlıkla Sarı-Kırmızılı takım hanesine.
2. yarıda Trabzon pabucun pahalı olması sebebiyle Galatasaray kalesine yüklenmeye çalıştı ama şampiyonluk yolundaki bir takım için yeterli miydi, kesinlikle değil. Burada oyuna bir hamle gerekirken etkisiz Alanzinho'nun çıkışı bence Şenol Güneş'in geçen hafta yaptığı Jaja-Ceyhun değişikliği gibi yanlış hamleydi. Colman'ın tercih edilmesi ve Alanzinho'nun hücum gücünden faydanılmaya çalışılması tercih edilebilirdiki sahaya sürülen isim performansı soru işareti olan Yattara idi. Trabzon bu durumda ike rakip Galatasaray ise ilk yarıda olduğu kadar kaleye gidemese de mücadele olarak Trabzonspor karşısında dik durarak organize olmasına izin vermiyordu.
Burada tıpkı Yekta'nın sakatlığı gibi maçın kaderini değiştiren 2. olay sahnelendi. Yekta'nın sakatlığı Galatasaray'ın hücum gücünü fazlasıyla etkilemişken, artık rakip kaleye Galatasaray'ın gidişleri azalmış ve maç daha çok orta saha mücadelesine dönmüş iken Bünyamin Gezer'in bence haksız bir kırmızı kartı ile Kazım'ın oyundan atılışı maçın kaderini net olarak çizdi.
Bir çok maçta mücadele olarak fena performans göstermeye Galatasaray yine sonlara doğru kalesinde golü görerek mağlubiyet serisini 4 maça çıkardı. Golde Burak'ın savaşçılığı, defansın arkasına sızışı ve tabiki Jaja'nın asisti takdiri hakediyordu. 1 dakia önce Pino'nun boş pozisyondaki Arda'yı değil de kaleyi tercih ederek önemli bir pozisyonu kendi klasiği gereği heba edişi ve bu pozisyonun devamının gole dönüşmesi ise kaderin bir cilvesi olsa gerek.
Beklentilerime uygun gelişen maç Yekta'nın sakatlığı ve Kazım'ın kartı sonrası denge olarak alt üst oldu ve Trabzonspor, Fenerbahçe maçı sonrası başladığı deplasman serisine ara vermeden yoluna devam etti. Bu kadar etkisiz oynarken alınan 3 puanlar şampiyonluğu çağrıştırsa da geriye kalan 6 haftanın bu futbolla zor geçmeye adaya olduğunu düşünüyorum. Trabzonspor'un Burak'ın istikrarının yanına başka isimleri eklemesi şart, yoksa elde edilen şampiyonluk gerçekten mucizevi olacak.
Galatasaray cephesinde ise yapılacak ilk iş puan cetveline bakmak olmalı. Matematik açısından söylenecekler ortada hatta Galatasaray'ın fiktürü de zorlu ama küme düşme ihtimalinden bahsetmek bile istemiyorum. Böyle bir olasılık görmüyorum.
Bireysel performans açısından bakacak olursak maça, Musyafa Sarp'ın önümüzdeki sene gönderilecekler listesinin başında olması gerektiğinde hemfikiriz ama bu akşam yine oyun içerisinde saklansa da geçmişe göre daha pozitif gördüm. Sahanın en kötüsü kesinlikle Sabri idi, Colman'ı yanına da yazmak lazım Trabzon tarafından. Neill'ı gereksiz bir agresiflik içerisinde görüyorum ve altında art niyet aramak istemiyorum ama çirkin duruyor. Pino oyun zekası olarak yine dengesiz, Insua çok ama çok nafile çaba, Gökhan Zan, Servet'in yanında ayak içine bakılırsa Maradona, hepsinden öte Galatasaray'ın oyunun sonucunu değiştirecek oyucusu yok. Daha net ifadeyle Alex, Jaja ya da Burak'ı yok diyebiliriz ve bu da çok şeye maloldu bugüne kadar bakalım daha neleri götürecek beraberinde.
08 Nisan 2011
UEFA Avrupa Ligi Yarı Final Yolu #1
UEFA Avrupa Ligi maçlarının kaderi Şampiyonlar Ligi Yarı Final maçları ile karbon koya gibi. Hem çok gollü (UEFA'da 19 gol, CL'de 18) hem de yarı finalistler neredeyse belli, sadece Braga'nın avantajı diğerlerine göre çok daha az ama bu seneki formları göz önüne alınırsa yarı finale çıkan ekip olma noktasında favoriler.
Boas'ın Porto'su Falcao'nun hat-trick'inin yanına 2 tane daha ekleyince 5 golle uğurladı Spartak Moskova'yı. Tur umutlarını da Portekiz'de bıraktı Rus Ekibi. İspanya'da isekupanın favorilerinde Zenit'i geride bırakan Twente çok ağır yara aldı, muhtemelen 2. maçın oynanmaması teklif edilse kabul edecekler. Villereal hafta sonu Barcelona maçında da oldukça iyi futbol koymuştu ortaya, gelecek sene Şampiyonlar Ligi'ne kalmaları da neredeyse garanti, formlarının zirvesindeler ve Hollana ekibinin şansızlığı da bu oldu tabiki Nilmar ve Rossi'nin yükselen grafiği de bu akşamki sonuçta oldukça etkili.
Porto ve Villareal artık birbirleriyle yapacakları maçlara konsantre olmaya başlayabilirler, rövanş karşılaşmaları sadece formalite olacak zira.
Benfica 2 sene önce Sanchez Flores yönetiminde iken ve şu andaki kadrodan farklı isimler olsa da yine kaliteli bir ekibi bünyesinde barındırırken Skibbe'nin Galatasaray'ı karşısında yokları oynamışlar hatta grubu sonuncu bitirmişlerdi. Yalnızca 2 yıl sonra yeni teknik adam ama elbette Saviola, daha sağlam bir Aimar, Coentrao, bu gecenin öne çıkanı Salvio gibi isimler ile finale doğru yürüyorlar. Maç 3-0 iken PSV'nin bulduğu gol 2. maçta dengeleri alt üst edebilirdi ama Saviola'nın 93'de attığı güzel gol Benfica'ya yarı final kapısını ardına kadar açtı. Luz stadında 65 kişinin çoşkusu da görülmeye değerdi.
Avrupa Futbolu'nun son 3 yıllık dilimde ne fazla dikkat çeken takımlarından biri kesinlikle Braga. Bu akşam da Dinamo Kiev deplasmanından diğer 3 takım kadar olmasa da avantajlı bir skor ile dönecek eve.Kiev öne geçtiği maçta çok net fırsatları harcayınca deplasmana sıkıntılı gitmek zorunda kalacak. Shevchenko'nun 2. yarıda oyuna girmesine rağmen Van Persie ve Peter Crouch vari gördüğü kırmızı kart ile takımını son 30 dakika eksik bırakması ve kontrolün Braga'ya geçmesi gecenin dönüm noktası olarak gösterilebilir. Kiev2de Jarmalenko ve Eremenko seneye farklı liglerde olabilirler.
Çeyrek finalde 3 Portekiz, 2 Hollanda, 1 İspanya ve 1 Ukrayna takımı var. Şunu biliyoruz artık, 2 Hollanda takımı elveda dedi, 2 Portekiz takımı yoluna devam ediyor ve 1 tanesi de avantajı elinde bulunduruyor, yani yarı finalde 3 Portekizli görebiliriz i bu müthiş bir istatistik. Yanlarında 1 tane de İspanyol'un geleceği de kesin, komşular kendi aralarında oynayıp Dublin'e 2 takım gönderecekler demek.
Yarı final eşleşmeleri Porto-Villareal , Braga / Kiev - Benfica şeklinde olacak. Bakalım Dublin'e kadar kimleri geride bırakacağız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












